paylaşım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paylaşım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2009 Salı

2010’da takip edilecek 100 olay

Amerika’nın önde gelen ajanslarından JWT, 2010’da takip edilmesi gereken 100 olayı listeliyor. Amerika ya da Uzak Doğu’ya has olan isim ve olayları ise kırptım ama dilerseniz hepsini bu linkten okuyabilirsiniz:



Zora düşen havayolları arasında bagaj ya da yemek alanlarına yönelik yıllık üyelik ücreti başlatanlar çıkarken, benzin yerine biyoyakıt kullanımı artacak. Mücevherde pahalanan altının yerini titanyum ve palladyum alacak. Evlerde 3D deneyimi ve augmented reality’ye ilgi artacak.

Gittikçe yeşillenen hayatımıza yeni giriş yapacaklar ve daha çok yerleşecekler ise; elektrikli arabalar, enerji dieti, evlerimizin ve beslenme alışkanlıklarımızın daha az karbon tüketecek şekilde renove edilmesi, gübreleme, LED ampüller, kamu bisikletleri, banyo ve bulaşık suyunun geri dönüştürülmesi, plastik şişe kullanımını azaltmak üzere çeşmelerin yeniden doğuşu, su ayakizinin takibi ve kamuya açık alanlardaki meyve ağaçlarından meyve toplama olacak.



Sosyal ve politik hayatta 2010’da neler öne çıkacak? İngiltere genel seçimleri, Hollanda ve İsviçre’deki olaylarla doruğa çıkan Avrupa’nın İslam’a yaklaşımı, İsveç’te 3. büyük siyasi parti olan Korsan Partisi’nin yükeselişi, Lula da Silva’dan sonraki Brezilya ve başkanlık yarışında öne çıkan kadın Marina Silva.



Sanal dünyada ve sosyal medyada parlayacaklar Foursquare, Posterous ve Tumblr ile sosyal medya araçlarınızın bütünleştirilmesi, “slow” iletişim (140 karakterlik Twitter’a karşı 1400 karakterlik woofertime.com), yerel ve kar hedeflemeyen online gazeteler, mobil (cep telefonu üzerinden) para, havaalanlarında ve sinemalarda mobil bilet, sanal para birimlerinin artışı, sanal içeriklerin ücretli olması, müzikte “Spotify” devrimi, portatif video kameralar sayesinde online dikiz ve sanal doktor viziti olacak.

Gıda tarafında da organik fast food, “slow” içecekler (anti-Red Bull içeceklerden bahsederken Mary Jane’s Relaxing Soda), FDA onaylı bitkisel tatlandırıcı stevia, şaraplı karışımlar ve hindistan cevizi suyu çok konuşulacak.



İnovatif yaklaşımlarda ise susuz çamaşır makinesi ve kuru şampuan ile tanışılacak, kablosuz hayatımızda şarj da dahil olacak, kişiye özel ilaçlar üretilecek. Kısa tatiller yerine uzun ve birden fazla destinasyona yönelik uzun tatiller artacak, ironik sporlar (bisiklet polosu, plaj tenisi, vb.) doğacak, 1 alana 1 bedava felsefesi sosyal sorumluluk tarafında da kullanılacak, elyazısının önemi artacak, elektronik aletlerini yenilemek isteyenler eskilerini ebeveynlerine verecek.

Yenilikler bitmez. 2010'da da son sürat takibe devam.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Önce Facebook, şimdi Twitter, yakında Foursquare...

Tarife gerek yok, Facebook ve Twitter, sosyal medyanın önemli mecralarından. Markanın müşterileriyle olan iletişimini nasıl sağlamlaştıralımdan tutun da arkadaşlar arası geyik muhabbete kadar herşey mevcut. Şimdi de bu platformlar arasına Foursquare ekleniyor...



