yeşil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeşil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2010 Pazartesi

Ne yersek oyuz!

Şubat ayında if İstanbul Film Festivali’nde gösterilen FOOD Inc. belgeselinin ardından bu ayki Radikal Tasarım Eki yazımda bu konuya değinmeliyim dedim. Gıda endüstrisinin nasıl kartelleşmeye doğru gittiğine değinen FOOD Inc. Ne yediğimize dikkat etmemiz gerektiğinin mesajını veriyor. Slow Food hareketinin Türkiye temsilcilerinden Fikir Sahibi Damaklar da filmin arkasından etiket hafiyeliği hareketini başlatmışlardı. Dağıttıkları büyüteçlerle genetiği değiştirilmiş organizmalı ürünler yerine doğal olanı, son anda basılan tarım ilaçları yüzünden parlayan meyve/sebze yerine hala toprak kokusu duyabildiğinizi tüketin ve hakkınızı arayın çağrısında bulunuyorlardı.

İşte bu noktadan başlayarak, daha anlaşılır etiket tasarımlarından demokratik şehir tarımcılığına geleceğin mutfak tasarımlarından ‘Çıplak Şef’ Jamie Oliver’ın kazandığı TED Ödülü’ne kadar yine çok çeşitli konular arasında bağlantı kurmaya çalıştım. Keyifle okumanız dileğiyle...

29 Aralık 2009 Salı

2010’da takip edilecek 100 olay

Amerika’nın önde gelen ajanslarından JWT, 2010’da takip edilmesi gereken 100 olayı listeliyor. Amerika ya da Uzak Doğu’ya has olan isim ve olayları ise kırptım ama dilerseniz hepsini bu linkten okuyabilirsiniz:



Zora düşen havayolları arasında bagaj ya da yemek alanlarına yönelik yıllık üyelik ücreti başlatanlar çıkarken, benzin yerine biyoyakıt kullanımı artacak. Mücevherde pahalanan altının yerini titanyum ve palladyum alacak. Evlerde 3D deneyimi ve augmented reality’ye ilgi artacak.

Gittikçe yeşillenen hayatımıza yeni giriş yapacaklar ve daha çok yerleşecekler ise; elektrikli arabalar, enerji dieti, evlerimizin ve beslenme alışkanlıklarımızın daha az karbon tüketecek şekilde renove edilmesi, gübreleme, LED ampüller, kamu bisikletleri, banyo ve bulaşık suyunun geri dönüştürülmesi, plastik şişe kullanımını azaltmak üzere çeşmelerin yeniden doğuşu, su ayakizinin takibi ve kamuya açık alanlardaki meyve ağaçlarından meyve toplama olacak.



Sosyal ve politik hayatta 2010’da neler öne çıkacak? İngiltere genel seçimleri, Hollanda ve İsviçre’deki olaylarla doruğa çıkan Avrupa’nın İslam’a yaklaşımı, İsveç’te 3. büyük siyasi parti olan Korsan Partisi’nin yükeselişi, Lula da Silva’dan sonraki Brezilya ve başkanlık yarışında öne çıkan kadın Marina Silva.



Sanal dünyada ve sosyal medyada parlayacaklar Foursquare, Posterous ve Tumblr ile sosyal medya araçlarınızın bütünleştirilmesi, “slow” iletişim (140 karakterlik Twitter’a karşı 1400 karakterlik woofertime.com), yerel ve kar hedeflemeyen online gazeteler, mobil (cep telefonu üzerinden) para, havaalanlarında ve sinemalarda mobil bilet, sanal para birimlerinin artışı, sanal içeriklerin ücretli olması, müzikte “Spotify” devrimi, portatif video kameralar sayesinde online dikiz ve sanal doktor viziti olacak.

Gıda tarafında da organik fast food, “slow” içecekler (anti-Red Bull içeceklerden bahsederken Mary Jane’s Relaxing Soda), FDA onaylı bitkisel tatlandırıcı stevia, şaraplı karışımlar ve hindistan cevizi suyu çok konuşulacak.



