sosyal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2011 Perşembe

Yaratıcı endüstrilerimizde güzel gelişmeler oluyor...

Yaratıcı endüstrilerin birbirleri arasındaki etkileşim ya da küresel ağlara dahil olma konusundaki çabalar ufak ufak da olsa yeşermeye devam ediyor. Öncelikle, 10 Mart akşamı kara rağmen yüksek katılımlı bir Pecha Kucha gecesini daha başarıyla gerçekleştirdik. Bir sonraki buluşmamız 12 Mayıs'ta yine Yapı Endüstri Merkezi'nde düzenlenecek. Bekleriz.



Hizmet tasarımına yönelik tadımlık ama uluslararası bir etkinlik olan Global Service Jam’in İstanbul ayağı da 11-13 Mart tarihleri arasında gerçekleştirildi. GSJ İstanbul’un Facebook sayfasından öğrendiğimiz kadarıyla haftasonu yapılan çalışmalar sonrasında 7 hizmet fikri doğmuş. Umarım fikirler en doğru şekilde hayata geçirilebilir.



DESIS (Design for Social Innovation and Sustainability) oluşumunun Türkiye ayağının tanıtım toplantısı da dün yapıldı. İTÜ Taşkışla kampüsünde düzenlenen ve İTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü’nün ev sahipliğini yaptığı toplantıya katılım ne yazık ki azdı. İnanıyorum ki projeler çoğaldıkça ve farklı paydaşlar birbirleriyle daha fazla iletişimde oldukça sosyal etkinin ivmesi de artacaktır.



2011'in yaratıcı endüstrilerimizin parladığı, toplumsal refahımız için gereken sosyal dönüşüm projelerinin arttığı bir yıl olmasını diliyorum. Daha nice yeni başlangıçlara...

15 Şubat 2011 Salı

What if? / Ya yanılıyorsak?

TED (Technology Entertainment Design) konferanslarını ve birbirinden etkileyici hikayelere sahip katılımcıların videolarını takip edip paylaşmak sosyal hayatımızın prestijli unsurlarından. Katılım için 6500 dolar verip TED kabilesine üye olamasak da göreceli gecikmeli bir şekilde sunumları izleyebiliyoruz.



Oprah nasıl kanal kurduysa Chris Anderson da bu işi konferans ile sınırlı tutmayacak. Sunumların kitap versiyonlarını çıkarmaya başladı bile. Yayıncılığın bilenen kurallarını alt üst eden Anderson geçen yıl tüm ülkelere kendi konferanslarını düzenlemek üzere yetki verdi. Bu sayede ülkemizde önce TedxBosphorous düzenlendi, sonra TedxReset, ardından da Tedxİstanbul. İçlerinde sürekliliğini sağladığını gözlemlediğimiz TedxReset oldu. (belki diğerleri de ilerleyene günlerde yeni konferanslar düzenlerler) Bu anlamda Ali Üstündağ’ı ve ekibini tebrik ederiz, çünkü geçen yılı aşan bir gün gerçekleştirdiler ve eminim 2012’de çıtayı daha da yükseltecekler.

Konferanstan izlenimlere gelince “What the Bleep Do We Know”dan tanıdığımız Dr. Fred Alan Wolf’u (Dr.Quantum) ücretsiz izlemek paha biçilemezdi. Yankı Yazgan, mutluluğu “an”ında değil, hatıra olduğunda asıl değerini fark ettiğimizi örnekledi. Erdil Yaşaroğlu, Serdar Kuzuloğlu ve Hacı Ormanoğlu hitabet yetenekleriyle izleyicileri avuçlarının içine aldı. Mert Gökalp ve Ahmet Şefik Öngün hayallerinin peşinden gittikleri hikayelerini paylaştı.



Prof. Dr. Oğuzhan Özcan ve Trung Le sunumlarıyla tasarımın sadece endüstriyel olmadığını gösterdi. Hakan Kırkoğlu yeni bir sistemin doğacağını, önümüzdeki 10 yıl içinde kaosun düzene gireceğini, Özcan Yüksek ise bildiğimizi zannettiğimiz masalların asıl versiyonlarını anlattı. Ve Aziz Kedi... Günün son sunumunu yaptı ve kendi hikayesi ile “başarı nedir? ailemizin belirlediği kriterler mi yoksa kendimizi mutlu hissettiğimiz işler mi”yi çooook iyi anlattı...



Çevremde “artık konferanslara gitmiyorum, çok benzer şeyler anlatılıyor” yorumlarını yapan fazla ancak bence TED’i ayıran en temel özellik “like-minded” insanların yüz yüze tanışabilmeleri için iyi bir ortam sağlaması. Paylaşılan hikayelerden kendi hayatınıza uygulayabileceğiniz ipuçları ise sınırsız. Takibinize...

4 Ekim 2010 Pazartesi

1. Dünya Ülkeleri için...

Sosyal sorumluluğa odaklandığımdan beri Radikal’deki yazılarımın konuları da bu başlıktan doğal olarak etkilenmiş oldu. Bu ayki konum da uluslararası arenada patlak vermiş bir tartışmadan doğdu. Artan nüfus, çevresel ve ekonomik koşulsuzluklar sebebiyle yardıma muhtaç Doğu’nun sorunları hep en iyi ve en doğruyu bilen Batılılar tarafından mı çözülür? Yoksa gelişmiş toplumların sorunlarının 3. Dünya ülkelerinki kadar artması sebebiyle Batı’nın kendisine de odaklanması gerekmez mi? Üstelik, Batı’nın önde gelen milyarderleri bile şahsi servetlerini sosyal sorunlarının çözülmesi için bağışlarken... Bu arada yazıda konu edilen Design For the First World yarışmasının kazananı açıklandı!

Radikal Tasarım Eki’nin Eylül ayısı bir nevi İstanbul Design Week’e özel oldu ve etkinlik kapsamında ücretsiz dağıtıldı. Keyifle okumanız dileğiyle...

18 Haziran 2010 Cuma

Kent için, gelecek için...

