gelecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gelecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2010 Cuma

Kent için, gelecek için...

Koordinasyonunu yürüttüğüm okul öncesine yönelik sosyal sorumluluk projesi "ben de ben de" sebebiyle günler 2010 başladığından beri bayağı yoğun geçiyor. Üstelik bu zaman içinde hem ülkemizdeki sosyal girişimciler ve tasarımcılar hem de yurtdışından yeni insanlarla tanışmak yepyeni deneyimler kazandırıyor. Bu yüzden bir süredir Radikal Tasarım Eki'nde yayınlanan yazılarım hariç bloğuma fazla ilgi gösteremediğimin farkındayım ama bu durumun çok kısa zaman içinde değişeceğini garanti ediyorum çünkü bazı sürprizler hazırlıyorum.

Her ne kadar yazıda bahsettiğim uygulamaları kendi gözlerimle görememiş olsam da Milano'da bu yıl ikincisi düzenlenen "Public Design Festival" hakkında hazırladığım ve Radikal Tasarım Eki'nin Haziran sayısında yayınlanan yazımı sizlerle paylaşmak istiyorum. İçinden çıkılmaz bir hal alan şehir hayatını daha keyifli kılmak için bizler de benzer projeleri aralıksız gerçekleştirebilir, kültür sanat projelerini ve deneyim tasarımına ait işleri içselleştirebilir ve her ne kadar Avrupa Kültür Başkenti ünvanı süreli de olsa bu ünvanı daim kılacak benzer etkinliklerin sürdürülebilirliğini sağlayabiliriz.

2 Nisan 2010 Cuma

Sosyal girişimcilerin devri...

Türkiye 3. Sektör Vakfı ile British Council son yılların gözde kavramı “Sosyal Girişimcilik” üzerine 31 Mart’ta bir konferans düzenledi. Peki nedir sosyal girişimcilik? Wikipedia’ya göre çevreden eğitime, fakirlikten cinsiyet ayrımcılığına kadar çok çeşitli küresel ya da yerel sorunun farkında olup, bu konuyla ilgili sosyal değişim ve dönüşümü başlatmak üzere girişimcilik özellikleri gösteren örgütlenmedir. Bireysel başlayan bu teşebbüsler vakıf/dernek ya da yurtdışındaki mevzuatın sağladığı imkanlar sayesinde kar amacı gütmeyen kuruluş şeklinde de hayat bulabilir.


© Hub Halifax, CA

Ağırlıklı olarak gönüllü çalışmalar ya da kar amacı gütmeyen kuruluşlarla özdeşleştirilse de sosyal girişimciliğin etki alanının genişleyebilmesi için kar etmeleri ve bu karın yine sosyal konunun çözümlenmesine yönelik kullanılmasında şahsi olarak etik bir sorun görmüyorum. Zaten sosyal girişimcilerin kaynak ihtiyaçları olabileceğini ilk tespit eden ve bu yolda örgütlenen kişi ise Amerikalı Bill Drayton. 1980 yılında kurduğu Ashoka, 50.000 ABD Doları bütçeye sahipken şimdi 30 milyon ABD Doları kaynak sağlıyor.

Konferasın sabahki oturumunda İngiltere’den Social Enterprise Europe Ltd. Yönetici Direktörü Cliff Southcombe, Gençtur ve Ashoka Türkiye kurucu ortağı Hülya Denizalp ve Kamer kurucusu Nebahat Akkoç konuştu. Southcombe’ın paylaştığı rakamlara göre İngiltere’deki sosyal girişimciler yarım milyon insana istihdam sağlıyor, 300.000 kişi gönüllü çalışıyor ve GSMH’nın %1-5’ini (27 milyar Pound, yaklaşık 60 milyar TL) oluşturuyor.