Adını bir top oyunundan alan Foursquare, 2004’te yılında Dodgeball isimli bir mobil hizmet olarak geliştiriliyor. 2005’te Google tarafından satın alıyor ve öldürülüyor. Ancak kurucu Dennis Crowley, fikrini öldürmekten ziyade geliştiriyor. Sistem nasıl işliyor? Her sosyal ağ platformlarında olduğu gibi statünüzle ilgili bir güncelleme gerekiyor, ancak burada fark mekanlara “check-in” yapmanız. Sosyalleşmek için arkadaşları telefonla aramak ya da SMS göndermeye gerek yok. Gittiğiniz mekana giriş işleminin ardından puan kazanıyorsunuz. Arkadaşlarınız da Foursquare kullanıyorsa nerede olduğunuzu görüntüleyebiliyor.

Bu arada, dilerseniz farklı bir sürü yeni yeri keşfedebilir, mekanlarla ilgili yorumlarınızı paylaşabilirsiniz. Ya da sürekli takıldığınız bir mekan varsa “fahri vali” muamelesi görüp, avantajlardan yararlanabilirsiniz. Yurtdışında her 3 hizmeti kullananların yorumu, Facebook ya da Twitter’da karanın çoktan göründüğünü, bu nedenle dostlarla bir arada olmak için Foursquare'in daha çok tercih edildiği yönünde.


© Amit Gupta @ Flickr

Amerika’da 31,Kanada’da 3 şehrin yanı sıra Avrupa’da sadece Londra ve Amsterdam’da kullanılabilen Foursquare şu an para kazanmıyor ve iş planı bile henüz yazılıyor. Ama “oyun oynarken sosyalleşilebilen” formülüyle deneyim açısından kullanıcılarına, pazarlama açısından da markalara potansiyel vaat ediyor.

15 Ekim 2009 Perşembe

Küresel ısınma için harekete geç!

Bugün, Blog Aksiyon Günü. Bu yılın teması da küresel ısınma. Dünyamıza ne kadar büyük etkileri olduğunu hepimiz yaşıyoruz. Ortalama sıcaklıkların artışından başlayarak havadurumundaki ani ve aşırı değişiklikler, kuraklıklar, seller diye bu listeyi dilediğimiz gibi uzatabiliriz. İşte şimdi, bilim adamları buzullardaki erimenin büyük depremleri ve volkanik patlamaları (ki geçen haftalarda yaşadık) tetikleyebileceğini söylüyorlar. Yani su seviyesinin yükselmesinin sadece iklim mültecilerini doğurmadığını aynı zamanda dünyamızın ne kadar hassas bir dengesi olduğunu da kanıtlamış oluyor.



Iceberg'ler için Australian Antarctic Division'ı ziyaret edebilirsiniz.

Dünyanın dengesini daha fazla bozmadan hepimizin alması gereken çok fazla önlem var. Üstelik, Birleşmiş Milletlerin önderliğinde Kopenhag’ta düzenlenecek İklim Zirvesi’ne de sadece 52 gün kaldı. Bu yüzden kamuoyunun farkındalığını artırmak üzere yürütülen küresel kampanyaların ardı arkası kesilmiyor. Tabii sanal dünyada bireysel destekçilerin sayısı dünya popülasyonuyla karşılaştırıldığında düşük kalsa da daha iyi bir geleceğin parçası olabilirsiniz.

http://www.sealthedeal2009.org/



http://tcktcktck.org/



http://www.hopenhagen.org/



http://www.350.org/

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Yaşamın geleceği, köyde mi?

Gün geçtikçe daha fazla insan şehre akın ederken, sürdürülebilir bir dünyanın temellerini sağlam atmak isteyen tasarımcılardan yeni fikirler doğmaya devam ediyor. Thomas Ugo Ermacora ve Felix B. Bopp’un kurdukları Clear Village Vakfı, bu oluşumların en yenilerinden biri. Amaç, köy gibi ufak ölçekle başlayıp, sürdürülebilir yaşamın en sağlıklı modelini oluşturabilmek, bu fikrin yaygınlaşmasını sağlamak ve konunun uzmanlarını biraraya getirerek geleceğin yaşam ortamlarını şekillendirmek.