Koordinasyonunu yürüttüğüm okul öncesine yönelik sosyal sorumluluk projesi "ben de ben de" sebebiyle günler 2010 başladığından beri bayağı yoğun geçiyor. Üstelik bu zaman içinde hem ülkemizdeki sosyal girişimciler ve tasarımcılar hem de yurtdışından yeni insanlarla tanışmak yepyeni deneyimler kazandırıyor. Bu yüzden bir süredir Radikal Tasarım Eki'nde yayınlanan yazılarım hariç bloğuma fazla ilgi gösteremediğimin farkındayım ama bu durumun çok kısa zaman içinde değişeceğini garanti ediyorum çünkü bazı sürprizler hazırlıyorum.

Her ne kadar yazıda bahsettiğim uygulamaları kendi gözlerimle görememiş olsam da Milano'da bu yıl ikincisi düzenlenen "Public Design Festival" hakkında hazırladığım ve Radikal Tasarım Eki'nin Haziran sayısında yayınlanan yazımı sizlerle paylaşmak istiyorum. İçinden çıkılmaz bir hal alan şehir hayatını daha keyifli kılmak için bizler de benzer projeleri aralıksız gerçekleştirebilir, kültür sanat projelerini ve deneyim tasarımına ait işleri içselleştirebilir ve her ne kadar Avrupa Kültür Başkenti ünvanı süreli de olsa bu ünvanı daim kılacak benzer etkinliklerin sürdürülebilirliğini sağlayabiliriz.

2 Nisan 2010 Cuma

Sosyal girişimcilerin devri...

Türkiye 3. Sektör Vakfı ile British Council son yılların gözde kavramı “Sosyal Girişimcilik” üzerine 31 Mart’ta bir konferans düzenledi. Peki nedir sosyal girişimcilik? Wikipedia’ya göre çevreden eğitime, fakirlikten cinsiyet ayrımcılığına kadar çok çeşitli küresel ya da yerel sorunun farkında olup, bu konuyla ilgili sosyal değişim ve dönüşümü başlatmak üzere girişimcilik özellikleri gösteren örgütlenmedir. Bireysel başlayan bu teşebbüsler vakıf/dernek ya da yurtdışındaki mevzuatın sağladığı imkanlar sayesinde kar amacı gütmeyen kuruluş şeklinde de hayat bulabilir.


© Hub Halifax, CA

Ağırlıklı olarak gönüllü çalışmalar ya da kar amacı gütmeyen kuruluşlarla özdeşleştirilse de sosyal girişimciliğin etki alanının genişleyebilmesi için kar etmeleri ve bu karın yine sosyal konunun çözümlenmesine yönelik kullanılmasında şahsi olarak etik bir sorun görmüyorum. Zaten sosyal girişimcilerin kaynak ihtiyaçları olabileceğini ilk tespit eden ve bu yolda örgütlenen kişi ise Amerikalı Bill Drayton. 1980 yılında kurduğu Ashoka, 50.000 ABD Doları bütçeye sahipken şimdi 30 milyon ABD Doları kaynak sağlıyor.

Konferasın sabahki oturumunda İngiltere’den Social Enterprise Europe Ltd. Yönetici Direktörü Cliff Southcombe, Gençtur ve Ashoka Türkiye kurucu ortağı Hülya Denizalp ve Kamer kurucusu Nebahat Akkoç konuştu. Southcombe’ın paylaştığı rakamlara göre İngiltere’deki sosyal girişimciler yarım milyon insana istihdam sağlıyor, 300.000 kişi gönüllü çalışıyor ve GSMH’nın %1-5’ini (27 milyar Pound, yaklaşık 60 milyar TL) oluşturuyor.



Mesela 17 yıl önce İngiltere’deki evsizlere gelir kaynağı yaratmak üzere kurulan The Big Issue Vakfı, dergilerini evsizlere sattırarak gelir elde etmelerini sağlıyor. Bir başka örnek yine İngiltere’den. Londra’nın South Bank bölgesini kalkındırmak için 1984 yılında kurulan Coin Street Community Builders. Peki ya Barcelona Futbol Takımı? Yıllarca formalarında reklama izin vermeyen kulüp, gelirlerinin %1’ini FC Barcelona Vakfı’na bağışlıyor, Birleşmiş Milletlerin Millenyum Hedeflerinin çözümlenmesini destekliyor, önümüzdeki 5 yıl için 1,5 milyon Euro bağışladıkları UNICEF bantı bu yıldan itibaren formalarında taşıyor.

Hülya Hanım, hem kurucusu olduğu Ashoka’dan hem kendi hazırladığı “Toplumsal Dönüşüm için Sosyal Girişimcilik Rehberi”nde yer alan değerli bilgilerden hem de bunca yıllık sosyal girişimcilik deneyimlerinden ve zaman içinde ülkemizde kat edilen yoldan bahsetti. Scwab Vakfı ve Ernst&Young’ın beraber düzenledikleri Yılın Girişimcisi Yarışması’nda 2008’in Sosyal Girişimcisi seçilen Nebahat Akkoç da 1987 yılından beri yılmadan yürüttükleri kadın çalışmaları ve KAMER’in başardığı sosyal dönüşüm hakkında bilgiler verdi.



Öğleden sonraki oturumda ise dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalinin soyunun tükenmesini engelleyen, üstelik bölge halkını bilinçlendirerek 1,2 milyon TL olan geliri 5-6 yılda 8 milyon TL’ye çıkarmayı başaran Prof.Dr. Mustafa Sarı’yı, hem üniversite hem de lise öğrencilere yönelik ücretsiz mentorluk hizmeti sağlayan Gelecek Daha Net platformunun kurucusu Serra Titiz’i ve Alternatif Yaşam Derneği ile engellilere yönelik inanılmaz işler başaran Ercan Tutal’ı dinledik. Ortak özellikleri, amaçları için ne kadar tutkulu oldukları, başlattıkları sosyal dönüşüm için asla ödün veremeyecekleri ve bu tutkularından da vazgeçemeyecekleriydi.