İnovatif yaklaşımlarda ise susuz çamaşır makinesi ve kuru şampuan ile tanışılacak, kablosuz hayatımızda şarj da dahil olacak, kişiye özel ilaçlar üretilecek. Kısa tatiller yerine uzun ve birden fazla destinasyona yönelik uzun tatiller artacak, ironik sporlar (bisiklet polosu, plaj tenisi, vb.) doğacak, 1 alana 1 bedava felsefesi sosyal sorumluluk tarafında da kullanılacak, elyazısının önemi artacak, elektronik aletlerini yenilemek isteyenler eskilerini ebeveynlerine verecek.

Yenilikler bitmez. 2010'da da son sürat takibe devam.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Sokak çiftçilerinin büyük hedefi!

Şehirlerin de büyük birer çiftlik olabileceğini savunanlar, sadece deden kalma bahçesinde üretim yapanlar değil, park ve bahçelerin de elverişli tarım arazisi olduğunu düşünenler, apartmanların çatılarında ya da balkonlarında sebze-meyve yetiştirenler her geçen gün artarak örgütlenmeye devam ediyorlar.


Havana

Mesela Havana’da bunu çok önce başaranların hikayesi “Power of Community” belgeselinde arşivlenmiş oluyor. Ya da Michele Obama’nın Amerikalılara örnek olmak için başlattığı hareketten çok önce Will Allen isimli bir çiftçi kendini gençleri eğitirken ve mahallelerde sürdürülebilir tarım alanları ya da seralar kuruyorken buluyor.

Bir adım öteye geçersek, artan gıda fiyatları ve ekonomik belirsizlik, daha kökten ve kitlesel çözümler alınmasını tetikliyor. Burdan yola çıkarak, Londra’daki çevreci gruplarla birlikte Belediye Başkanı Boris Johnson, 2012 Londra Olimpiyatları’nda servis edilecek 14 milyon öğün için şehir kaynaklarının kullanılmasını teşvik edici kampanyayı başlatıyor. “Feed the Olympics” fikriyle başlayan hareketle daha önce bu amaçla kullanılmamış çatılar ya da mahalle parklarının dahil olduğu yaklaşık 2400 dönümlük ek arazi değerlendirilmiş olacak.


Toyota Genel Müdürlük Çatısı, Japonya

Bu arada, web üzerinden “2030’da gıda” ile ilgili bir forum başlatan İngiltere Sağlık Bakanlığı ile Gıda Enstitüsü, ülkenin tüketim alışkanlıkları, gelecek beklentileri ve sürdürülebilirlik üzerine yorumlarını da toparlamış oluyor. Sadece günü kurtarmak değil, özel sektör, devlet kurumları ve bireyler olarak hepimiz geleceğe dönük planlarımızı iyi yapmalıyız ki animasyon dalında geçen yılın hem Oscar hem de Altın Küre Ödüllerinin sahibi Wall-E gibi bir gelecek bizi beklemesin!

31 Temmuz 2009 Cuma

Yeşillenen çatılar beyaz mı olacak?

Küresel ısınma bir sorun değilken, henüz alternatif enerji seçenekleri bu kadar çoğalmamışken güneş enerjisi panelleriyle tanışıyorduk. Oysa ki şimdi paneller, bütünün sadece ufak bir parçası. Çatıların güneş enerjisi panelleriyle kaplı olduğu, arabanın kullanılmadığı yemyeşil köyler inşa ediliyor.


© Butch Martin

Birkaç yıl önce ise henüz binalar ya da yerleşim alanları bu kadar çevre dostu değilken, binaların çatıları ya da duvarları bir anda çimle kaplanmıştı. Amaç, sera etkisini azaltmak, ortalama şehir sıcaklığını düşürmek ve şehir içinde bile doğal hayata zemin sağlamaktı.

