tasarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tasarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2011 Perşembe

Yaratıcı endüstrilerimizde güzel gelişmeler oluyor...

Yaratıcı endüstrilerin birbirleri arasındaki etkileşim ya da küresel ağlara dahil olma konusundaki çabalar ufak ufak da olsa yeşermeye devam ediyor. Öncelikle, 10 Mart akşamı kara rağmen yüksek katılımlı bir Pecha Kucha gecesini daha başarıyla gerçekleştirdik. Bir sonraki buluşmamız 12 Mayıs'ta yine Yapı Endüstri Merkezi'nde düzenlenecek. Bekleriz.



Hizmet tasarımına yönelik tadımlık ama uluslararası bir etkinlik olan Global Service Jam’in İstanbul ayağı da 11-13 Mart tarihleri arasında gerçekleştirildi. GSJ İstanbul’un Facebook sayfasından öğrendiğimiz kadarıyla haftasonu yapılan çalışmalar sonrasında 7 hizmet fikri doğmuş. Umarım fikirler en doğru şekilde hayata geçirilebilir.



DESIS (Design for Social Innovation and Sustainability) oluşumunun Türkiye ayağının tanıtım toplantısı da dün yapıldı. İTÜ Taşkışla kampüsünde düzenlenen ve İTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü’nün ev sahipliğini yaptığı toplantıya katılım ne yazık ki azdı. İnanıyorum ki projeler çoğaldıkça ve farklı paydaşlar birbirleriyle daha fazla iletişimde oldukça sosyal etkinin ivmesi de artacaktır.



2011'in yaratıcı endüstrilerimizin parladığı, toplumsal refahımız için gereken sosyal dönüşüm projelerinin arttığı bir yıl olmasını diliyorum. Daha nice yeni başlangıçlara...

4 Mart 2011 Cuma

Neden tasarım?

İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın ilkini 2012 yılında gerçekleştireceği İstanbul Tasarım Bienali'nin ön etkinlikleri devam ediyor. Aralık 2010’da düzenlenen sempozyumun ardından 25 Şubat’ta da İstanbul Modern’deki "Uluslararası Tasarımcılarla Soru-Cevap" etkinliğini izleme fırsatı elde ettim.



Vitra Tasarım Müzesi'nin kurucusu, Vitra Tasarım Vakfı Başkanı Alexander von Vegesack, IKEA tasarımcısı olarak tanınan Sigga Heimis, Londra merkezli Architecture+Design stüdyosunun kurucusu iç mimar Sevil Peach ve Hermès markasına yaptığı işlerle anılan Gabriele Pezzini İstanbul'daydı.

Her konuşmacı kendisini ve felsefelerini anlatan sunumlarıyla ortamı ısıttı. Sigga, IKEA sayesinde fabrikalarda geçirdiği zaman sayesinde ne kadar çok şey öğrendiğinden, Çin’de üretilen bir çalışmanın aylar sonra tüm dünyaya dağıtılmasının ve kadınlara iş imkanı sağlamasının yarattığı heyecandan ve öğrencilerle birlikte gerçekleştirdiği atölye çalışmalarının tutkusundan bahsetti. Gabriele Pezzini ise Hermes’teki uzun yıllara dayanan deneyiminden yola çıkarak aksesuardan çantaya, helikopterden yata kadar tasarım yönetiminin ne kadar farklı uçlarda dolaşabileceğini örnekledi. Bundan dolayı da kendisini tasarımcı olarak değil “proje uzmanı” olarak konumlandırdığını söyledi.



Yıllar önce okumak için gittiği İngiltere’de işini kurarak uluslararası saygın bir yer edinen Sevil Peach, kendi deneyiminden yola çıkarak tasarımcı ve müşteri ilişkisinden örnekler verdi. Bu ilişkinin "aşk" ilişkisi gibi olduğundan ve güvene dayanması gerektiğinin altını çizdi. Alexander von Vegesack ise her hangi bir okuldan mezun olmamasına rağmen koleksiyonerlik tutkusunun Vitra Design Museum gibi tasarım dünyasında nasıl bir çekim merkezi olduğunu anlattı.