Mesela 17 yıl önce İngiltere’deki evsizlere gelir kaynağı yaratmak üzere kurulan The Big Issue Vakfı, dergilerini evsizlere sattırarak gelir elde etmelerini sağlıyor. Bir başka örnek yine İngiltere’den. Londra’nın South Bank bölgesini kalkındırmak için 1984 yılında kurulan Coin Street Community Builders. Peki ya Barcelona Futbol Takımı? Yıllarca formalarında reklama izin vermeyen kulüp, gelirlerinin %1’ini FC Barcelona Vakfı’na bağışlıyor, Birleşmiş Milletlerin Millenyum Hedeflerinin çözümlenmesini destekliyor, önümüzdeki 5 yıl için 1,5 milyon Euro bağışladıkları UNICEF bantı bu yıldan itibaren formalarında taşıyor.

Hülya Hanım, hem kurucusu olduğu Ashoka’dan hem kendi hazırladığı “Toplumsal Dönüşüm için Sosyal Girişimcilik Rehberi”nde yer alan değerli bilgilerden hem de bunca yıllık sosyal girişimcilik deneyimlerinden ve zaman içinde ülkemizde kat edilen yoldan bahsetti. Scwab Vakfı ve Ernst&Young’ın beraber düzenledikleri Yılın Girişimcisi Yarışması’nda 2008’in Sosyal Girişimcisi seçilen Nebahat Akkoç da 1987 yılından beri yılmadan yürüttükleri kadın çalışmaları ve KAMER’in başardığı sosyal dönüşüm hakkında bilgiler verdi.



Öğleden sonraki oturumda ise dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalinin soyunun tükenmesini engelleyen, üstelik bölge halkını bilinçlendirerek 1,2 milyon TL olan geliri 5-6 yılda 8 milyon TL’ye çıkarmayı başaran Prof.Dr. Mustafa Sarı’yı, hem üniversite hem de lise öğrencilere yönelik ücretsiz mentorluk hizmeti sağlayan Gelecek Daha Net platformunun kurucusu Serra Titiz’i ve Alternatif Yaşam Derneği ile engellilere yönelik inanılmaz işler başaran Ercan Tutal’ı dinledik. Ortak özellikleri, amaçları için ne kadar tutkulu oldukları, başlattıkları sosyal dönüşüm için asla ödün veremeyecekleri ve bu tutkularından da vazgeçemeyecekleriydi.



Sadece bir kaç gün önce hediye edilen Seth Godin’in “Linchpin”ini sabırsızlıkla okumaya başladıktan sonra ülkemizdeki fark yaratanları görmek ve şahsen tanışmış olmak beni çok sevindirdi. “Linchpin” dingil çivisi demek. Godin de kitabında o çivi nasıl arabanın en hayati tutanağı ise bizim de gündelik ya da iş hayatımızda mutlaka vazgeçilmez insanlar olduğunu gösteriyor. Üstelik, bu özellik doğuştan değil, isterseniz siz de edinebilirsiniz.



İşte bu yüzden geçen yılın sonunda ülkemizde de düzenlenmeye başlanan TEDx toplantılarında kendi “linchpin”lerimize daha sık söz vermeli, pazarlamadan liderliğe kadar çeşitli zirvelerde koltuk sevdasından öte amaçlar için varını yoğunu ortaya koyan kişilerin başarı hikayelerini daha sık dinlemeliyiz ki “crosspollination” yapabilelim. Kelime anlamı ayrı cinsten çiçekleri çiftleştirme olan “crosspollination”ın iş dünyasındaki kullanış şekli ise inovatif açılımlar üzere. Yani, daha fazla kurum, sosyal sorumluluğu halkla ilişkiler faaliyeti olarak değil de var oluş sebeplerinden biri olarak özümzese, eşitlikçi ve sürdürülebilir bir dünya için çalışsa, fena mı olur? (Ezeli rakipler Pepsi ve Coca-Cola yarışmaya başladı bile...)

Son olarak, Sosyal Girişimcilik Platformu, 4 Haziran’da Sabancı Üniversitesi’nde Sosyal Girişimcilik Konferansı düzenleyecek. LCV için sec2010@sabanciunivedu.com’a başvurabilirsiniz.

28 Aralık 2009 Pazartesi

Sağlık için tasarlamak!