Şimdi New York Times’da yayınlanan yazıya göre en taze öneri, çatıları beyaza çevirmek. Hatta bu işlemi yapmış bir ev sahibi, geçen yıla göre elektrik faturasında %10’luk bir indirim gözlemlemiş. Ancak, alternatif medya oluşumlarından GOOD, tartışmaya katılarak beyaz çatı önerisinin her yere uygulanamayacağını ifade ediyor. Soğuk iklimli yerlerde beyaz çatı kullanıldığında kışın ısı sorunu yaşanacağından, daha fazla enerji harcanacak ve haliyle astarı yüzünden pahalı olacak.


© CGIBackgrounds

Geçen hafta TED Global, Oxford’da düzenlendi ve konuşmacılar arasında bulunan İngiltere Başbakanı Gordon Brown küresel ısınmayla ilgili olarak ülkeler üstü bir oluşum yaratılması gerektiğini belirtti. Her ne kadar Birleşmiş Milletler var ve yıl sonunda Kopenhag’ta Küresel Değişim Konferansı düzenlenecekse de "über" bir oluşuma ihtiyaç duyulduğunun ifade edilmesi önemli bir özeleştiri olsa gerek.

24 Temmuz 2009 Cuma

Yeni çekim merkezleri için alternatif festivaller...

Nerdeyse keşfedilmemiş nokta kalmamışken yeni nesil gezginler her türlü plan ve programlarını önceden hazırlıyor, üstelik planlı kaşifler diyebileceğimiz bu gruplar o bölgenin tematik ya da özel günlerine denk getirerek yolculuklar yapıyorlar. İşte şimdi Çanakkale’nin hem İstanbul’a yakın bir tatil merkez olması, hem de doğası ve tarihi yapısına kültür sanat boyutu da ekleniyor.



İstanbul Güncel Sanat Ütopyaları Derneği ¨cˇu'm„a*, bu yıl ikincisi düzenlenen Buluşma Noktası’nı Büyükhüsun Köyü’ne taşıyor. “Büyükşehirlerin karmaşasından, betonlarından ve festivallerinden sıkılanlar”a açık davet şeklindeki festival, farklı kültürlerden ve ülkelerden katılımcıları kırsal ortamda kültür, sanat ve yaratıcılıkla buluşturuyor. 13-18 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek projenin teması ‘geri dönüşüm’.

Ekolojik ve geri dönüşümlü ürün tasarımının önde gelen isimlerinden Atelier BomDesign ile köylülerin günlük ‘ihtiyaçları’nı karşılamak amacıyla çevrelerinde bulunan nesneleri ‘yeniden değerlendirme/dönüştürme’ konusu çalışılacak. Performans atölyesinde Büyükhüsun’lu kadınların rehberliğinde folklorik Harmandalı ve Karşılamalar danslarını oluşturan unsurlar çağdaş dans perspektifinden incelenecek.



Yerel Mutfak Atölyesi ile katılımcılar Büyükhüsun’lu kadınların rehberliğinde ve Akdeniz Mutfakları Konservatuarı Türkiye Kolu Başkanı Prof. Hasan Açanal’ın koordinasyonunda geri dönüşüm konseptini düşünerek saklama metodlarıyla birlikte yerel yemek tarifleri hazırlayacaklar. Düzenlenecek atölyelerin dışında, köy ile etkileşimi desteklemek için, her katılımcının sebze toplama, bitkileri sulama, otları biçme, duvarları boyama gibi köyün gündelik iş yükünü hafifletecek basit işleri kapsayan sosyal çalışma grubuna katılabilecek.

Kültürel açıdan yeni çekim merkezler oluşturmak, sürdürülebilirlik gibi küresel kavramları yerelle buluşturmak, gönüllü olarak çalışmak, tasarımsal bakışaçısının günlük hayatımıza neler katabileceğini merkezden uzaktaki toplulukların da deneyimlemesini sağlamak artık kaçınılmaz. Ülkemizde bu tür örneklerle daha fazla karşılaşmak arzusuyla Esra Aysun ve Ece Pazarbaşı’nı da tebrik etmek lazım.