Soru-cevap kısmına geçtiğimizde odak öncelikle genç tasarımcıların eğitimine yoğunlaştı. Bunun bir sebebi katılımcıların profili bir sebebi de ilk soruların bu çerçevede yöneltilmesinden kaynaklandı. Son bölüme doğru panelin yöneticisi Alexander von Vegesack duruma el koydu ve tartışmayı “neden tasarım”a yönlendirdi. İşte bu noktada paylaşılan öneriler:
• Bienal ile dünyaya neyi göstermeyi hedefliyorsunuz? Amacınız ne? (Sigga Heimis)
• Bienal, insanların Türk tasarımını nasıl algıladıklarını sarsmak için iyi bir fırsat. (Alexander von Vegesack)
• Herkesi mutlu edemezsiniz, o yüzden birden fazla tema ile başlamak yerine bienali her yıl üstüne yeni 1 şey eklenecek şekilde kurgulamalısınız. (Gabriele Pezzini)
• Tasarım Türkiye’de sofistike ve halka uzak olarak algılanıyor. Bienal ile bu kopukluk giderilebilir ve toplumun daha fazla sahiplenmesi sağlanabilir. (Sevil Peach)

Umarım ön etkinliklerle şimdilik sadece bilinirlik oluşturulması hedefleniyordur. Bu etkinliğin hedef kitlesinin çeşitliliği ve geniş bir sosyal paydaş yönetiminin olacağı düşünüldüğünde multi-sektörel, multi-disipliner katılımcılarla da (halka açık ya da kapalı toplantılarla) bir araya gelindiğini/gelineceğini düşünüyorum. “Tasarım”ın hayatımızdaki yerinin ve öneminin herkes tarafından basitçe kavranmasının sağlanacağını umut ediyorum.



Malum, 2012’de Hollanda-Türkiye ilişkilerinin 400. yılı kutlanacağından, İstanbul’da türlü sergiler ve yan etkinlikler düzenlenecek. 2013’te de tasarım sektörünün "Davos Toplantıları" olarak bilinen International Design Alliance (IDA) Kongresi’ne ev sahipliği yapacağız. Bir sonraki hedef de World Design Capital ünvanını kazanmak olur sanırım...

28 Şubat 2011 Pazartesi

Radikal Tasarım Eki Şubat sayısı...

Kale Tasarım Merkezi’nin 25 aydır desteklediği ve Radikal ile birlikte çıkardığı Tasarım Eki geçici olarak hayatını tamamladı. Kimi aylar pas geçtim yazamadım, kimi aylar ise keşke “bu ay bir tane yazsaydın” teklifi aldım.

Son yazıda yine tasarım ile farklı bir sektörün işbirliğini işlemeye çalıştım. Konu başlığı eğitimdi. Esinlenme noktası ise hem TEDxReset Toplantısı’nda sunum yapan Cannon Design’dan Trung Le hem de INDEX:Design Challenge sonuçlarının açıklanması idi.

Editörümüz Umut Kart, “Nisan’da bir yerlerde tekrar görüşmek üzere” diyerek veda etmiş... Ben de yeni mecrayı merakla bekleyeceğim. O zaman kadar bloğa dolu dizgin devam!

16 Şubat 2011 Çarşamba

INDEX : Design Challenge’ta genç bir Türk imzası...

INDEX: Yarışması ile ilk kez 2009 Eylül’ünde Danimarka Tasarım Festivali için Kopenhag’a gittiğimizde tanışmıştım ve hatta Radikal’de yayınlanan yazımda da işlemiştim. INDEX:, bu yarışmasının yanı sıra çeşitli işbirlikleriyle üniversite öğrencileri ve yeni mezunlara yönelik de yarışmalar düzenledi.



2010'da işbirliğini Unicef ile yaptı ve konu olarak da “eğitim için tasarım”ı belirledi. Neden? Çünkü eğitim, Birleşmiş Milletler Milenyum hedefleri arasında hemen ikinci sırada. Yarışmayı çeşitli sosyal medya kanalları üzerinden duyurmaya çalışmıştım. Bu topraklardan katılımcı çıkması en büyük dileğimdi ve her ne kadar şu an uzak diyarlarda da olsa dileğim gerçekleştiği için çok mutluyum.



Projenin kazanı “Teddy Bag” projesiyle Université Technologique the Compiegne (UTC) ve Elisava School of Design (FR & ES)’dan katılan François Verez ve Ane Eguiguren oldu ancak 2 projesiyle finalistler arasında yer alan Cansu Akarsu özel mansiyona layık görüldü. Şu an değişim öğrencisi olarak Korea Advanced Institute of Science and Technology’de bulunan Cansu aslında İTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü’nün öğrencisi.

Cansu’nun tek başına katıldığı çalışma “padBack”. Afrika’da kız çocuklarının okulu terk etme sebeplerinin başında “adet” dönemi geldiğinden ürün hem kız çocuklarının en temel ihtiyacını sağlıklı ve çevreci bir şekilde karşılıyor hem de yerel üreticilere iş imkanı doğuruyor.



Cansu’nun okul arkadaşı Eun Jung Lee ile ortaklaşa tasarladıkları diğer ürün ise “Soap Shish”. Hijyen konusuna esprili bir dille yaklaşan Akarsu ve Lee, çözüm önerileriyle yine yerel halka iş imkanı da sağlamış oluyor.



Her ne kadar para ödülü kazanamasa da Cansu’yu yürekten tebrik ediyor, 2 gün boyunca bir arada olduğu kişileri ve yaşadığı deneyimleri düşündükçe çok şey kazandığını düşünüyorum.