Sadece bir kaç gün önce hediye edilen Seth Godin’in “Linchpin”ini sabırsızlıkla okumaya başladıktan sonra ülkemizdeki fark yaratanları görmek ve şahsen tanışmış olmak beni çok sevindirdi. “Linchpin” dingil çivisi demek. Godin de kitabında o çivi nasıl arabanın en hayati tutanağı ise bizim de gündelik ya da iş hayatımızda mutlaka vazgeçilmez insanlar olduğunu gösteriyor. Üstelik, bu özellik doğuştan değil, isterseniz siz de edinebilirsiniz.



İşte bu yüzden geçen yılın sonunda ülkemizde de düzenlenmeye başlanan TEDx toplantılarında kendi “linchpin”lerimize daha sık söz vermeli, pazarlamadan liderliğe kadar çeşitli zirvelerde koltuk sevdasından öte amaçlar için varını yoğunu ortaya koyan kişilerin başarı hikayelerini daha sık dinlemeliyiz ki “crosspollination” yapabilelim. Kelime anlamı ayrı cinsten çiçekleri çiftleştirme olan “crosspollination”ın iş dünyasındaki kullanış şekli ise inovatif açılımlar üzere. Yani, daha fazla kurum, sosyal sorumluluğu halkla ilişkiler faaliyeti olarak değil de var oluş sebeplerinden biri olarak özümzese, eşitlikçi ve sürdürülebilir bir dünya için çalışsa, fena mı olur? (Ezeli rakipler Pepsi ve Coca-Cola yarışmaya başladı bile...)

Son olarak, Sosyal Girişimcilik Platformu, 4 Haziran’da Sabancı Üniversitesi’nde Sosyal Girişimcilik Konferansı düzenleyecek. LCV için sec2010@sabanciunivedu.com’a başvurabilirsiniz.

26 Mart 2010 Cuma

İstanbul'da kültürel dönüşüm sohbeti

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarafından 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi'nin tamamlayıcı seri seminerlerinden ikincisi dün akşam gerçekleşti. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) Deniz Palas Binası'nın konuğu Tate Modern Müzesi Kentsel Yenileme ve Mahalli Ortaklıklar Yöneticisi Profesör Donald Hyslop'tu. "Yaratıcı Topluluklar: Şehirlerin yeniden yapılanmasında, kültürün, iş dünyasının ve mahallelilerin birlikte rolü" başlıklı seminere biraz gecikmeli de olsa katılabildim ve ne yazık ki fotoğraf çekemedim.



Hyslop’un sunumu dinamik ve başarı hikayeleriyle doluydu. İngiltere’de merkezden nispeten uzak ve eskiden endüstri bölgesi olan Southbank Center’ın nasıl dönüştüğünü, turistlerin ve yerli halkın bu bölgeye nasıl akın ettiğini (yılda 13 milyon), yeni iş imkanlarının yaratıldığını ve sıradan vatandaşın sanatla nasıl bütünleştiğini dinledik. (Keşke daha fazla kişi dinleyebilseydi.)



Tate aslında birden fazla müzeden oluşuyor ve İngiltere ulusal sanat koleksiyonun da sahibi. Tate Modern da aynı Santral İstanbul gibi eski bir enerji santralinin dönüşüm projesi. Ünlü mimarlar Herzog & de Meuron’un yenilediği Tate Modern’ın yıllık bütçesi 20 Milyon Pound. %45’ini Kültür Bakanlığı sağlarken, geri kalanını müze yönetimi çeşitli faaliyetlerle (sponsorluklar, etkinlikler, hediyelik eşya dükkanı satışları, restoran/cafe, vb.) oluşturuyor.



Hyslop, müzenin bu bölgeyi çekim merkez yapma uğraşlarının yanısıra yönetim kurulunda olduğu “better bankside” oluşumunun da yoğun çalıştığını belirtti. Sürekli temizlenen sokaklar, asli görevlerinin dışında turistlere yönlendirmede bulunan polisler, yoğun trafiğe karşı alternatif ulaşım sağlayan bisikletler, açık havada kullanabileceğiz sandalyeler (ki Hyslop, bu sandalyelerin çalınmadığını ama çoook uzak yerlerden toplandığını bunun farklı bölgelerde yaratılan görsellik açısından önemli olduğunu paylaştı), sanat eserleriyle zenginleştirilen alt geçitler... Zorlu semtlerde yaşayan gençlerin sosyalleştirildiği “Street Genius” projesini çok sevdim, ayrıca “Bankside Urban Forest” (şehirde orman) için Londra Belediyesi’nden 4 Milyon Pound’u garantilemiş durumdalar.



1980’lerin ikinci yarısından itibaren “yaratıcı endüstriler (creative industries)”e yatırım yapan ve neredeyse bu terminolojiyi yaratan İngiltere ile ülkemizi karşılaştırmak yanlış olur. Ancak böyle bir başarı hikayesi için ülkenin kültür sanat politikası kadar yerel yönetimin kararlılığı da çok önemli. Ayrıca, fark yaratmak ve iyi işler çıkarmak istiyorsanız büyük şirketler gibi işinin uzmanı profesyonellerle çalışmalısınız.



Soru-cevap bölümünü yöneten Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi Öğretim Üyesi Dr. Asu Aksoy’un da belirttiği gibi İngiltere kültür-sanat merkezlerini çekim noktası olarak konulandırma aşamasını çoktan geçti. Artık, bilgi birikimlerini etraflarına yayma ve çevrelerini dönüştürme fazındalar. Türkiye ise durum ne yazık ki hala emekleme döneminde yani sanatsever kitleyi oluşturmak ve bu kitleyi kültür merkezlerine çekme aşamasındayız. Bu yüzden her semtte daha fazla salon dolduracak, müze kapılarında kuyruk oluşturacak, kitlelerin kültür sanat için oluşturulmuş çekim merkezleriyle bütünleşmeleri üzerine yoğunlaşmalıyız.

Bu arada Southbank’teki dönüşümü görmek isteyenler Dustin Hoffman ve Emma Thompson’ın rol aldığı 2008 yapımı “Last Chance Harvey”yi izleyebilir. Çok akıcı bir film olmasa da modern ve yenilenen Londra’yı görmek isteyenlere önerebilirim.