Bu arada, eğer bu çalışmaya katılmaya karar verirseniz Ağa Han ödüllü Han Tümertekin’in iki yapısını görmeden dönmeyin. Bir tanesi, Tümertekin’in ödülü kazandığı B2 Evi, diğeri de SM Evi.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Dünyayı küresel ısınmadan kurtaracak 20 fikir!

İlki 2007 yılında gerçekleştirilen Manchester Uluslararası Festivali yaratıcı etkinlikleriyle diğer festivallerden kendini ayrıştırmayı hedefliyor. Dünyanın önde gelen çevrecilerinin katıldığı ve The Guardian Gazetesi ile ortaklaşa düzenledikleri panelde de Manchester Raporu olarak adlandırdıkları “dünyamızı küresel ısınmadan kurtaracak 20 fikir”i enine boyuna tartışmışlar. Panelde belirlenen ilk 10 öneri, 23 Temmuz’a kadar The Guardian'ın websitesinde oylamaya açık olacak ve sonuçlar daha sonra raporda kullanılacak.


© Jamey Stillings


İlk 10 fikir:

1. Dünya çöllerinde kurulacak yoğunlaştırılmış solar enerji
2. Toryum nükleer enerjisi
3. Evlerin elektrik ihtiyacını karşılayacak bulaşık makinesi büyüklüğünde enerji pilleri
4. Hayvanların doğru otlamasını sağlayarak yağmur ormanlarından daha fazla karbon tutabilen yeşil alanları canlandırma
5. Enerji dostu verimli ocaklar
6. Biyokömür (hayvansal ya da bitkisel atıklardan oluşturulan yakıtın daha az karbon üreten versiyonu)
7. Denizaltı enerjisi
8. Geotermal enerji
9. Nüfus planlaması
10. (eğer uygun fiyatta teknolojisi geliştirilebilirse) karbon toplama ve saklama santralleri (yine de santraller, kömür ve sürdürülebilir ağaçların karışımıyla çalışacak ve pilot çalışmaya Vattenfall Almanya'da başlamış!)


© Fursov Aleksey

Diğer 10 fikir:
11. Enerji bonoları: Savaşı finanse etmek üzere çıkarılan bonolar gibi hükümetler de enerji bonoları çıkarabilir
12. Sürdürülebilirliğimiz için yeni ekonomik ve sosyal normların geliştirilmesi: 4x4 kullanan ile bisiklet kullanan sizce eşit mi?
13. Karbonsuz hayat şeklini benimsetebilmek için duygusal bağ kurulabilecek daha fazla sosyal proje geliştirilmeli
14. Enerji kredileri/mortgage’ı: yeşil olmayan şirket ya da evi dönüştürmek için kredi verilmeli
15. Okyanusta yosunları toplayıp, yakıta dönüştürecek dev keseler
16. Bulutlara deniz suyu sıkılması böylece zararlı güneş ışınlarının geri yansıtılmasının sağlanması
17. Düşük emisyonlu arabaların kiralanması


© Lev Robertson

18. Enerji santrallerinden çıkan karbondioksidi, metanol çevirmek
19. Asit dengelerini sağlamak için okyanuslara “limon” çalmak
20. Birkaç yıla kalmadan solar paneller günümüz elektriğinin konumuyla aynı olacak. Doğru şekilde yönetilirse solar enerji de iyi bir yatırım aracı olacak.

Fikirler kimine göre komik kimine göre gerçekleşmesi çok güç olsa da en azından hemen hemen tüm önerilerin kitlesel düşünülmesi, özellikle nüfus planlamasının dile getirilmesi çok önemli. 23 Temmuz'a kadar sesinizi duyurmak için vaktiniz var, kaçırmayın!