15 Şubat 2011 Salı

What if? / Ya yanılıyorsak?

TED (Technology Entertainment Design) konferanslarını ve birbirinden etkileyici hikayelere sahip katılımcıların videolarını takip edip paylaşmak sosyal hayatımızın prestijli unsurlarından. Katılım için 6500 dolar verip TED kabilesine üye olamasak da göreceli gecikmeli bir şekilde sunumları izleyebiliyoruz.



Oprah nasıl kanal kurduysa Chris Anderson da bu işi konferans ile sınırlı tutmayacak. Sunumların kitap versiyonlarını çıkarmaya başladı bile. Yayıncılığın bilenen kurallarını alt üst eden Anderson geçen yıl tüm ülkelere kendi konferanslarını düzenlemek üzere yetki verdi. Bu sayede ülkemizde önce TedxBosphorous düzenlendi, sonra TedxReset, ardından da Tedxİstanbul. İçlerinde sürekliliğini sağladığını gözlemlediğimiz TedxReset oldu. (belki diğerleri de ilerleyene günlerde yeni konferanslar düzenlerler) Bu anlamda Ali Üstündağ’ı ve ekibini tebrik ederiz, çünkü geçen yılı aşan bir gün gerçekleştirdiler ve eminim 2012’de çıtayı daha da yükseltecekler.

Konferanstan izlenimlere gelince “What the Bleep Do We Know”dan tanıdığımız Dr. Fred Alan Wolf’u (Dr.Quantum) ücretsiz izlemek paha biçilemezdi. Yankı Yazgan, mutluluğu “an”ında değil, hatıra olduğunda asıl değerini fark ettiğimizi örnekledi. Erdil Yaşaroğlu, Serdar Kuzuloğlu ve Hacı Ormanoğlu hitabet yetenekleriyle izleyicileri avuçlarının içine aldı. Mert Gökalp ve Ahmet Şefik Öngün hayallerinin peşinden gittikleri hikayelerini paylaştı.



Prof. Dr. Oğuzhan Özcan ve Trung Le sunumlarıyla tasarımın sadece endüstriyel olmadığını gösterdi. Hakan Kırkoğlu yeni bir sistemin doğacağını, önümüzdeki 10 yıl içinde kaosun düzene gireceğini, Özcan Yüksek ise bildiğimizi zannettiğimiz masalların asıl versiyonlarını anlattı. Ve Aziz Kedi... Günün son sunumunu yaptı ve kendi hikayesi ile “başarı nedir? ailemizin belirlediği kriterler mi yoksa kendimizi mutlu hissettiğimiz işler mi”yi çooook iyi anlattı...



Çevremde “artık konferanslara gitmiyorum, çok benzer şeyler anlatılıyor” yorumlarını yapan fazla ancak bence TED’i ayıran en temel özellik “like-minded” insanların yüz yüze tanışabilmeleri için iyi bir ortam sağlaması. Paylaşılan hikayelerden kendi hayatınıza uygulayabileceğiniz ipuçları ise sınırsız. Takibinize...

14 Şubat 2011 Pazartesi

Radikal Tasarım Eki Ocak yazısı...

Herkese yeniden merhaba :) Cuma akşamı uğraş didin yeni şablonlarla "trendiary" yüzünü tazelemeyi başardım :) Umarım sizin de hoşunuza gider...

2010 yılında "trendiary" ile ilgili yapılan tembelliğin ardından 2011'e daha heyecanlı ve inançlı giriyorum. Hemen Radikal Tasarım Eki'nin Ocak ayında yayılanan sayısında Design Management Institute (Eski) Direktörü Thomas Lockwood ile yaptığım röportajı paylaşıyorum. Eski diyorum çünkü Şubat ayında gönderdiği e-mail ile bu görevinden ayrılıp yeni projelere yelken açacağını iletti. Röportajı, Aralık 2010'da Tasarım Bienali Sempozyumu için davet edildiğinde yapmıştık. Tasarımsal düşüncenin (design thinking) dokunduğu konu başlıklarının ve çözüm noktalarının ne kadar geniş olabileceğiyle ilgili önemli ipuçları sunuyor. İlginize...

4 Ekim 2010 Pazartesi

1. Dünya Ülkeleri için...

Sosyal sorumluluğa odaklandığımdan beri Radikal’deki yazılarımın konuları da bu başlıktan doğal olarak etkilenmiş oldu. Bu ayki konum da uluslararası arenada patlak vermiş bir tartışmadan doğdu. Artan nüfus, çevresel ve ekonomik koşulsuzluklar sebebiyle yardıma muhtaç Doğu’nun sorunları hep en iyi ve en doğruyu bilen Batılılar tarafından mı çözülür? Yoksa gelişmiş toplumların sorunlarının 3. Dünya ülkelerinki kadar artması sebebiyle Batı’nın kendisine de odaklanması gerekmez mi? Üstelik, Batı’nın önde gelen milyarderleri bile şahsi servetlerini sosyal sorunlarının çözülmesi için bağışlarken... Bu arada yazıda konu edilen Design For the First World yarışmasının kazananı açıklandı!