29 Aralık 2009 Salı

2010’da takip edilecek 100 olay

Amerika’nın önde gelen ajanslarından JWT, 2010’da takip edilmesi gereken 100 olayı listeliyor. Amerika ya da Uzak Doğu’ya has olan isim ve olayları ise kırptım ama dilerseniz hepsini bu linkten okuyabilirsiniz:



Zora düşen havayolları arasında bagaj ya da yemek alanlarına yönelik yıllık üyelik ücreti başlatanlar çıkarken, benzin yerine biyoyakıt kullanımı artacak. Mücevherde pahalanan altının yerini titanyum ve palladyum alacak. Evlerde 3D deneyimi ve augmented reality’ye ilgi artacak.

Gittikçe yeşillenen hayatımıza yeni giriş yapacaklar ve daha çok yerleşecekler ise; elektrikli arabalar, enerji dieti, evlerimizin ve beslenme alışkanlıklarımızın daha az karbon tüketecek şekilde renove edilmesi, gübreleme, LED ampüller, kamu bisikletleri, banyo ve bulaşık suyunun geri dönüştürülmesi, plastik şişe kullanımını azaltmak üzere çeşmelerin yeniden doğuşu, su ayakizinin takibi ve kamuya açık alanlardaki meyve ağaçlarından meyve toplama olacak.



Sosyal ve politik hayatta 2010’da neler öne çıkacak? İngiltere genel seçimleri, Hollanda ve İsviçre’deki olaylarla doruğa çıkan Avrupa’nın İslam’a yaklaşımı, İsveç’te 3. büyük siyasi parti olan Korsan Partisi’nin yükeselişi, Lula da Silva’dan sonraki Brezilya ve başkanlık yarışında öne çıkan kadın Marina Silva.



Sanal dünyada ve sosyal medyada parlayacaklar Foursquare, Posterous ve Tumblr ile sosyal medya araçlarınızın bütünleştirilmesi, “slow” iletişim (140 karakterlik Twitter’a karşı 1400 karakterlik woofertime.com), yerel ve kar hedeflemeyen online gazeteler, mobil (cep telefonu üzerinden) para, havaalanlarında ve sinemalarda mobil bilet, sanal para birimlerinin artışı, sanal içeriklerin ücretli olması, müzikte “Spotify” devrimi, portatif video kameralar sayesinde online dikiz ve sanal doktor viziti olacak.

Gıda tarafında da organik fast food, “slow” içecekler (anti-Red Bull içeceklerden bahsederken Mary Jane’s Relaxing Soda), FDA onaylı bitkisel tatlandırıcı stevia, şaraplı karışımlar ve hindistan cevizi suyu çok konuşulacak.



İnovatif yaklaşımlarda ise susuz çamaşır makinesi ve kuru şampuan ile tanışılacak, kablosuz hayatımızda şarj da dahil olacak, kişiye özel ilaçlar üretilecek. Kısa tatiller yerine uzun ve birden fazla destinasyona yönelik uzun tatiller artacak, ironik sporlar (bisiklet polosu, plaj tenisi, vb.) doğacak, 1 alana 1 bedava felsefesi sosyal sorumluluk tarafında da kullanılacak, elyazısının önemi artacak, elektronik aletlerini yenilemek isteyenler eskilerini ebeveynlerine verecek.

Yenilikler bitmez. 2010'da da son sürat takibe devam.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Pecha Kucha Night İstanbul # 3

Yaratıcı fikirlerinizi farklı kitlelerle paylaşmak, yeni insanlarla tanışmak ve sohbet etmek, dinamik ve eğlenceli bir gece geçirmek. Hepsi 2003 yılında Japonya’da doğan Pecha Kucha fikrinin temellerini oluşturuyor. Daha önce iki kez Santral İstanbul’da düzenlenen Pecha Kucha Geceleri, artık 34 Solo önderliğinde gerçekleştiriliyor.



Bugüne kadar 250 şehirde düzenlenen etkinliklerdeki sunumların en önemli kriteri 20x20 felsefesi. Amaç, her slayta 20 saniye ayırıp sadece 20 slaytla yaratıcı fikrinizi anlatmak. Böylece, hem dinleyeceğiniz konular artıyor ve çeşitleniyor hem de tempo sürekli yüksek kalıyor. Bu yılın buluşması, 17 Aralık’ta Hayal Kahve Bistro’da ve giriş ücretsiz.

Pecha Kucha sitesindeki sunumlara bakınca katılımcıların profili ağırlıklı sanatçı ya da tasarımcı gibi algılanabilir ama belki yeni kitabınız bitmek üzere, sürdürülebilirlikle ilgili söyleyecekleriniz var ya da şehirde gerilla tarımcılığını başlatmak istiyorsunuz. Sunum yapabilmek için derhal Solo Projeler’le bağlantı kurup kendilerini ikna edin. Biz de düşüncelerinizi ilk ağızdan dinleyelim. 17 Aralık'ta görüşmek üzere...

30 Ekim 2009 Cuma

Tasarımcılar “suç”a da el attı.

Institute of Ideas’ın bu yıl 5.sini düzenlediği “Battle of Ideas” ile amacı gelecek korkusundan vazgeçip, 21. yy.da başarmak istediklerimiz hakkında serbestçe tartışabilmek, hepimizin yeni jenerasyon halk entellektüelleri olduğu günümüzde tutkulu ve idealist fikir çarpışmalarıyla bilgeliğe meydan okumak. Bu yıl 31 Ekim – 1 Kasım tarihlerinde düzenlenecek festivalin ikinci gününde masaya yatırılacak konulardan biri de suçların azaltılmasında tasarımcının rolü.


© Design Police

İngiltere hükümetinin desteklediği “Suça Karşı Tasarım ve Teknoloji Birliği”, hırsızlığı önlemeye, kamuya açık ortamlarda güvenliği sağlamaya, suça dayanıklı aletlerin tasarlanmasına yönelik çalışıyor. Okullardaki kabadayılık, bar kavgaları, adi hırsızlık, trafik ihlalleri programın çözümü için kafa yorduğu konulardan sadece birkaçı.

