inovasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
inovasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2009 Pazartesi

Sağlık için tasarlamak!

Artan nüfus, uzayan ömür ve çoğalan bulaşıcı hastalıklar... Ürün tasarımından sosyal medya uygulamalarına, deneyimden teknolojinin sağladığı olanaklara kadar multidisipliner toplulukların çözüm bulmak için uğraşacağı önemli konu başlıkları arasında sağlık yer alacak. Radikal Tasarım Eki’nin 1. yaşını doldurduğu bu sayısında bugüne ve geleceğe dair sağlık sektöründeki tasarım uygulamalarından örnekler sunmaya çalıştım. Keyifle okumanız dileğiyle...

4 Kasım 2009 Çarşamba

“Knowmad” olmak ister misiniz?

2 Kasım'da Capital’in düzenlediği CEO Club Kahvaltısı’nda konuşma yapan Coca Cola CEO’su Muhtar Kent, ülkemizin yeni nesil liderlere ihtiyacı olduğunu belirtmiş. Gelecekte başarı için, açık fikirli ve net vizyon oluşturan, bu vizyonu çalışanlarına aktararak onlara önderlik edebilen yeni nesil liderlerin çoğaltılması gerektiğine dikkat çekmiş.



Yurtdışında lider yetiştiren okullar yok mu? Dolu. Ülkelerin önde gelen okulları her yeni kavramın doğuşuyla birlikte lisans ya da yüksek lisans programlarını farklılaştırıyor mu? Kesinlikle. Yine de butik çapta hizmet veren alternatifler doğmaya devam ediyor. Her şeyin evrim geçirdiği bilgi çağında “knowmad”lerle tanışıyoruz. Nomad (göçebe) ile knowledge (bilgi) kelimelerinin birleşiminden türetilen bu tanımlama, herkesle, her zaman, her yerde çalışabilen cesur, sorumlu, yaratıcı kişiyi tasvir ediyor. Danimarka’da KaosPilot’ın başlattığı bu girişimi Hollanda’da Knowmads uyguluyor.


© Getty Images

1 yıl süren programın içeriğinde “girişimcilik ve yeni iş tasarımı”, “kişisel liderlik”, “yaratıcılık ve pazarlama” ile “sürdürülebilirlik ve sosyal inovasyon” başlıkları bulunuyor. Yaşayarak öğrenme prensibiyle çalışan bu grup yaptığı işe aklını, yüreğini ve emeğini vakfedenleri çoğaltmayı amaçlıyor. Programı tamamlayanlar, ister tek başlarına ister şirket içinde ister bir ortakla beraber daha iyi bir dünyanın kararverenleri arasında yer almak üzere kendilerini hazırlamış oluyor.

Ocak 2010-2011 yılı için son başvuru, 20 Kasım’da. 20-35 yaşları arasında kendi projesini hayata geçirmeyi veya toplum için fark yaratmayı düşünenler başvuru sayfasını ziyaret edebilir.

30 Ekim 2009 Cuma

Tasarımcılar “suç”a da el attı.

Institute of Ideas’ın bu yıl 5.sini düzenlediği “Battle of Ideas” ile amacı gelecek korkusundan vazgeçip, 21. yy.da başarmak istediklerimiz hakkında serbestçe tartışabilmek, hepimizin yeni jenerasyon halk entellektüelleri olduğu günümüzde tutkulu ve idealist fikir çarpışmalarıyla bilgeliğe meydan okumak. Bu yıl 31 Ekim – 1 Kasım tarihlerinde düzenlenecek festivalin ikinci gününde masaya yatırılacak konulardan biri de suçların azaltılmasında tasarımcının rolü.


© Design Police

İngiltere hükümetinin desteklediği “Suça Karşı Tasarım ve Teknoloji Birliği”, hırsızlığı önlemeye, kamuya açık ortamlarda güvenliği sağlamaya, suça dayanıklı aletlerin tasarlanmasına yönelik çalışıyor. Okullardaki kabadayılık, bar kavgaları, adi hırsızlık, trafik ihlalleri programın çözümü için kafa yorduğu konulardan sadece birkaçı.

Central Saint Martins College of Art and Design ve University of the Arts London işbirliğinde kurulan Design Against Crime ise, tasarım araştırma laboratuarı olarak görev yapıyor. Projeleri arasında kapkaçcılara yönelik In the Bag ve bisiklet hırsızlarına karşı Bikeoff bulunuyor.


Stop Thief Chair

Tasarımcıların doğru soruları sormaları ve problemlerin çözümüne yönelik yaklaşımları, gittikçe daha çok alanda görüşlerine başvurulan bir grup olmalarını sağlıyor. İster sağlık ister eğitim olsun farklı disiplinlerden gelen uzmanların yardımına ihtiyaç duyulduğunda aralarında sosyal tasarımcılar da olacak. Hapishanelerimizde Cumhuriyet tarihinin en yüksek doluluk oranı gözleniyorken, bu noktaya gelmeden bir çözüm olduğunun farkına varılacak projeler yürütülebilir mi?

13 Ekim 2009 Salı

İnovatör bankacılardan konsept tasarım...