Radikal Tasarım Eki’nin Eylül ayısı bir nevi İstanbul Design Week’e özel oldu ve etkinlik kapsamında ücretsiz dağıtıldı. Keyifle okumanız dileğiyle...

18 Haziran 2010 Cuma

Kent için, gelecek için...

Koordinasyonunu yürüttüğüm okul öncesine yönelik sosyal sorumluluk projesi "ben de ben de" sebebiyle günler 2010 başladığından beri bayağı yoğun geçiyor. Üstelik bu zaman içinde hem ülkemizdeki sosyal girişimciler ve tasarımcılar hem de yurtdışından yeni insanlarla tanışmak yepyeni deneyimler kazandırıyor. Bu yüzden bir süredir Radikal Tasarım Eki'nde yayınlanan yazılarım hariç bloğuma fazla ilgi gösteremediğimin farkındayım ama bu durumun çok kısa zaman içinde değişeceğini garanti ediyorum çünkü bazı sürprizler hazırlıyorum.

Her ne kadar yazıda bahsettiğim uygulamaları kendi gözlerimle görememiş olsam da Milano'da bu yıl ikincisi düzenlenen "Public Design Festival" hakkında hazırladığım ve Radikal Tasarım Eki'nin Haziran sayısında yayınlanan yazımı sizlerle paylaşmak istiyorum. İçinden çıkılmaz bir hal alan şehir hayatını daha keyifli kılmak için bizler de benzer projeleri aralıksız gerçekleştirebilir, kültür sanat projelerini ve deneyim tasarımına ait işleri içselleştirebilir ve her ne kadar Avrupa Kültür Başkenti ünvanı süreli de olsa bu ünvanı daim kılacak benzer etkinliklerin sürdürülebilirliğini sağlayabiliriz.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Radikal Tasarım Eki Milano’da...

Dünyanın en önemli tasarım buluşmalarından biri Milano Tasarım Haftası’dır. Aynı hafta süresince mobilya fuarı da düzenlendiğinden Milano’ya dünyanın dört bir tarafından insan akar. Şehrin her yeri tasarım haftasına özel bir sürpriz hazırlamıştır. İğne atsanız yere düşemeyecek kadar kalabalık olan Zona Tortona’da yaratıcılık doruk noktasında olduğundan çoğunluk elindeki fotoğraf makineleri ile her ince detayı arşivlemek ister.

İşte bu yoğun katılımlı görsel ve zihni şölenlerin günden güne belirginleşen alt kırılımlarından biri de ülkelerin toplu çalışmalarına ayrılan özel bölümler. Eski bir depoda ya da orta çağdan kalma bir binanın avlusunda Hollandalı, Alman, Polonyalı ya da İspanyol tasarımcıların ülkelerine has stillerini tek seferde görme fırsatı yakalıyorsunuz.

Bu yıl Türkiye adına Radikal Tasarım Eki de bir sürpriz hazırladı. 15. sayısını ingilizceye çevirten ekip, 14-19 Nisan’da düzenlenecek hafta süresince eki ücretsiz dağıtacak. İşte bu yüzden yeni sayı Türk tasarımının iskeletini oluşturan mimar, iç mimar, grafik ya da endüstriyel tasarımcıların projelerini kapsayan bir rehber niteliğinde. 2 Nisan Cuma akşamı Eski Şapka Fabrikası’nda açılışı düzenlenen “Design Spirit İstanbul” sergisi de bu ayki yazımın konusunu oluşturdu. 40 yaş altı 40 tasarımcının çalışmalarını içeren bu serginin katılımcıları;



BİLGİ KARAN - BÜLENT ÖZDEN - ONUR MÜŞTAK ÇOBANLI - METE MORDOĞAN - MURAD BABADAĞ - MERİÇ KARA - YİĞİT ÖZER - AİDA PEKİN - BURAK ORAL - ERDEM AKAN - BETÜL HASSAMANCI - ŞULE KOÇ - DEMİR OBUZ - MEHMET ERCİYAS - ÖMER OZAN - ÖMER ÜNAL - PINAR ÖNCEL - ORHAN IRMAK - PARATONER - ASLI KIYAK İNGİN - KORAY MALHAN -PINAR YAR+TUĞRUL GOVSA - ZAFER ULUÇAY - SEYHAN ÖZDEMİR+SEFER ÇAĞLAR - DEMET BİLİCİ - TAMER NAKIŞCI - KUNTER ŞEKERCİOĞLU - HULUSİ NECİ - DERİN SARIYER - AYŞEGÜL DURMAZ - AYKUT EROL - BÜLENT ÖZKURT - BURCU AKBULUT ONUR - UMUT KARACA - SEDEN DEMİR - SERHAN GÜRKAN.