Central Saint Martins College of Art and Design ve University of the Arts London işbirliğinde kurulan Design Against Crime ise, tasarım araştırma laboratuarı olarak görev yapıyor. Projeleri arasında kapkaçcılara yönelik In the Bag ve bisiklet hırsızlarına karşı Bikeoff bulunuyor.


Stop Thief Chair

Tasarımcıların doğru soruları sormaları ve problemlerin çözümüne yönelik yaklaşımları, gittikçe daha çok alanda görüşlerine başvurulan bir grup olmalarını sağlıyor. İster sağlık ister eğitim olsun farklı disiplinlerden gelen uzmanların yardımına ihtiyaç duyulduğunda aralarında sosyal tasarımcılar da olacak. Hapishanelerimizde Cumhuriyet tarihinin en yüksek doluluk oranı gözleniyorken, bu noktaya gelmeden bir çözüm olduğunun farkına varılacak projeler yürütülebilir mi?

22 Ekim 2009 Perşembe

Deneyim için sokağa çık!

Yeni çağ, deneyim çağı. hedef kitlelerine farklı deneyimler yaşatmaya sadece tasarımcılar ya da kurumlar uğraşmıyor, sanatçılar konser ya da gösterilerinde salt müzikten öte detaylar sunuyor, alternatif festivaller sanat ve bilimin çakıştığı "hadi canım!" dedirten projeler çıkarıyor... Üstelik, izleyici edilgen konumundan çıkıp projenin bir parçası haline geliyor.


Sarkuysan Binası © Banu Beysungu

Mesala, 10 Ekim’de Galata’da düzenlenen “Guerilla Lighting” naif tarzıyla hem deneyim hem de tasarım açısından etkinliği izleyenlere farklı bir gece yaşattı. Şişhane ve Galata’da toplanan kalabalık projektörlerle ışık oyununa katılmadı ancak estetik koşullar gözetilmeden ışıklandırılan mekanlar bu geceye özel farklı aydınlatıldı ve tekrarı olup olmayacağı bilinmeyen o dakikalara katılımcılar fotoğraf makineleri ya da cep telefonlarıyla şahitlik etti.

Canadian Center for Architecture ise geçen yıldan beri devam eden sergisi ile çağdaş şehirlerde yaratılan 99 olumlu değişikliği biraraya getiriyor. Yürümek, bisiklete binmek ya da oyun gibi aktivitelerin yanı sıra yaşadığımız alanların mimar, sanatçı ya da kolektif oluşumlarla nasıl farklı bir anlam kazandığını örnekliyor. Kısaca bu deneysel uygulamaların şehir hayatında ve yaşayanlar üzerinde nasıl bir etki yarattığını gösteriyor. Sergi Kanada’nın ardından Mart 2010’a kadar Chicago’da.


© KMA

İngiliz medya sanatçıları Kit Monkman ve Tom Wexler’den oluşan KMA'in projeleri de halka açık alanlarda insan ve ışık etkileşimi üzerine. En son projeleri ise 29 Ekim-1 Kasım arasında İngiltere’nin 3 şehrinde aynı anda düzenlenecek "Streetgames". Nasıl mı? Halka açık bir yerde zemine ışık yansıtılarak bir oyun alanı yaratılacak. Toplam 10 dakika sürecek oyunda oyuncular yerdeki toplara dokunarak bir yerden bir yere taşıyacaklar. Ancak ortada ne fiziken top var ne de sahanın sınırları çizili. insanların bedensel hareketleri oyunu da şekillendirmiş olacak.

Günümüzde hiçbir şeyin sınırı belli değil. Eskiden parkları olmayanlar oyunlarını sokak aralarında oynardı. Şimdi ise ne oyun oynamak için özellikle parka gitmeye gerek var ne de oyun sadece çocuklara özel. Şehir, 7’den 70’e her birey için hem yaşam hem çalışma hem de oyun alanı.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Önce Facebook, şimdi Twitter, yakında Foursquare...

Tarife gerek yok, Facebook ve Twitter, sosyal medyanın önemli mecralarından. Markanın müşterileriyle olan iletişimini nasıl sağlamlaştıralımdan tutun da arkadaşlar arası geyik muhabbete kadar herşey mevcut. Şimdi de bu platformlar arasına Foursquare ekleniyor...



Adını bir top oyunundan alan Foursquare, 2004’te yılında Dodgeball isimli bir mobil hizmet olarak geliştiriliyor. 2005’te Google tarafından satın alıyor ve öldürülüyor. Ancak kurucu Dennis Crowley, fikrini öldürmekten ziyade geliştiriyor. Sistem nasıl işliyor? Her sosyal ağ platformlarında olduğu gibi statünüzle ilgili bir güncelleme gerekiyor, ancak burada fark mekanlara “check-in” yapmanız. Sosyalleşmek için arkadaşları telefonla aramak ya da SMS göndermeye gerek yok. Gittiğiniz mekana giriş işleminin ardından puan kazanıyorsunuz. Arkadaşlarınız da Foursquare kullanıyorsa nerede olduğunuzu görüntüleyebiliyor.

Bu arada, dilerseniz farklı bir sürü yeni yeri keşfedebilir, mekanlarla ilgili yorumlarınızı paylaşabilirsiniz. Ya da sürekli takıldığınız bir mekan varsa “fahri vali” muamelesi görüp, avantajlardan yararlanabilirsiniz. Yurtdışında her 3 hizmeti kullananların yorumu, Facebook ya da Twitter’da karanın çoktan göründüğünü, bu nedenle dostlarla bir arada olmak için Foursquare'in daha çok tercih edildiği yönünde.


© Amit Gupta @ Flickr

Amerika’da 31,Kanada’da 3 şehrin yanı sıra Avrupa’da sadece Londra ve Amsterdam’da kullanılabilen Foursquare şu an para kazanmıyor ve iş planı bile henüz yazılıyor. Ama “oyun oynarken sosyalleşilebilen” formülüyle deneyim açısından kullanıcılarına, pazarlama açısından da markalara potansiyel vaat ediyor.