Ağustos 2007’de ABN Amro çalışanları tarafından kurulan “Dialogues Incubator”, hızlı ilerleyen hayatımızda işbirliği, inovasyon ve sürdürülebilir sorumluluk anlayışını birleştirerek sokaktaki insanın ihtiyaçlarına ve sosyal konulara çözüm bulmayı amaçlıyor. Websiteleri çok yol alamamış gibi bir görüntü sunsa da çalışmalarının ilk meyvesi, ses getireceğe benziyor.



Borsada aracı kurumu devreden çıkarıp internet üzerinden alım-satım işlemi yapanlar arasında gerçekleştirilen araştırmalar gösteriyor ki, bu kişilerin kararlarını mantık değil duygular (özellikle korku ve açgözlülük) yönlendiriyor. “Rationalizer” konsepti de bu gerçekten yola çıkan Dialogues Incubator ile Philips Design işbirliği sonucunda doğuyor.

Bilezik (EmoBracelet) ve çanaktan (EmoBowl) oluşan Rationalizer’da bilezik sayesinde yatırımcının anlık duygu değişimi ölçülüyor. Bu seviye ne kadar şiddetliyse ister bilezikte ister çanakta aynı şekilde renk ve desen değişimi oluyor. Böylece yatırımcıyı uyaran bu sistem sayesinde kişi durup derin bir nefes alarak kararını gözden geçirmiş oluyor.



Gelecekte piyasaya sürecekleri ürünler için “Rationalizer”ın bir başlangıç olduğunu belirten Philips Design ile ABN Amro açık inovasyona güzel bir örnek sunuyor. Duyguları hisseden teknolojisiyle rakiplerinden ayrışan uluslararası tasarım devi, yatırım ve risk analizindeki başka bir tecrübeli isimle deneyimini birleştirmekten çekinmediği gibi devamının geleceğinin de sinyalini veriyor.

10 Ekim 2009 Cumartesi

İş ve inovasyon fabrikasından notlar...

Sadece TED, farklı disiplinlerden kişilerin hikayelerini anlattığı, fikirlerin başka fikirleri tetiklediği, yaratıcı beyinlerin çekim merkezi olan bir yer değil. 2004 yılında kurulan Business and Innovation Factory (BIF), kar amacı gütmüyor ve gerçek dünyada çözüm üretmiş kişilerin kendi örneklerini paylaştığı platformlar arasında dikkat çekiyor.



Twitter sağolsun katılımcıların BIF’tan ne kadar keyif aldıklarını öğrenebiliyoruz. Ya da George Lucas’ın 1970’lerdeyken Star Wars oyuncaklarını öngöremediği devrimsel itiraflara şahit olabiliyor, Fast Company’nin en yaratıcı isimler arasında gösterdiği Neri Oxman’ın form yapmaktansa form yaratmayı savunan bir sistemi anlattığını öğrenebiliyoruz.

Çoğu sunumun ortak teması, farklı gruplardan ne tarz bir yaratıcılık çıkacağı bilinemez. Oyunların hem öğrenirken hem de iş yaparken önemli bir eleman olması yükselen değerler arasında. Mesela, sağlık sigortası şirketi Humana’da çalışanlar oyunlar geliştirerek nasıl fit kalınacağını gösteriyor. Wikonomics kitabının yazarı Dan Tapscott 4 milyon dolarlık araştırmasıyla 8-18 yaş arasındaki çocukların video oyunlarlarıyla düşünme biçimlerinin tetiklendiğini gözlemliyor. BIF’in kurucusu Saul Kaplan, geleceğin parlayan meslekleri arasında küratörleri gösteriyor. MOMA’nın tasarım ve mimarlık küratörü Paola Antonelli, insanların bilgiye ulaşımında küratörlerin köprü görevi göreceğini belirtiyor.



Ve bunca tetikleyici fikir arasında iş planlarının da hücre yenilemesi gerekmiyor mu? Akademisyen Alex Osterwalder’in önderliğinde 400’den fazla katılımcıyla hayat bulan taptazecik “Business Model Genaration” kitabı ilgi gören bir çalışma oluyor ki, editör kendi Twitter’ından Price Waterhouse Coopers’ın yüklü sipariş verdiğini paylaşıyor.

Kaynak: ThinkBalm ve PrincipledInnovation

18 Eylül 2009 Cuma

Babil’in Asma Bahçeleri tekrar gerçekleşebilir mi?

Suyun hem hayati hem de stratejik açıdan ne kadar önemli olduğuna daha önceki yazılarda değinmiştim. Artan popülasyonla birlikte gittikçe daha az kişinin temiz suya ulaşması, Arabistan yarımadasında ve Hindistan’da bilinçsizce açılan kuyuların sualtı kaynaklarına verdiği zarar, tarımdaki sulamanın daha az suyla daha verimli yapılabilmesi için yeni tekniklerin geliştirilmesi önemli gündem maddelerinden.



Birkaç yıl önce büyük küçük meraklıların oyuncağı olarak tanışılan Magic Sand yukarda bahsettiğim sorunlara çözüm olabilecek bir özelliği sahip. Hidrofobik kum olarak belirtilen malzeme, suyun nüfuz edemediği bir yapıya sahip. Yani suya döküldüğünde bildiğimiz kum gibi dibe batmayıp, istenilen şekli alabiliyor. Bu fikri nano teknoloji ile daha ileriye taşıyan ise Birleşik Arap Emirliği’nden DIME. Hidrofobik kum rulolarıyla yağmur sularının ya da yer altı su kaynaklarının kaybını engellemeyi hedefleyen DIME'nin projelerini gelecekte göreceğiz.