Özgür Taşar, Özgür Ceren Bagatar ve Barış Altındağ’ın çalışmaları aynı tarihlerde farklı etkinliklerde sergilendiğinden bu projede yer alamadılar ancak sürdürülebilir tasarıma yoğunlaşan ve yüksek lisan sırasında yaptığı “Rescue Bottle” ile ödüller de kazanan Özgür Ceren Bagatar’ı takip etmenizi tavsiye ederim.



1 Mart 2010 Pazartesi

Ne yersek oyuz!

Şubat ayında if İstanbul Film Festivali’nde gösterilen FOOD Inc. belgeselinin ardından bu ayki Radikal Tasarım Eki yazımda bu konuya değinmeliyim dedim. Gıda endüstrisinin nasıl kartelleşmeye doğru gittiğine değinen FOOD Inc. Ne yediğimize dikkat etmemiz gerektiğinin mesajını veriyor. Slow Food hareketinin Türkiye temsilcilerinden Fikir Sahibi Damaklar da filmin arkasından etiket hafiyeliği hareketini başlatmışlardı. Dağıttıkları büyüteçlerle genetiği değiştirilmiş organizmalı ürünler yerine doğal olanı, son anda basılan tarım ilaçları yüzünden parlayan meyve/sebze yerine hala toprak kokusu duyabildiğinizi tüketin ve hakkınızı arayın çağrısında bulunuyorlardı.

İşte bu noktadan başlayarak, daha anlaşılır etiket tasarımlarından demokratik şehir tarımcılığına geleceğin mutfak tasarımlarından ‘Çıplak Şef’ Jamie Oliver’ın kazandığı TED Ödülü’ne kadar yine çok çeşitli konular arasında bağlantı kurmaya çalıştım. Keyifle okumanız dileğiyle...

1 Şubat 2010 Pazartesi

Sürdürülebilirlik için manifesto!

Radikal Tasarım Eki'nin 2010 yılındaki ilk yazısında manifestolara değinmek istedim, çünkü geçmişin politik bildirileri, günümüzün yükselen değeri olan manifestolar ile tasarımcılar sürdürülebilirlik için çağrıda bulunmaya başladı. Bu düzenin böyle devam edemeyeceğine inanan tasarımcılar manifestoları ile aynı değerleri benimsemeye hazır kişilerin ya da grupların iş yapış şekillerini de böylece etkilemiş oluyorlardı.

Görsel iletişim tasarımcısı Mario Piazza’nın da dile getirdiği gibi “Manifesto, tasarımın deklarasyonudur. Yeni proje olarak karşımıza çıkan çalışmalar aslında günlük hayatımızın sürekli inove edilmesidir. Bu yüzden tasarımcı hayatın tam da merkezinde yer almalı ve tüm sosyal değerlerimiz, projelere yedirilmiş olmalı.”

29 Aralık 2009 Salı

21. yüzyılın ilk 10 yılı biterken...

Aslında yüzyılın ilk 10 yılı bu yıl mı yoksa 2010 ile mi bitiyor tartışması yapıla dursun bir sürü yazar sadece biten yıla değil geçen 10 yıla dönük değerlendirmeler yapıyor. Global kriz ortalığı kasıp kavuruken 2008’in Nobel ödüllü ekonomisti Paul Krugman da New York Times’daki köşesinde “The Big Zero” başlıklı bir yazı kalem alıyor. Krugman, ülkesine yönelik bir öz eleştiri yaparak ne öğrenilen ne de başarılan bir şey olmadığını ve bu yüzden geçen 10 yılın ne yazık ki “elde var 0” olduğunu çok iyi toparlıyor.



Alice Rawsthorn da tasarım dünyasına yönelik ilk 10 yıl yorumunda ise “s” harfinin çağrıştırdığı kelimelere dikkat çekiyor. 10 yıl önce “s” harfi “stil” kelimesini hatırlatırken şimdi “sürdürülebilirlik” kelimesinin akla geldiğini söylüyor. Rawsthorn, tasarım odaklı düşünce biçiminin sadece ürün değil sosyal ve hizmet tasarımına da bulaşarak devrim yaratıldığından bahsediyor. Dünyanın en zengin %10’luk nüfusu yerine geri kalanına yönelik çözüm üretmenin yani tasarımın demokratikleşmesinin sadece Architecture for Humanity ve Project H Design’a bırakılmaması gerektiğini de vurguluyor.