15 Ekim 2009 Perşembe

Küresel ısınma için harekete geç!

Bugün, Blog Aksiyon Günü. Bu yılın teması da küresel ısınma. Dünyamıza ne kadar büyük etkileri olduğunu hepimiz yaşıyoruz. Ortalama sıcaklıkların artışından başlayarak havadurumundaki ani ve aşırı değişiklikler, kuraklıklar, seller diye bu listeyi dilediğimiz gibi uzatabiliriz. İşte şimdi, bilim adamları buzullardaki erimenin büyük depremleri ve volkanik patlamaları (ki geçen haftalarda yaşadık) tetikleyebileceğini söylüyorlar. Yani su seviyesinin yükselmesinin sadece iklim mültecilerini doğurmadığını aynı zamanda dünyamızın ne kadar hassas bir dengesi olduğunu da kanıtlamış oluyor.



Iceberg'ler için Australian Antarctic Division'ı ziyaret edebilirsiniz.

Dünyanın dengesini daha fazla bozmadan hepimizin alması gereken çok fazla önlem var. Üstelik, Birleşmiş Milletlerin önderliğinde Kopenhag’ta düzenlenecek İklim Zirvesi’ne de sadece 52 gün kaldı. Bu yüzden kamuoyunun farkındalığını artırmak üzere yürütülen küresel kampanyaların ardı arkası kesilmiyor. Tabii sanal dünyada bireysel destekçilerin sayısı dünya popülasyonuyla karşılaştırıldığında düşük kalsa da daha iyi bir geleceğin parçası olabilirsiniz.

http://www.sealthedeal2009.org/



http://tcktcktck.org/



http://www.hopenhagen.org/



http://www.350.org/

15 Eylül 2009 Salı

Fırsat eşitsizliğinin azınlık grubu: Evsizler!

İstatistiklere göre dünyada yaklaşık 100 milyon kişinin evsiz olduğu belirtiliyor. Ailenin parçalanması, ekonomik açıdan dibi görme gibi türlü sebepler evsizlerin artmasında etkili oluyor. Avrupa’da en yüksek ortalamaya sahip ülke ise İngiltere. Her 1.000 kişiden 4’ünün evsiz olduğu düşünüldüğünde bu grubunun görmezden gelinmesi imkansız.



Thatcher döneminde artan evsizler, Tony Blair yönetiminin uyguladığı politikalarla azalmış ve bu politik tavır hala devam ediyor ki İngiliz evsizler Spring Gardens gibi modern bir yapıyla tanışıyor. Bina, Londra’da evsizlere barınak sağlayan en büyük grup St. Mungo’s yeni eseri. Daha önce karanlık, bol koridorlu olan yapı, mimar Peter Barber sayesinde daha ferah bir görüntüye kavuşmuş. Kütüphaneden bilgisayar odasına yemekhaneden aktivite odasına kadar herşey düşünülen binanın yeni tasarımının, hem yaşayanlar hem de çalışanlar üzerinde olumlu etkisi olduğu birebir görüşmelerden anlaşılabiliyor.



Bu kadar şanslı olmayan evsizleri düşünen başkaları da var. “Yaşamı iyileştirmek için tasarım” yarışması Index’te halkın seçtiği proje, evsizlere yönelik portatif korunak sağlıyor. Katlanarak çanta şeklinde taşınabilen Street Swags, su ya da soğuğu geçirmiyor. Avustralyalı öğretmen Jean Badden tarafından 2005 yılında tasarlanan ürünü üretmek de ciddi bir işbirliği yapılmış. Kamu ve özel sektörden sağlanan desteğin yanı sıra dikim işlemini hapishanelerdeki suçlular, nevresim, yastık ve diğer malzemelerle paketlemeyi ise öğrenciler yapmış. Bugüne kadar 10.000 adet dağıtılan Street Swags’in bu adımında ise hastaneler, Salvation Army gibi gönüllü kuruluşlar devreye girmiş. Sırada mikro kredi ile Kalküta ve Doğu Timor’da üretimi genişletme planı var.



Küresel ısınma, iklim değişikliği, bulaşıcı hastalıklar derken, kitlesel sorunlara çözüm bulabilecek tasarımcılar hepimizin arasından çıkabilir. Üstelik, inandığımız bir meselenin çözümü için şeffaf ve işbirliğine dayalı bir yol izleyen başarı odaklılar tam da Malcolm Gladwell’in “Outlier”ın da bahsettiği kriterlere uymuyor mu?

6 Ağustos 2009 Perşembe

Telgraf, SMS, Twitter...

Twitter’ı kimler, ne amaçla kullanıyor ve ne kadar gerekli buluyor bilmiyorum ama ben bloğumu güncellemediğimde burada işlediğim konuların yanı sıra Türkiye’den haberleri Twitter aracılığıyla paylaşmaya devam ediyorum.



“Hangi yaş grubu daha çok kullanıyor, gençler mi yaşlılar mı?”, “yoksa Twitter da fos mu çıkacak?”, “markalar kampanya yönetimi için ne kadar efektif kullanıyor” gibi bir sürü tartışma konusu dönüp dolaşa dursun Twitter, başından beri bana telgrafları anımsatıyor.

160 karakterlik SMS’lere alışkın jenerasyonumuzun Twitter’a yabancılık çekmesi imkansız. Üstelik, kimi için pazarlama mecrası, kimi için bilgi paylaşım platformu, kimi için günlük tadındaki Twitter, bireylerin farklı ihtiyaçlarını ya da beklentilerini karşılamış oluyor.



Hep yüzümüzü geleceğe çevirmişken, daha sofistike olacağımızı hayal ederken görülüyor ki yeni projelerin esin kaynağı yüzyıllar önce bile var olan fikirlerde/hizmetlerde yatıyor. O günlerde, telgraflarda kullanılan kısaltmalar için kitap çıkıyorken, günümüzde herşey bir anda ağızdan ağıza yayılabiliyor. Her ne kadar teknoloji daha da ilerlese, ayrışabilen deneyimler için çok daha fazla emek harcansa da yaratıcılık için basit düşünmek şartı her zaman geçerli olacak.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Bugün var, yarın yok!