Artan nüfus, uzayan ömür ve çoğalan bulaşıcı hastalıklar... Ürün tasarımından sosyal medya uygulamalarına, deneyimden teknolojinin sağladığı olanaklara kadar multidisipliner toplulukların çözüm bulmak için uğraşacağı önemli konu başlıkları arasında sağlık yer alacak. Radikal Tasarım Eki’nin 1. yaşını doldurduğu bu sayısında bugüne ve geleceğe dair sağlık sektöründeki tasarım uygulamalarından örnekler sunmaya çalıştım. Keyifle okumanız dileğiyle...

15 Kasım 2009 Pazar

Yağmur yağarsa çözümü var!

Düşünün bir: Ülkeniz deniz seviyesinin altında. Küresel ısınma sebebiyle yaz kış artan yağışlar şehir için büyük tehlike. Mevcut altyapınıza yeni kollar eklemek de çok pahalı. Ne yaparsınız? Derdinize çözüm bulacak uzmanların kapısını çalıp, bu sorunu en az zararla karşılamaya çalışırsınız.


© De Urbanisten ve Studio Marco Vermeulen

Bahsettiğim ülke, Hollanda. Şehir ise Rotterdam. 2015 yılına kadar 570 milyon litrelik yağış (140 stadyumluk alanı 80 cm yüksekliğinde dolduracak kadar) düşmesini bekleyen şehir önlem için şimdiden adım atıyor. Florian Boer ve Marco Vermeulen isimli 2 mimar “Waterpleinen” isimli projelerinin prototipini ilk olarak 2005 yılında sunuyor.

Sistem, yoğun yağışı yerin altında değil üstünde toplamak üzere kurgulanan su meydanları fikrine dayanıyor. Yağış olmadığında şehirlilerin keyif alabileceği oyun parkı görevini görüyor. Artan yağış ve fırtına şiddetine göre ise şekil değiştirip mevcut altyapının kaldıramayacağı ağırlığı hafifletmiş oluyor.



Sadece 1 su meydanının kaldırabileceği kapasite 1.000 metreküp yani 5.000 adet su dolu küvete eşit. İklim değişikliğinin şehir hayatını ve ekonomisini olumsuz etkilemeden önlemini almak isteyen yöneticiler, bir kaç yıl içerisinde en az 25 Waterpleinen’in yapılacağını belirtiyor.

Değişen dünya koşullarına mevcut sistemiyle adapte olmaya çalışan toplulukların imdadına sürdürülebilirliği ve beşikten beşiğe felsefesini benimsemiş uzmanlar yetişiyor. Tasarladıkları çözümlerin birden fazla fonksiyonu içermesiyle de hem ihtiyaç karşılanıyor hem de şehirdekilere bir deneyim alanı sunulmuş oluyor.



Kaynak: Alphabet City Festival

4 Kasım 2009 Çarşamba

“Knowmad” olmak ister misiniz?

2 Kasım'da Capital’in düzenlediği CEO Club Kahvaltısı’nda konuşma yapan Coca Cola CEO’su Muhtar Kent, ülkemizin yeni nesil liderlere ihtiyacı olduğunu belirtmiş. Gelecekte başarı için, açık fikirli ve net vizyon oluşturan, bu vizyonu çalışanlarına aktararak onlara önderlik edebilen yeni nesil liderlerin çoğaltılması gerektiğine dikkat çekmiş.



Yurtdışında lider yetiştiren okullar yok mu? Dolu. Ülkelerin önde gelen okulları her yeni kavramın doğuşuyla birlikte lisans ya da yüksek lisans programlarını farklılaştırıyor mu? Kesinlikle. Yine de butik çapta hizmet veren alternatifler doğmaya devam ediyor. Her şeyin evrim geçirdiği bilgi çağında “knowmad”lerle tanışıyoruz. Nomad (göçebe) ile knowledge (bilgi) kelimelerinin birleşiminden türetilen bu tanımlama, herkesle, her zaman, her yerde çalışabilen cesur, sorumlu, yaratıcı kişiyi tasvir ediyor. Danimarka’da KaosPilot’ın başlattığı bu girişimi Hollanda’da Knowmads uyguluyor.