10 Temmuz 2009 Cuma

Kendi kurallarını koyan şehirler...

Plastik alışveriş torbalarının doğal hayata ne kadar büyük zarar verdiğini hepimiz iyi biliyoruz. Direnleri tıkayan torbalar yüzünden büyük sel vakaları atlatan Bangladeş, yasağı getiren ilk ülke. Amerika’nın ilk torba düşmanı şehri San Francisco iken, tüm alışveriş torbalarını ortadan kaldıran Avrupa’nın ilk şehri ise İngiltere’nin Modbury kasabası oldu.


© Marwood Jenkins

Sürdürülebilirlik için birbirinden etkileyici ürünler, mimari projeler ve enerji çözümleri ile karşı karşıyayken, hükümetlerin ya da büyük şirketlerin harekete geçmesini beklemeden karar alan şehirler var. Mesela, Avustralya’da sadece 2.500 kişinin yaşadığı Bundanoon’da artık plastik şişe göremeyeceksiniz. Tepkinin oybirliğiyle ve bu kadar büyük verilmesinin arkasında yatan sebep, bir su markasının kasabalarından çıkan kaynak suyu Sydney’de şişeleyip tekrar kendilerine satması.



Peki ya Belçika’nın ortaçağdan kalma şehri Ghent ne yapıyor? Hem küresel ısınma hem de sağlıklı beslenme alışkanlığını yerleştirmek için perşembeleri et yemiyor. Restoranlarda mutlaka vejeteryen tabağı bulunuyor, okullarda kesinlikle et tüketilmiyor, var olan kebapçı dükkanları bile her perşembe sadece falafel sunuyor.



Sırada ne var? Araba kullanmama, kağıt tüketmeme, plastik bardak kullanmama, sadece organik tüketme? Tüm bunlar tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmeye yönelik hoş ama naif tutumlar. Önemli olan, plastik şişelerde BPAden, temizlik ürünlerinde toksinlerden, gıdada katkı maddelerinden vazgeçmeye karar verecek endüstrinin büyük oyuncularında. Ama şehirlerinin (dolaylı da olsa) dünya çapında PR'ını yapmak isteyenler, derhal insan sağlığını veya doğayı tehdit eden bir probleme karşı bilinç yaratmak için önemli bir gün ilan edebilir.

25 Haziran 2009 Perşembe

Asılın pedallara...

Yaz geldi, karneler alındı, ilk ve orta öğretim sınavlarına girildi. Eminim, herkesin isteği ya da başarı hediyesi birbirinden farklı iken bisiklet hala bir arzu aracı ancak küresel ısınma ile birlikte gelişmiş ya da az gelişmiş toplumlarda ulaşım aracı olarak değeri her geçen gün yükseliyor.



Fransa’da Velib, geçen yıldan bu yana patlama yaşatmış durumda. Nerdeyse her kilometrede bir kiralama istasyonu var. Barcelona ve Brüksel’deki sistemler de ilgi görüyor. İngiltere’de OYbike cepten kiralama sistemini kurmuşken, Londra Belediye Başkanı Boris Johnson, Velib’e benzer bir hizmet için düğmeye bastı.

İster tek kişilik, ister aile boyu kullanabileceğiniz tasarım harikası bisikletler...

Şirket arabası yerine şirket bisikleti sunan Danimarkalıların klasiklerinden Velorbis



Christiana


Madsen


Kişiye özel Sorte Jernhest


Red Dot ödüllü Taga


Pedal çeviremem diyenlere GoCycle

7 Haziran 2009 Pazar

“Yuva”mız elden gitmeden...

5 Haziran, Dünya Çevre Günü’ydü ve Fransız doğa fotoğrafçısı Yvan Arthus-Bertrand çektiği “Home” belgeseli yaklaşık 90 ülkede bugüne özel gösterildi. Bizde de NTV’de yayınlanan belgesel, gezegenimize nasıl ızdırap çektirdiğimizi en açık şekilde gözler önüne seriyor.