Trendwatching, perakendede pop-up kültürünün sinyallerini verdiğinden bu zamana beş yıl geçmiş. Ancak trend hız kaybetmediği gibi daha da yaygınlaşıp pazarlama aktivitelerinden restoranlara kadar uygulama alanı genişliyor.

Amaç, kısa bir zaman aralığında ürün ya da hizmeti sunmak. Hermes, Amerika’nın en lüks yerlerinden Hamptons’da hedef kitlesiyle buluşurken, Nike ve Cool Cats hem yeni sneaker'larını tanıtmak hem de Tour de France’ın Paris’e ulaşmasına itafen pop-up dükkan açıyor.


Nooka Pop-Up Shop

Prada Vakfı, çağdaş sanatı desteklerken dünyanın önemli müzelerinden ya da sergi salonlarından birinin kapısını çalmak yerine eski bir depoyu kiralayıp önde gelen sanatçılarından Carsten Höller ile birlikte Double Club Projesi'ni hayata geçiriyor. Kongo kültürünü tanıtmak ve bu süre içinde edilen gelirin yarısını Kongo’daki kadın ve çocukların yararına bağışlamak üzere doğu ile batıyı buluşturuyor. En taze örnek ise Amsterdam’daki Pop-Up Cafe.

Patlama yaşanan diğer bir alan ise ev/restoranlar. Çoğu kendi bloğundan, Facebook’tan ya da twitter’dan rezervasyon kabul ediyor. Haftanın belirli günleri açıklar ve nerdeyse 1 ay sonraya rezervasyon kabul ediyorlar. 3 ya da 4 yemekli menünün ortalama ücreti 20 ile 30 pound arasında değişebiliyor. Hafif yasadışı bir durum olsa da gizem ilgiyi körüklediği gibi Times, Londra’nın ilk 10 ev bistrosunu listelemiş bile.


Horton Jupiter of The Secret Ingredient

Herşeyin çok çabuk tüketildiği, ürün ya da hizmetlere sürekli versiyon eklendiği bir dünyada yenilik arayan kitlelerin ihtiyacını “bugün var, yarın yok” kültürü karşılamaya devam edecekmiş gibi görünüyor.

24 Temmuz 2009 Cuma

Yeni çekim merkezleri için alternatif festivaller...

Nerdeyse keşfedilmemiş nokta kalmamışken yeni nesil gezginler her türlü plan ve programlarını önceden hazırlıyor, üstelik planlı kaşifler diyebileceğimiz bu gruplar o bölgenin tematik ya da özel günlerine denk getirerek yolculuklar yapıyorlar. İşte şimdi Çanakkale’nin hem İstanbul’a yakın bir tatil merkez olması, hem de doğası ve tarihi yapısına kültür sanat boyutu da ekleniyor.



İstanbul Güncel Sanat Ütopyaları Derneği ¨cˇu'm„a*, bu yıl ikincisi düzenlenen Buluşma Noktası’nı Büyükhüsun Köyü’ne taşıyor. “Büyükşehirlerin karmaşasından, betonlarından ve festivallerinden sıkılanlar”a açık davet şeklindeki festival, farklı kültürlerden ve ülkelerden katılımcıları kırsal ortamda kültür, sanat ve yaratıcılıkla buluşturuyor. 13-18 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek projenin teması ‘geri dönüşüm’.

Ekolojik ve geri dönüşümlü ürün tasarımının önde gelen isimlerinden Atelier BomDesign ile köylülerin günlük ‘ihtiyaçları’nı karşılamak amacıyla çevrelerinde bulunan nesneleri ‘yeniden değerlendirme/dönüştürme’ konusu çalışılacak. Performans atölyesinde Büyükhüsun’lu kadınların rehberliğinde folklorik Harmandalı ve Karşılamalar danslarını oluşturan unsurlar çağdaş dans perspektifinden incelenecek.



Yerel Mutfak Atölyesi ile katılımcılar Büyükhüsun’lu kadınların rehberliğinde ve Akdeniz Mutfakları Konservatuarı Türkiye Kolu Başkanı Prof. Hasan Açanal’ın koordinasyonunda geri dönüşüm konseptini düşünerek saklama metodlarıyla birlikte yerel yemek tarifleri hazırlayacaklar. Düzenlenecek atölyelerin dışında, köy ile etkileşimi desteklemek için, her katılımcının sebze toplama, bitkileri sulama, otları biçme, duvarları boyama gibi köyün gündelik iş yükünü hafifletecek basit işleri kapsayan sosyal çalışma grubuna katılabilecek.

Kültürel açıdan yeni çekim merkezler oluşturmak, sürdürülebilirlik gibi küresel kavramları yerelle buluşturmak, gönüllü olarak çalışmak, tasarımsal bakışaçısının günlük hayatımıza neler katabileceğini merkezden uzaktaki toplulukların da deneyimlemesini sağlamak artık kaçınılmaz. Ülkemizde bu tür örneklerle daha fazla karşılaşmak arzusuyla Esra Aysun ve Ece Pazarbaşı’nı da tebrik etmek lazım.



Bu arada, eğer bu çalışmaya katılmaya karar verirseniz Ağa Han ödüllü Han Tümertekin’in iki yapısını görmeden dönmeyin. Bir tanesi, Tümertekin’in ödülü kazandığı B2 Evi, diğeri de SM Evi.

19 Temmuz 2009 Pazar

Herşey mutluluğumuz için...

Mutluluk... Herkesin olmak istediği ama iç ya da dış faktörler sebebiyle ödün vererek sürekliliğini sağlayamadığı ruh hali. Hele de şu günlerde, hep mutlu olmayı başaran ya da olaylara pozitif bakmayı becerebilen insan sayısı sanırım çok fazla değildir.


© Barca @ Flickr

Coca Cola, Mutluluk Fabrikası kampanyasını 2006 yılında yayınladığında kimse küresel ekonomik krizin dünyayı sarsacağını tahmin bile etmemişti. Ancak trend uzmanlarından geleceğe dair öngörüde bulunan gurulara kadar herkes ilerde kurumların bile mutluluk endeksleri olacağından bahsediyor.