© Getty Images

1 yıl süren programın içeriğinde “girişimcilik ve yeni iş tasarımı”, “kişisel liderlik”, “yaratıcılık ve pazarlama” ile “sürdürülebilirlik ve sosyal inovasyon” başlıkları bulunuyor. Yaşayarak öğrenme prensibiyle çalışan bu grup yaptığı işe aklını, yüreğini ve emeğini vakfedenleri çoğaltmayı amaçlıyor. Programı tamamlayanlar, ister tek başlarına ister şirket içinde ister bir ortakla beraber daha iyi bir dünyanın kararverenleri arasında yer almak üzere kendilerini hazırlamış oluyor.

Ocak 2010-2011 yılı için son başvuru, 20 Kasım’da. 20-35 yaşları arasında kendi projesini hayata geçirmeyi veya toplum için fark yaratmayı düşünenler başvuru sayfasını ziyaret edebilir.

18 Eylül 2009 Cuma

Babil’in Asma Bahçeleri tekrar gerçekleşebilir mi?

Suyun hem hayati hem de stratejik açıdan ne kadar önemli olduğuna daha önceki yazılarda değinmiştim. Artan popülasyonla birlikte gittikçe daha az kişinin temiz suya ulaşması, Arabistan yarımadasında ve Hindistan’da bilinçsizce açılan kuyuların sualtı kaynaklarına verdiği zarar, tarımdaki sulamanın daha az suyla daha verimli yapılabilmesi için yeni tekniklerin geliştirilmesi önemli gündem maddelerinden.



Birkaç yıl önce büyük küçük meraklıların oyuncağı olarak tanışılan Magic Sand yukarda bahsettiğim sorunlara çözüm olabilecek bir özelliği sahip. Hidrofobik kum olarak belirtilen malzeme, suyun nüfuz edemediği bir yapıya sahip. Yani suya döküldüğünde bildiğimiz kum gibi dibe batmayıp, istenilen şekli alabiliyor. Bu fikri nano teknoloji ile daha ileriye taşıyan ise Birleşik Arap Emirliği’nden DIME. Hidrofobik kum rulolarıyla yağmur sularının ya da yer altı su kaynaklarının kaybını engellemeyi hedefleyen DIME'nin projelerini gelecekte göreceğiz.



Kiremitleri de güneş enerjili tasarlayan insanoğlu, hem biomimik hem de nano teknoloji sayesinde çölleri yeşertip, kendi kendine yetebilen topraklar haline getirebilir.

Kaynak: Singularity Hub

9 Eylül 2009 Çarşamba

Küresel ısınmanın yan etkileri, afetler ve kriz yönetimi...

İstanbul, bu sabah sel felaketine uyandı, ama şehrin iki yakası birbirinden farklı iklimler yaşarken, televizyon başındakiler ya da internetten takip eden İstanbullular eminim “sahi, aynı şehirde mi yaşıyoruz?” diye düşündü. Büyükşehir Belediye Başkanımızın naklen yayınlanan basın açıklamasını dinlerken hazırlıksız yakalanma sorularına karşı yanıtın küresel ısınmaya dayandırılması da beni çok şaşırttı.


© Hürriyet

Bu kadar yağışın olması tabii ki mantıklı değil. Uzmanların sıkça dile getirdiği gibi iklim değişikliklerinin kaçınılmaz olması, kimi yerler sular altında kalırken, kimi yerlere zerre damla düşmeyeceği bilinen bir konu. Teknoloji bu kadar ilerlemişken, günler öncesinden muhtemel kar yağışına karşı nasıl önlem alınıyorsa, mevcut durumun açıklaması olarak küresel ısınmanın gösterilmesi haksızlık olur diye düşünüyorum.

Mesela, İngiltere Hükümeti’ne danışmanlık veren komite, uçak bileti fiyatlarının ciddi oranda artırılmasını tartışıyor. Üstüne, karbon emisyon oranlarının 2005 yılı seviyesine çekilebilmesi için Heathrow Havaalanı’na ulaşımı sağlayacak 3.yolun yapımına karşı tavır almayı görüşüyor. Biz ise tüm olumsuzluklara rağmen 3. köprünün hazırlıklarına başlıyor, Dubai’deki Palm Adası’nın benzerini yapabilir miyizi planlıyoruz.



İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin küresel ısınmaya karşı bu kadar hassas tavrından dolayı, derhal sürdürülebilir şehirler oluşumlarından birine dahil olarak ileriye dönük plan hazırlıklarına başlamasını, İngiltere'de bahar aylarında gösterime giren ama dünya prömiyeri 21-22 Eylül'de yapılacak olan “The Age of Stupid” dokümanterinin ülkemizde de gösterilmesine yönelik bağlantıya geçilmesini şiddetle öneriyorum.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Fütürist tasarımcılar...

Kopenhag Tasarım Haftası’nda düzenlenen ShowHow’u gezerken Wallpaper’ın yaratıcısı Tyler Brule’nin yeni dergisi (yoksa medya platformu mu demeli) Monocle’ı özel kapağıyla bedava edinme şansımız olmuştu. Dergi sadece konularıyla öncü değil, basım zamanlamasıyla da ayları önden karşılıyor. Ekim sayısı, 17 Eylül’de piyasada olacak.



Bu sayıda hazırladıkları özel Singapur ekiyle, 20-30 Kasım’da düzenlenecek Singapur Tasarım Haftası’na ve 23-25 Kasım’daki ICSID Dünya Tasarım Kongresi’ne ön hazırlık yapılmış. Finanstan yaratıcı sektörlere, turizmden nerde yenilir içilir’e kadar ülkenin röntgeninin çekildiği ekte sadece tarihçe eksik.

Singapur, (bir önceki yazımda bahsettiğim) INDEX’in ilk kardeş/ortak şehri ilan edildiğinden, bu yılın katılımcılarını içeren sergi de tasarım haftası süresince izlenebilecek ama bu etkinliklerden sadece bir tanesi çünkü uluslararası endüstriyel tasarımcılar konseyi birliği ICSID de kongresini aynı hafta içinde Singapur’da düzenliyor ve 50. yıl şerefine bu yılki temayı “2050’yi tasarlamak” olarak belirliyor. Gerçekleştirilecek stüdyo çalışmalarının liderleri ise yüzlerini geleceğe dönmüş birbirinden parlak isimler.



Kopenhag’ta Alice Rawsthorn’un “gelecekte araba nasıl olacak?” sorusunu yanıtlayan Chris Bangle, yakın tarihte kendi ofisinde meyve verecek düşüncelerini bu çalışmada daha da detaylandıracak. Malum, teknolojinin nimetleri sayesinde birbiriyle iletişim halinde olacak tüm araçların duygularımıza hitab etmesi kaçınılmazlaşacak. Bangle’a göre gelecekte her hangi bir araba markasından öte, kişiselleşmiş ve akıllı araçlar (ara yüzler) öne çıkacak. Mesela, koltuk, rahat sürüş için gerekli olan bir araçtan öteye geçecek. Sağlık çalışması Philips’in efsanevi Tasarım Direktörü Dr. Stefano Marzano, sürdürülebilir şehirler Foster + Partners yöneticileri, tarım ise ünü Afrika kıtasını aşmış tasarım enstitüsü Design Indaba’nın kurucusu Ravi Naidoo liderliğinde düzenlenecek.



Hem algı hem de konumlandırma açısından seviye atlayan “tasarım” ve “tasarımcı”dan beklenenler yükseldi . Bu yüzden, sadece ürün değil, süreç, deneyim ve hizmetin de sorumlulukları arasında olduğunun bilincine vakıf tasarımcıların önceliği gittikçe karmaşıklaşan hayatımızı yeniden basitleştirmek olacak.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Yaşamın geleceği, köyde mi?

Gün geçtikçe daha fazla insan şehre akın ederken, sürdürülebilir bir dünyanın temellerini sağlam atmak isteyen tasarımcılardan yeni fikirler doğmaya devam ediyor. Thomas Ugo Ermacora ve Felix B. Bopp’un kurdukları Clear Village Vakfı, bu oluşumların en yenilerinden biri. Amaç, köy gibi ufak ölçekle başlayıp, sürdürülebilir yaşamın en sağlıklı modelini oluşturabilmek, bu fikrin yaygınlaşmasını sağlamak ve konunun uzmanlarını biraraya getirerek geleceğin yaşam ortamlarını şekillendirmek.