Peki ya trendler? Eskiden sadece moda diyip geçtiğimiz kavramların en ufak detayına kadar inceleniyor, bu detaylara göre geleceğe dönük projeksiyonlar yapılıyor, iş planları ya da mevcut ürünler şekil değiştiriyor, özel bölümler açılıyor, konferanslar düzenleniyor. İnovatif olmak isteyenler fikirlerini müşterilerine açıyor, yorumlarına göre ürün ve hizmetlerini yeniliyor.

Bir yıl daha biterken bakalım şu an olmayan ama 2020’de konuşacağımız yeni olgular/ürünler/gündem maddeleri neler olacak?

28 Aralık 2009 Pazartesi

Sağlık için tasarlamak!

Artan nüfus, uzayan ömür ve çoğalan bulaşıcı hastalıklar... Ürün tasarımından sosyal medya uygulamalarına, deneyimden teknolojinin sağladığı olanaklara kadar multidisipliner toplulukların çözüm bulmak için uğraşacağı önemli konu başlıkları arasında sağlık yer alacak. Radikal Tasarım Eki’nin 1. yaşını doldurduğu bu sayısında bugüne ve geleceğe dair sağlık sektöründeki tasarım uygulamalarından örnekler sunmaya çalıştım. Keyifle okumanız dileğiyle...

7 Aralık 2009 Pazartesi

Trendiary neler yapıyor?

Bir süredir sesim soluğum çıkmıyor gibi. Takip ettiklerimi yorumlayarak değil de ancak Twitter aracılığıyla paylaşabiliyorum. Bu sessizliğin arkasında yatan sebep (asli görevim gereği) Ocak ayında lansmanı yapılacak okul öncesine yönelik sosyal sorumluluk projesi için hummalı çalışmalar yürütmem. Zannediyor musunuz ki boş durmuyorum.

Ekotasarim.org’da yazı yazıyorum. Henüz dün tamamlanan Contemporary Art İstanbul’un bundan böyle üç ayda bir yayınlanacak yepyeni dergisi ICE için 2009 tasarım haftalarını yazdım. Radikal Tasarım Eki’nin 12. sayısı için konu seçmeye çalışıyorum. Bu arada, 2010 için yeni projelerin notlarını almaya devam ediyorum.





Kendime koyduğum "bloğu 2 günde bir güncellemelisin" kuralını kısa bir süre için ihlal etmeye devam edeceğim. O yüzden beni anlayacağınızı ümit ediyorum :) Bu arada, Twitter hesabınız yoksa bile bloğun köşesinden paylaştıklarımı takip edebilirsiniz.

15 Kasım 2009 Pazar

Yağmur yağarsa çözümü var!

Düşünün bir: Ülkeniz deniz seviyesinin altında. Küresel ısınma sebebiyle yaz kış artan yağışlar şehir için büyük tehlike. Mevcut altyapınıza yeni kollar eklemek de çok pahalı. Ne yaparsınız? Derdinize çözüm bulacak uzmanların kapısını çalıp, bu sorunu en az zararla karşılamaya çalışırsınız.


© De Urbanisten ve Studio Marco Vermeulen

Bahsettiğim ülke, Hollanda. Şehir ise Rotterdam. 2015 yılına kadar 570 milyon litrelik yağış (140 stadyumluk alanı 80 cm yüksekliğinde dolduracak kadar) düşmesini bekleyen şehir önlem için şimdiden adım atıyor. Florian Boer ve Marco Vermeulen isimli 2 mimar “Waterpleinen” isimli projelerinin prototipini ilk olarak 2005 yılında sunuyor.

Sistem, yoğun yağışı yerin altında değil üstünde toplamak üzere kurgulanan su meydanları fikrine dayanıyor. Yağış olmadığında şehirlilerin keyif alabileceği oyun parkı görevini görüyor. Artan yağış ve fırtına şiddetine göre ise şekil değiştirip mevcut altyapının kaldıramayacağı ağırlığı hafifletmiş oluyor.



Sadece 1 su meydanının kaldırabileceği kapasite 1.000 metreküp yani 5.000 adet su dolu küvete eşit. İklim değişikliğinin şehir hayatını ve ekonomisini olumsuz etkilemeden önlemini almak isteyen yöneticiler, bir kaç yıl içerisinde en az 25 Waterpleinen’in yapılacağını belirtiyor.

Değişen dünya koşullarına mevcut sistemiyle adapte olmaya çalışan toplulukların imdadına sürdürülebilirliği ve beşikten beşiğe felsefesini benimsemiş uzmanlar yetişiyor. Tasarladıkları çözümlerin birden fazla fonksiyonu içermesiyle de hem ihtiyaç karşılanıyor hem de şehirdekilere bir deneyim alanı sunulmuş oluyor.