Mesela, Muji’nin sanat direktörü Kenya Hara, tasarım yapmadığını, mutluluğu tasarladığını söylüyor. Amerika’nın bağımsız kalmayı başarmış en büyük yayıncısı Maria Rodale de kendi bloğunda Emotion Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmadan bahsediyor. Bu çalışmaya göre insanlar büyük patlamalar (piyangodan para çıkması ya da evlenme gibi) yerine anlık olaylardan dolayı sevindiklerinde mutlu oluyor ve dirençleri artıyormuş.



Şu an kitap haline dönüştürülmeye çalışılan diğer bir proje ise Amerikalı yazar Gretchen Rubin tarafından yürütülüyor. Rubin, 2010 yılı başında yayınlanması hedeflenen kitaptan önce mutluluk ipuçlarını Happiness Project bloğundan paylaşıyor. Performansınızı ölçmek veya olumlu düşünmenizi engelleyen sorunları tespit etmek isterseniz bu yazılımı bilgisayarınıza indirerek kişisel takibinizi yapabilirsiniz.

Ne dersiniz? Kişisel koçların adı bir süre mutluluk antrenörleri olabilir mi? Ya da insan kaynakları depertmanlarında işe alım veya performans bölümleri gibi mutluluk bölümü de var olabilir mi?

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Kim demiş komşuluk öldü diye?

Kriz nedeniyle daha da güçlenen trendler arasında paylaşma, temellere geri dönüş, yerel ve doğal olanı tercih etme yer alırken son dönemde önem kazanan diğer bir konu da etik ticaret...



Yukarda yer alan tüm başlıkları kapsayan konu ise, süper süpermarketler yerine kooperatif mantığında daha mütevazi yapıların hizmet vermesi. Örneklemek gerekirse, pazar günleri Kasımpaşa’da kurulan Kastamonu-İnebolu pazarının, İstanbul’da market açtığını düşünün. Pazarın müdavimlerinden bu işe hevesli insanlar birlik kursa ve alışverişini haftalık değil, canları her istediğinde yapmak isteyenlere yönelik hizmet vermek isteseler oldu bu iş.

Mesela, İngiltere’deki kooperatiflerin işleyişine baktığınızda kimi üyelik sistemiyle çalışıyor, kimi kamyona doldurduğu ürünlerini her gün farklı bir durakta satıyor. Diğer taraftan teknoloji dostu Japonlar web üzerinden market alışverişine yönelik topluluklar kurarken hem tasarruf ediyor hem de sosyalleşiyorlar. Amerikalılar ise sadece alışverişi değil haftalık yemek yapma işini bile komşularıyla bölüşüyorlar.



Uçuruma yaklaştığını gören bir kayığın düşmemek için kendini kurtarmaya çalışması pek kolay olmasa gerek. Yine de endüstrilerin ya da büyük şirketlerin yıllarını vererek pompalattığı tüketim alışkanlıkları yerini (hızlı olmasa da) yenilerine bıraktığı gibi bunun için bilinç yaratmaya çalışan toplulukların çalışmaları ilgi görüyor.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Yaratıcı ekonominin besini kültürlerimiz...

Daha 5 yıl önce hakkında sayısız kitap yazılan bilgi ekonomisi yerini yaratıcı endüstriler (yaratıcı ekonomi) kavramına bırakıyor. 1990’ların sonunda ortaya atılan bu kavram mimari, reklam, sanat, tasarım, moda, sinema, fotoğraf, müzik, performans sanatları, yayıncılık ve yazılımı (bilgisayar oyunları dahil) kapsarken ekonomide yarattığı büyüklük Birleşmiş Milletler’in 2008 Ekonomi Raporu’nda da yer alıyor.


Chicago Millenium Park

Deneyimin öne çıktığı, sanatın elit tabaka himayesinden alınıp kamunun da ilgi alanına dahil edilmeye çalışıldığı projeler yükselişte. Mesela, kamu sanatı salt sanat olmaktan öte eski alanların yeniden canlandırılma projelerinde ya da yeni kurulan yerleşim alanlarının daha kültürel ortamlar olarak konumlandırılması için çokça tercih edilen bir yaratıcı ekonomi alanı.


Pink Floyd - Animals

İngiltere’deki Futurecity de kurulduğu 2001 yılından bu yana gerçekleştirdiği 100’e yakın proje ile ülkedeki dönüşümü şekillendiren önemli kültür ajanslarından. Kurucu Mark Davy, “eğer sanatın daha fazla ciddiye alınmasını istiyorsak günlük hayatımızın içine yerleştirilmeli” diyor. Son dönemde kendilerini en heyacanlandıran proje de, Londra’nın en eski enerji santrallerinden Battersea’nin dönüşümü. Projesini ünlü mimar Rafael Vinoly’nin yaptığı çalışma gerçekleştiğinde Wandsworth Bölgesi, karbonsuz yepyeni bir yaşam alanına ve ticari çekim merkezine kavuşacak.

Futurecity’nin en taze projesi ise sanatçı Peter Newman ile başlattıkları Skystation. Le Corbusier’nin LC4 koltuğundan esinlenerek yapılan dairesel heykelle asıl ulaşılmak istenen İngiltere’deki 100 noktaya bu interaktif oturma banklarından yerleştirerek farklı bir deneyim yaşatmak. İlk sipariş, Cambridge’ten gelmiş bile, yolunuz Londra’ya düşerse 14 Eylül’e kadar Southbank’teki Hayward Gallery’nin de önünde görebilirsiniz.



Bizden bir proje ise British Council’in önderliğindeki My City. Avrupa Birliği Kültürel Köprü Programı çerçevesinde kıtanın önde gelen 5 sanatçısı İstanbul, Çanakkale, Konya, Mardin ve Trabzon’un kendilerinde bıraktığı izlenimler doğrultusunda eserler hazırlayıp, halka açık alanlarda sergileyecekler. 2010’da tamamlanacak proje kapsamında Türk sanatçılar da eserlerini Avrupalı sanatseverlerin beğenisine sunacak.