Kiremitleri de güneş enerjili tasarlayan insanoğlu, hem biomimik hem de nano teknoloji sayesinde çölleri yeşertip, kendi kendine yetebilen topraklar haline getirebilir.

Kaynak: Singularity Hub

3 Haziran 2009 Çarşamba

Türk kültürü ve sosyal ağlar...

Dün Boğaziçi Üniversitesi’nde, Berkeley Haas School’dan Prof. Naeem Zafar’ın inovasyon ve girişimcilik üzerine verdiği seminerdeydim. Prof. Zafar, ilk bölümde inovasyonun önemli unsurlarından bahsederken (her ne kadar ağırlıklı bilgi teknolojilerini merkezi olsa geldiği yer olan) Silikon Vadisi’ni örneklendirdi. Seminere katılanların çoğu da, sıralanan bu maddeler içinde en fazla aşağıdaki 2 unsurun ülkemizde aşılamadığından bahsetti.



1. İşbirliği kültürü: Herhangi bir toplantıda yeni birisiyle tanışırken ya da kahve dükkanında mola verdiğiniz sırada kulak misafir olduğunuz grubun sohbetine dahil oluyorken ne iş yaptığınızı tek cümleyle ve de kıvırmadan özetlemek çok önemli. Çünkü bu sohbet sırasında mutlaka sorularınıza yanıt bulabileceğiniz birilerine yönlendirilirsiniz.
2. Motivasyon unsurlarının çakışması: Vadi’de o kadar çok özel ilgili alanına yönelik sosyal grup var ki yine bu toplantılar sayesinde bir sürü soru kolaylıkla ve de ücretsiz karşılanabilir (fikirlerin geliştirilmesi, fikir için ön araştırma yapılması, çevrenin genişletilmesi, vs).



Gerçekten de kendi kültürümüze baktığımızda kaçımız fikrimizi şekillendirmek üzere paylaşımcı ve girişizkeniz? Tanıdığımızı zannettiğimiz kişilerden bizim için bir kapı aralamasını istediğimizde ne kadar yardım görüyoruz? Ya da daha tecrübeli olan kişilerin sadece görüşlerini almak istediğimizde randevu için olumlu yanıt alabiliyoruz? İlle birlik, dernek, vakıf değil, kaçımız sosyal grup kurup, sorularımıza çözüm bulmaya ve fikirleri yeşertecek ortamlar yaratmaya çalışıyoruz?

“İnovasyonun ekosistemi ve Türk kültüründe karşılaşılan sorunlar” güzel bir tez konusu başlığı! İnovasyonun yeşermesini engelleyen kültürümüze ait bu ön yargıları tespit edecek ve çözüm önerilerini içeren bir araştırma, en azından başlangıç noktası olur.

22 Mayıs 2009 Cuma

İnovatif şirketlerin sihri, kurum kültürlerinde!

Dün Chicago’da Illinois Institute of Technology Institute of Design ile Innovate Now’ın beraber düzenledikleri inovasyon konferansı vardı. Business Week’in kıdemli inovasyon editörü Bruce Nussbaum sağolsun Twitter’dan bir-iki yorumda bulunmuş. Krizin tetiklediği paniği aşabilmek için inovatif ya da tasarım odaklı düşünce biçimlerinin daha hararetli savunulduğunu yakınen takip ediyoruz zaten.



Mesela, inovasyon stratejisi üzerine danışmanlık veren Doblin’in Başkanı Larry Keely “kültürü unutun, liderlik ve inovasyon kurallarının kurumlara yerleştirilmesi kültürlerini değiştirecek” demiş. Aynı argümanı London Business School’dan Prof. Rajesh Chandy’nin araştırması da destekliyor. Çıkan sonuçlara göre, kurum kültürünün inovasyon üzerindeki etkisi AR-GE çalışmaları, ulusal kültür veya devlet politikalarının inovasyon üzerindeki etkisinden daha yüksek çıkmış.



Düşünsenize, P&G ile Google, çalışan değiştokuşu yapmaya başlamış bile. Bizden örneklere gelince evet Eczacıbaşı, birkaç yıldır kendi şirketleri arasında inovasyon yarışması düzenliyor. TEB, inovasyonu kurum kültürü yaptığını ve ödül kazandığını açıklıyor. Umarım devamı da gelir. Ancak, ister insan kaynakları ister satın alma hangi bölümü seçerseniz seçin tüm çalışanların işlerini yenilikçi bakış açısıyla farklılaştırmaya çalıştığı kaç şirket çıkar? Kaç lider şirket içinde bu fikirleri tetikletecek bir çalışma atmosferi yaratıyordur? Acaba, bugün Türkiye’nin ilk 100 firmasında “inovasyon” ne demek diye araştırma yapsak ne sonuç çıkar? Yorum sizin.

15 Mayıs 2009 Cuma

Trendiary, 1 yaşını doldurdu!