1 Eylül’de Kopenhag Tasarım Haftası’nda lansmanı yapılacak olan oluşumu destekleyenler arasında önemli isimler mevcut. Ünlü İngiliz aktör Colin Firth, Inhabitat’ın kurucusu Jill Fehrenbacher, Massive Change kitabı yazarlarından ve aynı zamanda IDEO mensubu Jennifer Leonard bu isimlerden sadece birkaçı. 5-7 Kasım’da Barcelona’daki buluşmada ise sürdürülebilir köy için masterplan stratejisi oluşturulması hedefleniyor. İlgilenenler geç kalmadan başvurabilir.

Statüyü ev, araba, kazanç barometresine göre değerlendirmeyle özdeşleştirmiş bir bakış açısından çok mutluluğu fırsat eşitliğinde ve daha refah bir dünya kurmaya adamışların fazla beklemesine gerek kalmayacak ya da huzurun formülünü keşfetmek için güneye kaçıp motel işletmek gerekmeyecek. Bu arayışta olanlar paylaştıkça zenginleşen, kendi ürettiğini tüketen, çevreye duyarlı komüniteler kurarak huzurlu yaşamın yollarını kendileri oluşturacak.


The Eco Village Currumbin

Bu arada geldim ama kısa bir kaçamak için yine gidiyorum... 30 Ağustos’a kadar tasarımın başkentlerinden birinde olacağım (sorunun cevabı blogta saklı). Yer gök her şeyleri tarz iken hayatlarında ilk kez tasarım haftası düzenliyorlar. 4 gün süresince biriktirdiklerimi pazartesi döndüğümde bölüm bölüm paylaşmak üzere...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Umut elçileri, tasarımcılar...

Bir tasarımcının aynı zamanda hangi vasıfları taşımasını beklersiniz? Sanatçı, mucit, tamirci, ekonomist, stratejist... Son dönemde tasarımsal düşünce (design thinking) ya da iş tasarımı (business design)nın da yükselişte olması, geleceğin tasarımcısının nasıl tanımlanacağı ve hangi değerlere sahip olması gerektiği üzerine yoğunlaşılmasına neden oluyor. Ben de, Radikal Tasarım Eki’nin 26 Temmuz’da yayınlanan sayısında bu konuya değinmeye çalıştım. Keyifle okumanız dileğiyle...

21 Temmuz 2009 Salı

Uzak-yakın, yakın-uzak...

Şu an imkansız gibi görünen herhangi bir hizmet ya da ürünün gerçekleşebilmesindeki en önemli etkenler, gerekli olan teknolojinin geliştirilebilmesi ve tabii ki teknoloji maliyetinin de karşılanabilir olması. Peki, bu detaylara takılmadan gelecekte bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?

Çevre kirliliğinden bahsediyoruz, ya uzay çok mu farklı? Uzay seyahati için sıraya girenler, gönüllü olarak uzay temizliğine de girişir mi? Ya da Virgin Galactic'in sosyal sorumluluk konusu uzay temizliği olabilir mi?



Navigasyon konusunda Tomtom şu an yükselişte. Şirket üst düzey yöneticileri, deneyim ve kullanıcı tasarımı üzerine düzenlenen seminerlerden sıkça davet alıyor. Ancak gelecekte TomTom mutlaka farklı bir kimliğe bürünecekken, arabaların ön camları TomTom'un sunduğundan daha fazlasına sahip olacak ve bu özellik aksesuar özelliğinde olmayacak.



Tam Philips'e yönelik bir ürün. Eminim çoktan akıllı aynayı da düşünmüş ve maliyeti nasıl aşağı çekerim diye çalışmaya başlamışlardır.



Hastane fobisi olanlara birebir! Siz hastaneye gideceğinize, robot doktorunuz ayağınıza gelse?



Hem kişiselleştirme hem kendin yap kültüründen bahsederken 3 boyutlu yazıcı es geçilebilir mi?