Kaynak: Alphabet City Festival

11 Kasım 2009 Çarşamba

Pecha Kucha Night İstanbul # 3

Yaratıcı fikirlerinizi farklı kitlelerle paylaşmak, yeni insanlarla tanışmak ve sohbet etmek, dinamik ve eğlenceli bir gece geçirmek. Hepsi 2003 yılında Japonya’da doğan Pecha Kucha fikrinin temellerini oluşturuyor. Daha önce iki kez Santral İstanbul’da düzenlenen Pecha Kucha Geceleri, artık 34 Solo önderliğinde gerçekleştiriliyor.



Bugüne kadar 250 şehirde düzenlenen etkinliklerdeki sunumların en önemli kriteri 20x20 felsefesi. Amaç, her slayta 20 saniye ayırıp sadece 20 slaytla yaratıcı fikrinizi anlatmak. Böylece, hem dinleyeceğiniz konular artıyor ve çeşitleniyor hem de tempo sürekli yüksek kalıyor. Bu yılın buluşması, 17 Aralık’ta Hayal Kahve Bistro’da ve giriş ücretsiz.

Pecha Kucha sitesindeki sunumlara bakınca katılımcıların profili ağırlıklı sanatçı ya da tasarımcı gibi algılanabilir ama belki yeni kitabınız bitmek üzere, sürdürülebilirlikle ilgili söyleyecekleriniz var ya da şehirde gerilla tarımcılığını başlatmak istiyorsunuz. Sunum yapabilmek için derhal Solo Projeler’le bağlantı kurup kendilerini ikna edin. Biz de düşüncelerinizi ilk ağızdan dinleyelim. 17 Aralık'ta görüşmek üzere...

30 Ekim 2009 Cuma

Tasarımcılar “suç”a da el attı.

Institute of Ideas’ın bu yıl 5.sini düzenlediği “Battle of Ideas” ile amacı gelecek korkusundan vazgeçip, 21. yy.da başarmak istediklerimiz hakkında serbestçe tartışabilmek, hepimizin yeni jenerasyon halk entellektüelleri olduğu günümüzde tutkulu ve idealist fikir çarpışmalarıyla bilgeliğe meydan okumak. Bu yıl 31 Ekim – 1 Kasım tarihlerinde düzenlenecek festivalin ikinci gününde masaya yatırılacak konulardan biri de suçların azaltılmasında tasarımcının rolü.


© Design Police

İngiltere hükümetinin desteklediği “Suça Karşı Tasarım ve Teknoloji Birliği”, hırsızlığı önlemeye, kamuya açık ortamlarda güvenliği sağlamaya, suça dayanıklı aletlerin tasarlanmasına yönelik çalışıyor. Okullardaki kabadayılık, bar kavgaları, adi hırsızlık, trafik ihlalleri programın çözümü için kafa yorduğu konulardan sadece birkaçı.

Central Saint Martins College of Art and Design ve University of the Arts London işbirliğinde kurulan Design Against Crime ise, tasarım araştırma laboratuarı olarak görev yapıyor. Projeleri arasında kapkaçcılara yönelik In the Bag ve bisiklet hırsızlarına karşı Bikeoff bulunuyor.


Stop Thief Chair

Tasarımcıların doğru soruları sormaları ve problemlerin çözümüne yönelik yaklaşımları, gittikçe daha çok alanda görüşlerine başvurulan bir grup olmalarını sağlıyor. İster sağlık ister eğitim olsun farklı disiplinlerden gelen uzmanların yardımına ihtiyaç duyulduğunda aralarında sosyal tasarımcılar da olacak. Hapishanelerimizde Cumhuriyet tarihinin en yüksek doluluk oranı gözleniyorken, bu noktaya gelmeden bir çözüm olduğunun farkına varılacak projeler yürütülebilir mi?

26 Ekim 2009 Pazartesi

Henüz tarih olmadan, para tasarımı...

Alternatif kanallar aracılığıyla yapılan alışverişlerin hacmi artıyor. 15-24 yaş aralığındaki Japonların %80’i alışverişlerini cep telefonuyla yapıyor. İngilizlerin %14’ü ise bozuk paralarla uğraşmak istemediğinden atıyor. Dünyada dönen paranın %25’nin kanun dışı olması ve her yeni jenerasyonun sanal dünya ile daha fazla haşır neşir olması da devletlerin finansal sistemlerindeki tercihlerini etkileyeceğe benziyor. Üstelik fiziksel para yerine kredi kartları, temassız ödeme sistemleri, cüzdan görevi gören cep telefonları ve beraberinde sunulacak finansal hizmetlerin artışı ürün tasarımı yerine hizmet tasarımını ön plana çıkarıyor. O zaman paranın yerini ne alacak? Tasarımını nasıl olacak? İşte dün Radikal Tasarım Eki’nde yayınlanan ve paranın geleceği ile tasarımına değindiğim yeni yazımı keyifle okumanız dileğiyle...

22 Ekim 2009 Perşembe

Deneyim için sokağa çık!