Çekimleri 3 yıl süren belgesel ile Bertrand’ın vermek istediği ana mesaj bireylerin kendi paylarına düşen görevlerini yapıp yapmadıkları. Mesela, Bangladeşliler aç/susuz yaşarken ülkemizde en fazla tercih edilen yabancı tekstil markalarından bir kaçının "Made in Bangladesh" etiketli ürünleri satmasına yönelik tüketiciler her hangi bir tavır takınıyor mu? Hiç farkında olduklarını bile zannetmiyorum. Peki ya Gabon’da ağaç kesimine yönelik uygulanan politika ile her yaz ülkemizde yaşanan orman yangınlarına karşı alınan önlemler denk mi? 4x4’ler yollarda cirit atarken (insanoğlu daha zengin ve üstün olduğunu en kolay daha nasıl gösterebilir ki?) vergi yüzünden hibridlerin adedi bir elin beş parmağını geçmiyor.

“Home”un, “Inconvenient Truth” ile başlayan küresel ısınmaya yönelik farkındalık artırma çalışmalarını ivmelendireceğine inanıyorum. Zaten Bertrand da TED’in bloğunda yayınlanan röportajında ikincisini çekmeyi düşündüğünü belirtmiş. Dilerseniz bu yılın başında Fransa’da sergilenen “6 billion others” projesine de göz atabilirsiniz.



Son söz, çevreci, girişimci ve yazar Paul Hawken’dan. 3 Mayıs’ta Portland Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada Hawken, Ralph Waldo Emerson'un bir sorusuna atıfta bulunarak ne kadar kayıtsız olabileceğimizi göstermeye çalışmış. Emerson, "ya yıldızlar 1000 yılda sadece bir kez görünseydi, ne yapardınız" diye sormuş. Hawken'ın yorumu, "Tabii ki, kimse o gece uyumaz, kainatın yaratıcısının bu muhteşem ve mucizevi durumu karşısında dindar kesilirdi. Halbuki yıldızlar her gece göründüğünden biz televizyon izliyoruz.”

2 Nisan 2009 Perşembe

"Yeşil lüks" olabilir mi?

Eskiden sadece renk olarak nitelendirdiğimiz “yeşil”, son yıllarda sürdürülebilir dünyamız için en önemli kavramlardan biri. Doğru ve bilinçli bir tüketimin, boş yere sarf etmemenin, tekrar tekrar kullanımın kod adı. “Lüks” ise gösterişin, pahalının, genelin ulaşamayacağı ayrıştırıcı bir statü olarak son dönemin yine gözde sıfatlarından. Her iki kelimenin taşıdığı anlamlara baktığımızda nerdeyse zıt olarak görünse de, “yeşil lüks” literatürde çoktan yerini aldı.



Yeşil ilkelere göre hayatını yaşayanların lüks kavramı ile bağdaşamayacağını düşünenler tartışa dursun, doğal parklar ya da koruma altına alınan yerlerdeki lüks tatil beldeleri popülerliklerini artırmaya başladı bile.



İster Costa Rica’nın sadece 16 bungalow’dan oluşan ekolojik beldesinde yağmur ormanı deneyimini, isterseniz Filipinler’in özel koruma altındaki adalarından birinde spa keyfini yaşayın. %100 yenilenebilir enerjiyle çalışırken, elde edilen net kar da bölgenin sosyal ve ekonomik dönüşümü için kullanılıyor.

Demek ki, geleceğin turizmi yazısında bahsettiğimiz deneyim, farklılaşma ve potansiyel barındıran konular pekala zıt kavramların içinde gizli olabilir.

23 Şubat 2009 Pazartesi

Yeşil yaşamlar...