© Samantha Zaza

Yaş biraz olsun ilerledikçe, iş hayatındaki tempo ya da sorumluluklar arttıkça günler nasıl hızlı geçiyor, öyle değil mi? Blog serüveni de tam 1 yıl önce Zaha Hadid’in Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki sohbetinin ardından başlamıştı. Amacım, biraz olsun bugünü koklayarak geleceğe yönelik ipuçları sunmak, bakış açılarını zenginleştirerek farklılık yaratabilmekti. Kültürün, sosyal hayatın trendlerle nasıl yeniden şekillendiği, estetik ve tasarım anlayışının gelişimi, inovatif yaklaşımlarla sürdürülebilirliğin vazgeçilmezliği... Kısaca gelişen ve evrim geçiren insanoğlunun hayatında kaçırılmayacak noktalara dikkat çekmekti merakım.

Bu bir yılda neler mi oldu? Moleskine İstanbul için tasarlanan defterimiz grafik dalında mansiyona layık görüldü. Önce Frankfurt Kitap Fuarı’nda sergilendi, şimdi de önümüzdeki haftadan itibaren santralistanbul’da olacak. Her ay Radikal Tasarım Eki’nde tasarım üzerine yazılar yazdım ve yazmaya devam ediyorum. Arada hem Ross Lovegrove hem de Harri Koskinen ile röportaj yaptım. Bir sürü yaratıcı insanla tanıştım. Bunlardan bir tanesi de Samantha Zaza. Moleskine dolayısıyla tanıştığım Sam, harika şeyler çiziyor. Sağolsun ricamı kırmayarak Trendiary’nin 1. yaşı için bu ilüstrasyonu yaptı.

Son olarak, blog ödüllerinde dereceye giremesem de oy veren ya da oylama sürecinin çetin koşulları sağolsun sadece gönülden destekleyen tanıdık tanımadık herkese teşekkür etmek istiyorum. Daha nice birlikteliklere...

30 Nisan 2009 Perşembe

Mavi Okyanus’ta yüzmek isteyenlere öneriler...

Temelleri sağlam olmayan, malzemeden de çalınmış bir binanın yıkılması çok kolaydır. Şu zor zamanlar için de stratejisini doğru yapmamış ve vizyonu olmayan kurumların bir sağa sola sallanması kaçınılmaz, ama malzemesi yani insan kaynağı konusunda da sorunlar varsa diyecek fazla bir söz yok.


© Human Blocks by Drill Design

Herhangi bir şirkete sağlam ve güvenli sıfatları yakıştırılıyorken bunları hakeden ancak ve ancak manalı işler çıkarmaya çalışan insanlar olabilir. Eğer, kurumun temelleri sağlam atılmışsa çalışanlar da kendilerine güvendiklerinden o kurumun da güvenli olarak algılanmasını sağlar.

Starbucks’ın eski CEO’su Jim Donald da şirketlerin krizden çıkış yolları için, iyi fikirler geliştirebilecek çalışanlarına kulak vermeleri gerektiğini savunan bir açıklama yapmış. Amerika’nın en önemli tasarım ajanslarından frog’un CEO’su Doreen Lorenzo da Fortune’da yayınlanan makalede bir sürü şirkete konuyla ilgili görüşlerini sormuş. W. Chan Kim ve Renee Mauborgne’nin meşhur stratejisi “Mavi Okyanus”ta nasıl yüzülebilir üzerine şu fikirler çıkmış:



• Çalışanlarla işbirliği yapın: CISCO, iZONE programıyla farklı departmanlardan insanları biraraya getirerek yeni ürünlerin geliştirilmesini sağlıyor.
• Fikir avcılığı yapın, bunun için uygun ortamlar yaratın.
• Beceriyi ödüllendirin: Hayalgücünü öldürmek yerine yeni fikirlerin doğabilmesi için çalışanlara özgürlük tanıyın.
• Çalışanlara söz hakkı tanıyın: Frog’un Texas ofisinden Ashley Menger adındaki tasarımcı, 2 hafta boyunca ne kadar çöp ürettiğini gözlemlemek adına kendi kendine bir çalışma başlatmış ve şeffaf bir ortam olan frog’da bu deneyimiyle ilgili blog açmış. Farklı şehirlerdeki ofislerden çalışanlar, bu fikre katılarak dönüşümlü olarak yorumlarını paylaşmış. Yeşil düşünce tohumlarının yeşermeye başladığını hisseden frog, frogware insiyatifini başlatmış. Faturalanabilecek değeri 1 milyon ABD Doları olan bu serbest zamanda çalışanlar, bir sürü proje geliştirmiş. Bunlardan biri de frog LED ampülü. Basınla da paylaşılan bu çalışma, hem büyük ilgi görmüş hem de frog’un yeşil uzmanlığını bilmeyen şirketlerin potansiyelden müşteri konumuna geçmelerini sağlamış. Üstelik, bu tasarım, frog'a IDEA 2008’de Altın Ödülü’nü getirmiş.



Ülkemizde de farklı düşünmeye ve çalışanlarının fikirlerini yüreklendirecek ortamlar oluşturmaya uğraşan şirketler mutlaka vardır ancak bu topraklara ait örnek alınacakların sayısının artması dileğiyle...

21 Nisan 2009 Salı

Değişimin anahtarı, tasarım!