1 Eylül’de Kopenhag Tasarım Haftası’nda lansmanı yapılacak olan oluşumu destekleyenler arasında önemli isimler mevcut. Ünlü İngiliz aktör Colin Firth, Inhabitat’ın kurucusu Jill Fehrenbacher, Massive Change kitabı yazarlarından ve aynı zamanda IDEO mensubu Jennifer Leonard bu isimlerden sadece birkaçı. 5-7 Kasım’da Barcelona’daki buluşmada ise sürdürülebilir köy için masterplan stratejisi oluşturulması hedefleniyor. İlgilenenler geç kalmadan başvurabilir.

Statüyü ev, araba, kazanç barometresine göre değerlendirmeyle özdeşleştirmiş bir bakış açısından çok mutluluğu fırsat eşitliğinde ve daha refah bir dünya kurmaya adamışların fazla beklemesine gerek kalmayacak ya da huzurun formülünü keşfetmek için güneye kaçıp motel işletmek gerekmeyecek. Bu arayışta olanlar paylaştıkça zenginleşen, kendi ürettiğini tüketen, çevreye duyarlı komüniteler kurarak huzurlu yaşamın yollarını kendileri oluşturacak.


The Eco Village Currumbin

Bu arada geldim ama kısa bir kaçamak için yine gidiyorum... 30 Ağustos’a kadar tasarımın başkentlerinden birinde olacağım (sorunun cevabı blogta saklı). Yer gök her şeyleri tarz iken hayatlarında ilk kez tasarım haftası düzenliyorlar. 4 gün süresince biriktirdiklerimi pazartesi döndüğümde bölüm bölüm paylaşmak üzere...

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Şehrini “kendin yap”!

Fırsat eşitsizliğini saymazsak bilgiye ulaşmak ya da üretilen bilgiyi kitlelere ulaştırmak konusunda yüzyıl öncesine göre sıkıntı çektiğimiz söylenemez. Üstelik, uzmanlar, geliştirilen yeni fikirlerin uzun süre sır olarak saklayamayacağını iddia ederken, bireyler de kendi deneyimlerinden yola çıkarak düşüncelerini dile getirmeyi ve fikirlerinin hayat bulmasını istiyor. Kaldı ki, sosyal ya da kar amacı güden mutlaka bir girişimci çıkıp bu fikrin kıvılcımını ateşliyor.


© Howard Kingsworth

2008’in Ekim ayında başlatılan ve şimdiye kadar 55 şehirde alt grupları kurulan “Do-It-Yourself City” oluşumu da hem sürdürülebilirlik hem de ortaklaşa üretimin meyvesi. Tartışma konularına baktığınızda birkaç yıl önce Portland’da ortaya çıkan bedava posta servisinden sadece otobüs saatini değil, otobüsün o an hangi noktada olduğunu öğrenebileceğiniz online takip hizmetine kadar yaratıcı fikirleri içeriyor.


© D-BASE

Wired Dergisi’nin editörü Chris Anderson’ın taptazecik kitabı “Free” de rekabet ortamında kurumların bedava sunacakları ürün/hizmetlerden bahsederken, yeni çağın koşulları belirli bir amaç için ortaklaşa düşünmeyi, yaratmayı ve “kendin yap” kültürünü kaçınılmaz kılıyor.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Kim demiş komşuluk öldü diye?

Kriz nedeniyle daha da güçlenen trendler arasında paylaşma, temellere geri dönüş, yerel ve doğal olanı tercih etme yer alırken son dönemde önem kazanan diğer bir konu da etik ticaret...



Yukarda yer alan tüm başlıkları kapsayan konu ise, süper süpermarketler yerine kooperatif mantığında daha mütevazi yapıların hizmet vermesi. Örneklemek gerekirse, pazar günleri Kasımpaşa’da kurulan Kastamonu-İnebolu pazarının, İstanbul’da market açtığını düşünün. Pazarın müdavimlerinden bu işe hevesli insanlar birlik kursa ve alışverişini haftalık değil, canları her istediğinde yapmak isteyenlere yönelik hizmet vermek isteseler oldu bu iş.