Ne zamandır, çevreyle ilgili yazmıyordum. Fırsat bu fırsat, nicedir uzak kaldığımız bu önemli başlıkla ilgili de arayı kapatalım. Ecofabulous’ta gezerken ana sayfada CTN Green Dergisi’nin banner’ına rastladım. Sayfaları çevirince her konuyla ilgili videolar, mükemmel fotoğraflar ve biri sürü yeni bilgiyle karşılaştım. Tekstil, tasarım, yeşil enerji, çevreye dikkat çeken kitaplar... Ne ararsanız var. Mesela,



1% For The Planet: Her gün yeni bir kuruluşun katıldığı bu ağda firmalar satış rakamlarının sadece %1’ini çevre odaklı sivil toplu örgütlerine bağışlıyor.
The Fuel: Josh Tickell, biodizeli hararetle savunan bir aktivist. Önce “From Fryer to the Fuel Tank” kitabını yazmış. Hızını kaybetmeden “The Fuel” filmini hazırlayarak Sundance başta olmak üzere bir sürü festivalden ödülle dönmüş. Filmde karavanıyla gezintiye çıkan Tickell, fast food dükkanlarından yemek sipariş veriyorken atık ızgara yağlarını da istiyor.
Adina (Drink No Evil): Enerji içeceklerinin yeni alternatifi olmaya aday. Hem adil ticaretle üreticisine ulaşmış kahve çekirdeğinden yapılma hem de antioksidan özelliğe sahip.
Antarctica – The Global Warning: Orlando Bloom, küresel ısınmanın etkileri üzerine Anartika’ya geziye gidiyorken kendisine ünlü bir fotoğrafçı ve film yapımcısı olan kuzeni Sebastian Copeland de eşlik ediyor. Ve ortaya mükkemmel kareler çıkıyor.



Hepsinin ortak noktası, bir felsefelerinin ya da arkalarında durabilecekleri sağlam bir hikayelerinin olması, davetkar bir websitesinden mümkün olduğu kadar soruya yerinde cevap vermeleri. Kısaca, sürdürülebilir bir konu başlığının doğru tasarlanmış bir içerik yapısıyla beslenmesi. Gerisi, sizin konuyla ne kadar ilgili olduğunuz ve takip etmek istediğinizle alakalı...

24 Kasım 2008 Pazartesi

Pazarlamaya “komik” yaklaşım...

Aynı anda birden fazla görevi birarada götüren kişileri hayranlıkla (ve gıpta ederek) izliyorum. Yazar/çizer/konuşmacı ya da serbest küratör/danışman/eğitmen/köşe yazarı... Seviyorum çünkü aynı anda birden fazla işle/projeyle uğraşmanın kesinlikle yaratıcılığı artırdığına inanıyorum.



İşte bu kişilerden biri de, bu bloğu takip edenlerin hatırlayacağı, ev temizlik ürünleri markası Method Home’un Avrupa’dan Sorumlu Pazarlama Müdürü Tom Fishburne. Pazarlamanın Dilbert'ı olarak tanıtılan Brand Camp'i asli işine devam ederken oluşturan Fishburne, karikatürlerini 2 kitapta toplamış. Çizim serüvenine Harvard Business School’da öğrenciyken başlayan Fishburne’in özgeçmişine bakınca FMCG tarafında ciddi bir pazarlama tecrübesi olduğu anlaşılıyor.



Sağolsun Fishburne, bloğunda sadece marka, konumlandırma ve özellikle şu an yükselen değer olan “yeşil" işler konusundaki görüşlerini paylaşmakla kalmıyor karikatürlerini de flickr’dan takip etmemizi sağlıyor. Şimdiden hepinize keyifli seyirler...

18 Ağustos 2008 Pazartesi

(Neredeyse) yenebilir kozmetikler...