İnovasyon kelimesi o kadar çok ve kolay telaffuz edilir oldu ki kelimenin taşıdığı değer ve önem sanki basite indirgenmiş durumda. Değişen çağda yani artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı, herkesin kendine yeni bakışaçıları geliştireceği bir dönemde taze terimler kendilerini hissettirmeye başladı.



Mesela, inovatif fikirler nasıl doğuyor diye bir adım önceye gitmek istersek, tasarımcıların çalışma metodundan yola çıkılarak geliştirilmiş bakış açıları fark yaratıyor. Mühendis, mimar, antropolog, pazarlamacı gibi farklı meslek gruplarından uzmanlar aynı çatı altında çalışarak daha manalı işleri nasıl geliştirebilecekleri üzerine kafa patlatıyor. İş tasarımı ve tasarımsal düşünce olarak çevirebileceğimiz bu bakışaçılarıyla çözümlenen başarı hikayeleri vaka olarak derinlemesine incelenmeye başladı.



Frog Design’ın kurucusu Hartmut Esslinger’in “A Fine Line: How Strategies Are Shaping the Future of Business” kitabının yayın tarihi için Haziran sonu planlanıyor. Amerika’nın önde gelen tasarım stratejisi ofislerinden IDEO’nun CEO’su Tim Brown’un kaleme aldığı “Change by Design” ise Eylül 2009’da yayınlanacak. Son olarak, Rotman School of Management’ın Dekanı Roger Martin’in kitabı “Design of Business: How Design Thinking Creates Competitive Advantage”ın planlanan yayın tarihi, Kasım.



Görünen o ki, 2009’ın sonuna kadar bu hikayeleri içeren kitapların adedinde patlama yaşanacak. Evrim geçiren insanoğlunun taze yöntemlerle kendini beslemesi, başarılı örnekleri iyice sindirerek her daim yaratıcı çözümler üretmesi de sürdürülebilir bir dünya kaçınılmaz olacak.

9 Nisan 2009 Perşembe

Yeni nesil yarışmalarla geleceğin fırsatları...

The Earth Awards, ilk kez geçen yıl düzenlendi ve kazananlar bu yılın başında ödüllerini aldı. Malezya hükümetinin EcoStyle adlı projesinin bir girişimi olan yarışma, turizm ile tanınan bir devletin kendini sürdürülebilirlikle özdeşleştirme çabasının önemli bir adımı. Hedef, yeni ekonominin katalizörlüğünü yapacak fikirleri ortaya çıkarmak, gelecekteki refahın değişim yaratacak ve henüz varolmamış endüstri ve mesleklerinde yattığını göz önüne sunmak. Bir diğer amacı ise inovatif fikirleri yatırımcılarla buluşturarak, değişimi gerçekleştirecek ilerici bakışaçılarının hayat bulmasını sağlamak.



2008’in kazananı aslen mimar olan ve halen MIT’de doktorasına devam eden Neri Oxman. Yeni ve hızlı bir üretim süreci olan “FAB.Recology” ile ödüle hak kazanan Oxman, biomimik prensiplerini kullanarak tasarım ve inşa etme sürecine yeni bir boyut getiriyor. Material Ecology adıyla başlattığı araştırma konusu, mimari, mühendislik, bilgisayarlı modelleme, biyoloji ve ekolojinin birleşiminden oluşuyor. Mesela, “Monocoque” sanat mı, yeni bir doku mu, ürün tasarımı mı ayırmak mümkün değil ama etkileyici ve estetik olduğu gerçek.



Şu an imkansız gibi gelen düşüncelere fırsat vermek, araştırmalarını desteklemek ve fikrin gerçekleşme aşamasında sahiplenilmesine aracı olmak büyük bir potansiyel barındırıyor. Demek ki, evrim geçiren dünyamızda, turizmin ya da doğal kaynakların da ötesinde sahiplenilecek konu başlıkları yaratmak ve bu tarz fırsatların çekim noktası olmak için girişimci davranmak bizlerin elinde.

13 Mart 2009 Cuma

Malzemede inovasyon...

Kaçımız kıyafet alışverişi sırasında ürün etiketlerindeki içerikleri okuyor? Organik son dönemde popüler konulardan olsa da işin içindekiler %100 organiğin pek mümkün olmadığını iddia ediyor. Peki ya %100 pamuklu, üstelik E vitamin, Aloe Vera ve Jojoba Yağı içeren kumaştan yapılma bir ürünü giymek istemez misiniz? Ya da perde kumaşlarının zararlı UV ışınlarını engelleme özelliğine sahip olmasını?



Teknolojinin her geçen gün gelişmesi sayesinde inşaattan tekstile kadar bir çok sektörde kullanılan malzemeler sürdürülebilirlik yönünden iyileştiriliyor ve geliştiriliyor. Böyle olunca da, dekorasyona ayrı bir hava katan renkli ve dokulu paslanmaz çelikler, 3 boyutlu efekte sahip desenli paneller, ses geçirmeyen ve ısıyı tutan döşemelik malzemeler öne çıkıyor.