Mesela, İngiltere’deki kooperatiflerin işleyişine baktığınızda kimi üyelik sistemiyle çalışıyor, kimi kamyona doldurduğu ürünlerini her gün farklı bir durakta satıyor. Diğer taraftan teknoloji dostu Japonlar web üzerinden market alışverişine yönelik topluluklar kurarken hem tasarruf ediyor hem de sosyalleşiyorlar. Amerikalılar ise sadece alışverişi değil haftalık yemek yapma işini bile komşularıyla bölüşüyorlar.



Uçuruma yaklaştığını gören bir kayığın düşmemek için kendini kurtarmaya çalışması pek kolay olmasa gerek. Yine de endüstrilerin ya da büyük şirketlerin yıllarını vererek pompalattığı tüketim alışkanlıkları yerini (hızlı olmasa da) yenilerine bıraktığı gibi bunun için bilinç yaratmaya çalışan toplulukların çalışmaları ilgi görüyor.

13 Ekim 2008 Pazartesi

Fikir ve icraatlar netten, destek sizden...

Devir, sosyal toplulukların devri ya; markaların tüketicilerinden, yeni ürün tasarımlarında katılımcı olmalarını sağlamaları hem tutan bir iş modeli hem de karşılıklı iletişim kurulabildikleri bir hizmet anlayışı oldu. Bundan etkilenerek ortaya çıkan yeni kavram ise; onların/yüzlerin/binlerin bir fikre para yatırması, işin gerçekleşme aşamasında katılımcıların fikirlerinin alınması ve proje hayata geçtikten sonra kar edilirse yatırılan paranın karşılığının alınması (crowdfunding).

Cameesa, 1 nevi Threadless. Çok fazla üretilmeyen t-shirtlerden giymek istiyorsunuz. Sitede beğendiğiniz tasarımları belirliyorsunuz, satın aldığınız t-shirtler başkaları tarafından da beğenilip sipariş ediliyorsa her satıştan sonra kardan pay alıyorsunuz. Ekolojik giyimden yanayım diyorsanız Nvokh’a 50 USD yatırıyorsunuz, 40.000 kurucudan biri olup, işleyiş hakkında söz sahibi oluyorsunuz, karın %10’unu sivil toplum kuruluşlarına bağışlarken, diğer %35’inden pay alıyorsunuz. Ağzıma göre bira hiç içemedim, bari ben yaratıyım, e hali hazırda nette böyle bir topluluk da doğmuş diyorsanız, işte BeerBankroll! Ya da, Öykü-Berk gibi yetenekleri internette keşfedip, ihtiyaç duydukları 50.000 USD’ye albüm yapmalarına destek vermek istiyorsanız, buyrun SellaBand’e.



Trafik çilesinden bıkmış bir İstanbullu olarak bana yönelik hizmet ise San Francisco’dan geldi. Spot.us, bağımsız gazetecilerin üstüne gidilmediği düşünülen yerel konuları listelemesi, kişilerin muzdarip olduğu ortak konuyu oylayıp, o olayın gazeteci tarafından derinlemesine araştırması için sponsor olunması üzerine kurulu.



Düşünsenize, çok istediğiniz bir konuşmacıyı sponsorlardan bağımsız olarak şehrinizde ağırlamak istiyorsunuz ya da beğendiğiniz TV programı yeteri kadar izlenmiyor diye yayından kaldırıldı ama fanatikleri olarak nette grup kurup programın devam etmesi için yatırımda bulunmak istiyorsunuz, devir artık sizin devriniz!

22 Ağustos 2008 Cuma

I want to ride my bicycle...