Yeni çağ, deneyim çağı. hedef kitlelerine farklı deneyimler yaşatmaya sadece tasarımcılar ya da kurumlar uğraşmıyor, sanatçılar konser ya da gösterilerinde salt müzikten öte detaylar sunuyor, alternatif festivaller sanat ve bilimin çakıştığı "hadi canım!" dedirten projeler çıkarıyor... Üstelik, izleyici edilgen konumundan çıkıp projenin bir parçası haline geliyor.


Sarkuysan Binası © Banu Beysungu

Mesala, 10 Ekim’de Galata’da düzenlenen “Guerilla Lighting” naif tarzıyla hem deneyim hem de tasarım açısından etkinliği izleyenlere farklı bir gece yaşattı. Şişhane ve Galata’da toplanan kalabalık projektörlerle ışık oyununa katılmadı ancak estetik koşullar gözetilmeden ışıklandırılan mekanlar bu geceye özel farklı aydınlatıldı ve tekrarı olup olmayacağı bilinmeyen o dakikalara katılımcılar fotoğraf makineleri ya da cep telefonlarıyla şahitlik etti.

Canadian Center for Architecture ise geçen yıldan beri devam eden sergisi ile çağdaş şehirlerde yaratılan 99 olumlu değişikliği biraraya getiriyor. Yürümek, bisiklete binmek ya da oyun gibi aktivitelerin yanı sıra yaşadığımız alanların mimar, sanatçı ya da kolektif oluşumlarla nasıl farklı bir anlam kazandığını örnekliyor. Kısaca bu deneysel uygulamaların şehir hayatında ve yaşayanlar üzerinde nasıl bir etki yarattığını gösteriyor. Sergi Kanada’nın ardından Mart 2010’a kadar Chicago’da.


© KMA

İngiliz medya sanatçıları Kit Monkman ve Tom Wexler’den oluşan KMA'in projeleri de halka açık alanlarda insan ve ışık etkileşimi üzerine. En son projeleri ise 29 Ekim-1 Kasım arasında İngiltere’nin 3 şehrinde aynı anda düzenlenecek "Streetgames". Nasıl mı? Halka açık bir yerde zemine ışık yansıtılarak bir oyun alanı yaratılacak. Toplam 10 dakika sürecek oyunda oyuncular yerdeki toplara dokunarak bir yerden bir yere taşıyacaklar. Ancak ortada ne fiziken top var ne de sahanın sınırları çizili. insanların bedensel hareketleri oyunu da şekillendirmiş olacak.

Günümüzde hiçbir şeyin sınırı belli değil. Eskiden parkları olmayanlar oyunlarını sokak aralarında oynardı. Şimdi ise ne oyun oynamak için özellikle parka gitmeye gerek var ne de oyun sadece çocuklara özel. Şehir, 7’den 70’e her birey için hem yaşam hem çalışma hem de oyun alanı.

13 Ekim 2009 Salı

İnovatör bankacılardan konsept tasarım...

Ağustos 2007’de ABN Amro çalışanları tarafından kurulan “Dialogues Incubator”, hızlı ilerleyen hayatımızda işbirliği, inovasyon ve sürdürülebilir sorumluluk anlayışını birleştirerek sokaktaki insanın ihtiyaçlarına ve sosyal konulara çözüm bulmayı amaçlıyor. Websiteleri çok yol alamamış gibi bir görüntü sunsa da çalışmalarının ilk meyvesi, ses getireceğe benziyor.



Borsada aracı kurumu devreden çıkarıp internet üzerinden alım-satım işlemi yapanlar arasında gerçekleştirilen araştırmalar gösteriyor ki, bu kişilerin kararlarını mantık değil duygular (özellikle korku ve açgözlülük) yönlendiriyor. “Rationalizer” konsepti de bu gerçekten yola çıkan Dialogues Incubator ile Philips Design işbirliği sonucunda doğuyor.

Bilezik (EmoBracelet) ve çanaktan (EmoBowl) oluşan Rationalizer’da bilezik sayesinde yatırımcının anlık duygu değişimi ölçülüyor. Bu seviye ne kadar şiddetliyse ister bilezikte ister çanakta aynı şekilde renk ve desen değişimi oluyor. Böylece yatırımcıyı uyaran bu sistem sayesinde kişi durup derin bir nefes alarak kararını gözden geçirmiş oluyor.



Gelecekte piyasaya sürecekleri ürünler için “Rationalizer”ın bir başlangıç olduğunu belirten Philips Design ile ABN Amro açık inovasyona güzel bir örnek sunuyor. Duyguları hisseden teknolojisiyle rakiplerinden ayrışan uluslararası tasarım devi, yatırım ve risk analizindeki başka bir tecrübeli isimle deneyimini birleştirmekten çekinmediği gibi devamının geleceğinin de sinyalini veriyor.