Mesela, yazın koyu renkli kıyafetler giymekten kaçınırız ama Schoeller Textil’in ColdBlack teknolojisi sayesinde buna gerek kalmayacak. Güneş ışınlarını yansıtan özelliğiyle siyahseverler, yaz-kış “cool” görüntülerini koruyabilecek. BASF’in Luquafleece2 malzemesi ise sıcak havalarda nefes alıyor, yağmurlu havalarda ağırlığının 400 katı kadar suyu emebiliyor. Çocuk ayakkabılarından tutun da çadır dahil tüm outdoor malzemeleri için ideal. Her türlü döşemelik üründe kullanılan poliüretan köpüğün de gelişmişi üretildi: Indura fiber. Her türlü ulaşım aracındaki ya da evinizdeki koltukların, yatakların ateşe dayanıklı, toz üretmeyen, %100 geri dönüştürülebilen özellikte olduğunu düşünün.

Unutmadan, RFID gömülü yer karoları NaviFloor firması tarafından üretiliyor. Big Brother'in gözetlemediği yer kalmadı değil mi?

Kaynak: Material Connexion

20 Şubat 2009 Cuma

Blu-Ray Kozmetiği...

Pazarlama ve tasarım üstüne yazılan yabancı makalelere göz attığınızda bir sıfatın çok tekrarlandığını fark edeceksiniz: Çevik (Agile). Yani büyük balık küçük balığı değil, hızlı balık yavaşı yiyor. Bu nedenle, piyasada nelerin olduğunu takip etmek kadar anında harekete geçebilmek de önem kazanıyor.

İşte, Amerika’nın en inovatif kozmetik markası olarak kendini konumlandırmaya çalışan Cargo, HD teknolojisini kullanarak yeni serisi Blu-Ray’i piyasaya sürdü. Hedef kitle, sadece film endüstrisi (yıldızlar ya da makyözler) değil, düğün ya da mezuniyet gibi özel günler ya da fotoğraf çekimlerinde mükemmel ve doğal görünmek isteyen kadınlar.



Cargo’nun kurucusu Hana Zalzal, yoğun ve ağır makyajın HD teknolojisinde sırıtmasına karşı makyözlerin taleplerine kulak vermiş. Kanada’da mimari ile başlayan eğitimini inşaat mühendisi olarak tamamlayan ve üstüne de MBA yapan Zalzal, ödüllü ambalaj tasarımları ve pratik ürün tasarımıyla yaratıcılığın hakkını veriyor. Mesela, Foundation Pouch, 2007 Red Dot Ürün Tasarımı Ödülü’ne layık görülmüş.



Yavaş kalan ya da doğru konumlanamayan markaların/kurumların düştüğü en büyük yanlış da burda yatıyor. Dert, moda manyağı gibi kendine yakışıp yakışmayanı üretmek değil, gerçekten ihtiyaç duyulanı karşılayabilmek olmalı. Üstelik, arada farklı bir şeyler deneyecekse de rüküş değil "ne kadar güzel olmuş" dedirtebilmeli.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Girişimciler, işbirliği için buraya!

Google’ın Zürih'teki ofisinin fotoğraflarını bir şekilde görmüş olabilirsiniz. Ya da bu haftasonu Microsoft Türkiye’nin yeni ofisini ve çalışma şekillerini konu eden yazıyı okumuş olabilirsiniz. Hepsi çalışanlarına rahat ve yaratıcılıklarını tetiklemeyi sağlayan ortamlar sunmanın önemini kavramış şirketler.



İşte şimdi inovasyonun tavana vurduğu, sosyal tasarım kavramının daha sık duyulmaya başlandığı bu zaman diliminde, danışmanlar birbirleri arasında separatörler çekilmiş 4’lü çalışma ortamlarının sonunun geldiğini söylüyor. Kurumsal dünyada hal böyleyken, diğer tarafta yeni ve farklı fikirlerle beslenmek isteyen yaratıcı şirketlerin küçük girişimcilere ya da serbest çalışanlara kucak açması ya da internet cafe’lerin evrim geçirmiş versiyonları var.

Ofisini, proje bazlı çalıştığı işortaklarına açan ajanslara, müşterilerine (en basitinden ifade edersek) toplantı odaları sunan ilerici finans kurumlarına daha sık rastlıyoruz. Mesela, modern tarzda döşenmiş ortamıyla Hive’ın ofis alanlarından ayda 129 USD ödeyerek yararlananlar , farklı disiplinlerden kişilerle daha sıcak fikir alışverişinde bulunabiliyor.



Para parayı çeker derler ya, aynı şey fikir için geçerli olmaya başladı bile.

14 Şubat 2009 Cumartesi

Fast Company, 50 En İnovatif Şirket Listesi’ni açıkladı...

Gelecek öngörülerinde bulunanların ifade ettiği gibi, 5 yıla kalmaz “inovasyon” kelimesini de tüketip, çalışanlarının ve müşterilerinin mutluluk/refahını düşünen şirketler üzerine hazırlanan listeleri görebiliriz. Ancak şimdilik, favori dergilerimden Fast Company’nin INNO50 listesine göz atalım. Şirketlere baktığınızda IT firmalarının atağa kalktığını, ilaç, enerji ve eğlence sektörlerinden yeni firmaların çıkışta olduğunu göreceksiniz. Madem inovatifler, önümüzdeki dönemde bilinen şirketlerden ziyade yenileri daha sıkı takip etmek gerekir.