Başlığı görünce çoğunuz Queen’in meşhur şarkısını çoktan mırıldanmaya başlamışsınızdır. Petrol fiyatları her geçen gün artarken, Avrupa’daki otomotiv şirketleri yeni modellerin geliştirilmesini iptal edip, yıl sonu kar hesapları yaparken; birçok ülkede bisikletin, sadece spor için değil ulaşım aracı olarak da tercih edildiğini gözlemliyoruz. Üstelik Danimarka'dan Japonya'ya birbirinden zengin içeriğe sahip bloglar, bisikletin önemini artırmak için ellerinden geleni (iyi ki de) yapıyor: Copenhagenize, Amsterdamize, Momentum Planet, Velo-city Munich, Bike Darlington, vs.



Evet, İstanbul’da ne trafik adabı ne de can güvenliği var, üstelik bu şehirleri bizle nasıl karşılaştırabilirsin dediğinizi duyar gibiyim çok da haklısınız ama bakış açısını değiştirmeyi başaran topluluklar değerlerini yaymayı da biliyor. Tabii bu arada yan sektörlerin doğması, tasarımın önem kazanması, hatta aksesuarların moda ikonuna dönüşmesi de kaçınılmaz bir hal alıyor. Eh, siz de bisiklet kültürüne sahip olup/olmadığınızı öğrenmek isterseniz Copenhagenize’daki yazıyı okuyup kendinizi test edebilirsiniz.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

YouTube’ün yeni ekranı...

Her ne kadar YouTube’u seyrimiz engellense de hepimiz çok iyi biliyoruz ki meraklıları değişik proxy’ler üzerinden bu çok tıklanan siteyi kesintisiz takip ediyorlar. Bugüne kadar içeriği kullanıcıları tarafından oluşturulan site Haziran’dan beri bağımsız filmlere hem maddi hem de manevi destek sağlamak amacıyla yeni ekranının, “The Screening Room”, tanıtımını yaptı.

Her hafta, (daha önce festivallerde gösterilmiş ya da ilk kez bu platformda seyredilecek) 4 bağımsız filmi yayınlayacak olan YouTube, böylece yeni bir özellik daha kazandı. Bu pek tabii Amerika’nın keşfi gibi bir fikir değil ancak markaya hareket getirdiği de bir gerçek. Üstelik, bundan sonrası için sitenin reklam gelirlerine ek kazanç ya da festivallerin YouTube ile ilişkilerinin daha da ısınması söz konusu olabilir. Bu arada, çeşitli bloglarda pek methedilen “4960” filmini en kısa zamanda ben de izlemeye çalışacağım.

23 Haziran 2008 Pazartesi

Paylaşım 2.0

1990’lü yıllarda hayatımıza giren “devremülk” kavramıyla, ortak mülkiyet ne demek algılamaya başladık. Herkesin herşeye sahip olamaması ya da olmak istememesi kadar paylaşımla beraber farklılıkları tecrübe edeceğimiz fırsatlar arka arkaya doğmaya başladı. Böylece, bu işin ekonomisinden çok sürdürülebilirliğe kattığı faydası da dile getirilir oldu.

Şehir trafiğini rahatlamak adına doğan araç paylaşımından tutun da Fractional Life ya da Partial Owner’daki gibi lüks ürünlerin ortak sahipliğine kadar birçok alanda örneklerini görmeye başladık. Peki aynı fikri seyahat kavramına adapte etmeye ne dersiniz? Tatil için ülkenize gelen ve sizden daha iyi bir rehber bulamayacağına inanan turistlere koltuğunuzu açmak ya da tatilinizi bir başkasının evinde geçirme fikri ne kadar ütopik? Hiç değil.



Couchsurfing ve Home Exchange (Holiday filminden hatırlarsınız) paylaşım ve sosyal ağ kavramlarını aynı potada eritebilmiş örnekler. Yaratıcılığın sonu yok. Siz de hangi ürün ya da hizmetleri paylaştırabileceğiniz üzerine şimdiden beyin jimnastiği yapmaya başlayabilirsiniz.