Organik ürünler sadece gıda ve tekstilde değil, kozmetikte de gittikçe öne çıkıyor. Mesela, Dr. Murad markasına ait “nar” içerikli ürünlerin reklamları lüks eczanelerin camlarını kaplıyor. Yurtdışında, %100 doğal, kimyasallardan uzak, kobay olarak hayvanları kullanmayan, ambalajı ya da üretimiyle çevreye saygılı veya satın alınan her üründen çevreci bir sivil toplum kuruluşuna bağışta bulunan markalar her geçen gün çoğalıyor. Crema de Cacao, Mod.Skin Labs, Be Fine bunlardan sadece birkaçı...



Japonya’dan Hiina ise %100 soya sütünden yüz maskesi üreterek inovatif markalar arasına katıldı. Tamamı kadınlardan oluşan Hiina yetkilileri, sake üreticileri ve tofu yapanların pürüzsüz ve parlak ellere sahip olduğunu tespit eder etmez çalışmalara başlamış. Beşli paketlerde satılan maskeler, doğal içeriğe sahip olduğundan haliyle gıda fabrikasında üretiliyor.



Ne dersiniz, gelecekte, sabah akşam kullandığınız kozmetik ürünleri yiyebileceğinizi de düşünebiliyor musunuz?

8 Temmuz 2008 Salı

Evet, sonunda başardık!

Şaka değil, bu yaz Kuzey Kutbu’nda buz olmayabilir. En bilindik fotoğraf karelerinden biridir. Hani, buz kırma gemileri Kutup’ta zar zor ilerler. Ya da maceraperestler keskin rüzgarda en uç noktaya yürüyerek ulaşmaya çalışır. İşte bu kareler artık o kalın buz tabakasının oluşmaması sebebiyle hayal olabilir.



Bu durumun gerçekleşmesi için önce 2080 deniliyordu. Sonra bu tarih birden 2012 olarak revize edildi. Şimdi Independent’ta yayınlanan makaleye göre bu yaz bile olabilir. Ve eğer gerçek olursa, bunca yıl Kuzey Kutbu’nun derinliklerde yatak zengin petrol (dünya petrolünün %25'inin burada bulunduğu iddia ediliyor) ve maden kaynaklarının Kuzey ülkeleri tarafından sömürülmesine şahit olabiliriz. Tam da bizim istediğimiz değil mi? Yağmalayalım, daha fazla kar edelim, yok edelim ve "bir zamanlar..." diye hikaye anlatalım...

18 Mayıs 2008 Pazar

Evlerimizi de mi detokslamak?

Detoks, sağlığımızı korumak, vücudumuzu toksinlerden arındırmak ve yaşlanmayı geciktirmek adına son yılların en önemli olgularından biri olarak karşımıza çıkıyor. Belirli bir süre için sağlık merkezlerinde kamp kurulabileceği gibi basit yöntemlerle kendi kendinize de detoks uygulayabilirsiniz. Peki, evinizin de detoksa ihtiyacı olduğunu, temizlik için standart yöntemlerin yeterli olmadığını, en önemlisi de kullanılan petrokimyasal temizlik ürünlerinin işleri daha da karmaşık hale getirdiğini biliyor musunuz? Çevreye saygılı yani “yeşil” temizlik ürün markası Method’un yaratıcıları Adam Lowry ve Eric Ryan’ın yeni kitabı “Squeaky Green” (Tertemiz Yeşil) tam da bunların yanıtını vermeye çalışıyor. Evlerimizi cam açıp havalandırmak ya da küçük birer botanik bahçesine çevirmek alışık olmadığımız yöntemler değil ancak kullandığımız temizlik ürünlerinin ne kadar çevreye duyarlı olduğu ya da kaçının gerçekten sağlığımızı tehdit etmediği tartışılır. Kitabın yayınlanma tarihi çok yeni, dilerseniz Amazon’dan sipariş edebilirsiniz. Henüz, Method gibi “yeşil” temizlik maddesi üreten firmalar Türkiye’ye giriş yapmış değil ama dilerseniz binbirorganik ya da thelifecoshop'tan Dr.Stewner – Klar markasından sipariş verebilirsiniz.