1. Obama Team: Yeni - Herkes Başkanlık yarışını kazandıran bu ekip hakkında fazlasıyla yazdı çizdi.
2. Google: Geçen yıl 1.
3. Hulu: Yeni
4. Apple: Geçen yıl 2.
5. Cisco: Geçen yıl 37.
6. Intel: Geçen yıl 34.
7. Pure Digital Technologies: Yeni
8. WuXi PharmaTech: Yeni
9. Amazon: Aynı sırada
10. IDEO: Geçen yıl 5.
11. GE: Geçen yıl 4.
12. HP: Geçen yıl 18.
13. Nokia: Geçen yıl 7.
14. Gilead Sciences: Yeni
15. Facebook: Geçen yıl 3.
16. NextEra Energy: Yeni
17. Q-Cells: Yeni
18. First Solar: Yeni
19. IBM: Geçen yıl 22.
20. Zappos: Yeni
21. Nintendo: Geçen yıl 10.
22. Disney: Geçen yıl 14.
23. Crispin Porter + Bogusky: Yeni
24. TBWA Worldwide: Yeni
25. New England Sports Ventures: Yeni
26. DSM: Yeni
27. Nike: Geçen yıl 6.
28. NPR: Yeni
29. Barbarian Group: Yeni
30. W.L. Gore & Associates: Yeni
31. Busboy Productions: Yeni
32. Skidmore, Owings & Merrill: Yeni
33. Wal-Mart: Geçen yıl 32.
34. Microsoft: Geçen yıl 41.
35. Ubisoft: Yeni
36. Vestas: Yeni
37. Chevron Energy: Yeni
38. CAA: Yeni
39. L-3 Communications: Yeni
40. Weta Digital: Yeni
41. Lego: Yeni
42. Emirates: Yeni
43. Genyzme: Yeni
44. Etsy: Yeni
45. BYD: Yeni
46. Warner Music: Yeni
47. Aravind EyeCare System: Yeni
48. Toyota: Geçen yıl 39.
49. Pelamis Wave Power: Yeni
50. Raser Tech: Yeni

2 Şubat 2009 Pazartesi

Ayağını yorganına göre uzat...

Devir, değişiyor ve gelecek nesillere miras olarak sürdürülebilir bir dünya bırakmak istiyorsak değişmek de zorunda. Sahtekarlık, Yeni Dünya’nın tam göbeğinde nice dev kurumları yutmaya başladığında, küresel ekonominin aktörleri önlem almak yerine, soğukta donan insanların uykuya dalması gibi olmayan paranın tatlı sıcaklığına dalıp gittiler, meyvelerini de biz topluyoruz.

Aynı iklim değişikliği politikalarındaki gibi, (en büyük etkiye sahip olan hükümetler hala gerekli önlemleri almazken) bireyler kolektif çalışmalarla değişimi başarmaya, farkındalığı artırmaya çalışıyor.



İşte ekonomik koşulların (zengin/fakir) hepimizi (kriz öncesi döneme göre) daha da zorladığı bir ortamda, Emerging Trends, ticaretin yeni değerler üreteceğini öngörüyor. Mesela, ticaretin ilk hali olan takasın sanal dünyaya yansımalarıyla daha sık karşılaşacağımızı, herhangi bir eşya kadar becerilerimizin de daha sık değiş-tokuş edileceğini belirtiyor. TradeaFavor’ın ya da SwapThing’in yaptıkları tam da bu! Facebook’taki gruplarına dahil olursanız, yetkin olduğunuz konuyu ihtiyaç duyabilecek kişilere duyurup, siz de karşılığında başka birinden bedava bir hizmet/eşya alabilirsiniz. (Ülkemizdeki örnekler, TürkBarter, KoçBarter, AvrasyaBarter, ağırlıklı finansal takasa yönelik)



Eğer “finansal anlamda daha fazla yaratıcı fikire, kriz dalgasından en az zararla çıkmak üzere ipuçlarına ihtiyacımız var” derseniz, kesinlikle WiseBread’i takip edin derim. Yok “beni ancak piyango kurtarır” derseniz, denemeye devam!

22 Ocak 2009 Perşembe

İnovasyonun açığı kapalısı mı olur?

Kesinlikle hem açığı hem kapalısı birarada olur. “Crowdsourcing” diye bahsettiğimiz kavramın kökenini, ilk kez 2003 yılında UC Berkeley Haas School of Business’ın hocalarından Henry Chesbrough işlemiş. “Şirketler, geliştirdikleri yenilikleri daha fazla sır olarak saklayamazlar. Şirketler için başarıya giden yol, müşterilerini, çalışanlarını hatta rakiplerini biraraya getirebildikleri açık bir platform geliştirerek olur.”



İşte aynı Chesbrough önderliğinde şimdi de üyelik sistemine dayalı, Coca Cola, Kraft ve Philips gibi 32 süper kurumun üst yöneticilerinden oluşan Berkeley Innovation Forum kuruldu. Grup yılda 2 kez dışarıya kapalı şekilde toplanıyor ve sektörler arası bilgi paylaşımında bulunuyor. Grup, sadece kendilerine özel bir sistemle sanal dünyada da iletişimlerine devam ederken, yıllık üyelik bedeli olarak 10.000$ ödüyor. Şimdiki gündem maddeleri de, yeni fikirleri daha iyi sağabilmek için şirketlerle üniversitelerin arasındaki iletişimi nasıl kuvvetlendirebilecekleri üzerine.



Tam da bunun üzerine, Business Week’te yayınlanan haber, bu ve benzeri oluşumlarla daha çok karşılaşacağımızın sinyalini veriyor. Çin hükümetinin girişimi doğrultusunda, Cambridge ile Tsingua Üniversiteleri bilim ve teknolojide inovatif açıdan devrim yaratacak araştırma-geliştirme konuları üzerine güç birliği yapmak için adım atıyor. Halihazırda Cambridge Üniversitesi, Kodak, Nokia, Unilever ve P&G’nin de içinde olduğu 30 şirketle işbirliği yapıyor. Yeni anlaşmayla Cambridge’in bugüne kadar elde ettiği icra gücü, Çin pazarına yayılmasıyla daha da kemikleşecek.

Kimileriniz için çok iyimser bir düşünce gelebilir ama bizim üniversitelerimizin ve kurumlarımızın da tren kaçmadan, bu fırsatları takip etmesinde ve harekete geçmesinde fayda var.

15 Aralık 2008 Pazartesi

2008 biterken...

Evet, biraz TIME’ın her yılın bitişinde hazırladığı sayıya benzer bir yazı olacak ama açıkçası yıl boyunca neler öne çıkmışı hatırlamayı değerli buluyorum... Doğal afetler, ekonomik kriz, komşu ülkelerin birbiriyle savaşı, terörist saldırılar, korsancılık oyunları, Olimpiyat derken bir yıl daha geride kalıyor. Peki nelerdi öne çıkanlar:



1. Politika bu bloğun konusu değil ama Obama’ya Amerika’nın ilk siyahi başkanı olma özelliğini kazandıran kampanyası, tasarımından konumlandırmasına kadar başlı başına bir konuydu.
2. Tasarım ve inovasyonu birleştirerek kendi pazarlarını yaratanları ya da mevcut pazarını iyice silkeleyen şirketlerin ürünleri bolca satın alındı. (Nintendo’nun Wii’si, Apple’ın iPhone’u)
3. 2.0: Bir süredir kurumlar markalı ürünlerinde kişiselleştirmeyi zaten yapıyordu, hatta web üzerinden kendi tasarımını kendin yap/giy/ye/iç çözümü ile ayrışmaktan hoşlananların ilgisini çekmeyi başarmışlardı. Zaten devir interaktivite devri ama markayı marka yapan temel göstergelerden birinin müşterilerin fikirleri olduğunu kabul eden kurumlar, çeşitli fikri proje yarışmaları düzenlerken, sanal dünyada gruplar oluşturarak müşterilerin duygusal bağ yakaladıkları markaları hakkındaki yenilikçi fikirlere açık olduklarını da hissettirdiler.
4. Lüks lüks lüks ya da sınırlı sayıda özel üretim.
5. Bu düzen böyle devam edemez düşüncesini benimseyen kurum ve tasarımcıların, daha sürdürülebilir bir dünyayı arzulayan bilinçli tüketiciler için “yeşil” ürünler, binalar, yaşam alanları yaratmaları, alternatif enerji kaynakları üzerine daha çok kafa patlatmaları.
6. Youtube, Facebook gibi sanal sosyal topluluklarla gözetle(n)me, dışarıya karşı bir gösteriş ama aynı zamanda ben de varım hissi. Hele Youtube, Warhol’un “herkes 15 dk.lığına ünlü olacak” lafını doğrular gibi...

12 Aralık 2008 Cuma

Doğaya kulak verin...

Şimdilik “doğayı taklit etme” olarak çevirebileceğimiz “biomimicry”, çok taze bir bilim dalı. Konunun tanınmasını sağlayan ise doğabilim üzerine çeşitli kitaplar yazmış olan, Janine Benyus. 1998’de kurduğu Biomimicry Guild, tasarımcıların, mimarların ya da mühendislerin inovatif projeleri için doğaya nasıl bakmaları gerektiğiyle ilgili danışmanlık veriyor. Yaklaşık 2 yıl önce kurduğu Enstitü ise, ilköğretimden üniversiteye kadar her seviyedeki öğrencinin problem çözme yeteneğini geliştirmeyi, “Innovation for Conservation” fonu ile de doğaya dönük tasarımlar yapan kurumların doğanın korunmasına yönelik bir birikimi de desteklemeklerini hedefliyor.



Biomimicry Institute’ün yeni projesi ise AskNature.org. Doğadan esilenebilecek konular hakkında online kütüphane işlevi gören siteden, kelebeklerin kanatlarından ya da yaprak yüzeylerinin su tutmama özelliğinden yola çıkarak geliştirilen Lotusan boyasından, okyanusta yaşayan mavi midyenin karakteristik yapısının Purebond yapıştırıcısına nasıl esin kaynağı olduğunu takip edebilirsiniz.



“Biomimicry” yeni bir kavram olabilir ama yüzyıllardır gezegenimizin çetin koşullarında yaşamlarını devam ettirmiş doğal hayatı ve varlıklarını gerekli dikkati vererek inceleyebilirsek gelecek kuşaklara daha sürdürülebilir bir ortam bırakabilir miyiz?