Yediğiniz, içtiğiniz, giydiğiniz ama etiketinde daha anlaşılır bilgilerin yer aldığı ürünler istemez misiniz? 3G gibi bu hizmet de sıradanlaşacak.



Kaynak: ImpactLab

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Dünyayı küresel ısınmadan kurtaracak 20 fikir!

İlki 2007 yılında gerçekleştirilen Manchester Uluslararası Festivali yaratıcı etkinlikleriyle diğer festivallerden kendini ayrıştırmayı hedefliyor. Dünyanın önde gelen çevrecilerinin katıldığı ve The Guardian Gazetesi ile ortaklaşa düzenledikleri panelde de Manchester Raporu olarak adlandırdıkları “dünyamızı küresel ısınmadan kurtaracak 20 fikir”i enine boyuna tartışmışlar. Panelde belirlenen ilk 10 öneri, 23 Temmuz’a kadar The Guardian'ın websitesinde oylamaya açık olacak ve sonuçlar daha sonra raporda kullanılacak.


© Jamey Stillings


İlk 10 fikir:

1. Dünya çöllerinde kurulacak yoğunlaştırılmış solar enerji
2. Toryum nükleer enerjisi
3. Evlerin elektrik ihtiyacını karşılayacak bulaşık makinesi büyüklüğünde enerji pilleri
4. Hayvanların doğru otlamasını sağlayarak yağmur ormanlarından daha fazla karbon tutabilen yeşil alanları canlandırma
5. Enerji dostu verimli ocaklar
6. Biyokömür (hayvansal ya da bitkisel atıklardan oluşturulan yakıtın daha az karbon üreten versiyonu)
7. Denizaltı enerjisi
8. Geotermal enerji
9. Nüfus planlaması
10. (eğer uygun fiyatta teknolojisi geliştirilebilirse) karbon toplama ve saklama santralleri (yine de santraller, kömür ve sürdürülebilir ağaçların karışımıyla çalışacak ve pilot çalışmaya Vattenfall Almanya'da başlamış!)


© Fursov Aleksey

Diğer 10 fikir:
11. Enerji bonoları: Savaşı finanse etmek üzere çıkarılan bonolar gibi hükümetler de enerji bonoları çıkarabilir
12. Sürdürülebilirliğimiz için yeni ekonomik ve sosyal normların geliştirilmesi: 4x4 kullanan ile bisiklet kullanan sizce eşit mi?
13. Karbonsuz hayat şeklini benimsetebilmek için duygusal bağ kurulabilecek daha fazla sosyal proje geliştirilmeli
14. Enerji kredileri/mortgage’ı: yeşil olmayan şirket ya da evi dönüştürmek için kredi verilmeli
15. Okyanusta yosunları toplayıp, yakıta dönüştürecek dev keseler
16. Bulutlara deniz suyu sıkılması böylece zararlı güneş ışınlarının geri yansıtılmasının sağlanması
17. Düşük emisyonlu arabaların kiralanması


© Lev Robertson

18. Enerji santrallerinden çıkan karbondioksidi, metanol çevirmek
19. Asit dengelerini sağlamak için okyanuslara “limon” çalmak
20. Birkaç yıla kalmadan solar paneller günümüz elektriğinin konumuyla aynı olacak. Doğru şekilde yönetilirse solar enerji de iyi bir yatırım aracı olacak.

Fikirler kimine göre komik kimine göre gerçekleşmesi çok güç olsa da en azından hemen hemen tüm önerilerin kitlesel düşünülmesi, özellikle nüfus planlamasının dile getirilmesi çok önemli. 23 Temmuz'a kadar sesinizi duyurmak için vaktiniz var, kaçırmayın!

3 Temmuz 2009 Cuma

Geleceği okumak elinizde...

Tatil, kimileri için deniz, kum, güneş anlamına gelse de kimileri için de biriken kitaplara özen gösterildiği bir dönem. İster uzun bir haftasonu kaçamağında ister 2 haftalığına işten uzaklaşıldığında başucunda olabilecek yine birbirinden çekici kitaplar yayında. Krizden ne zaman çıkacağımız üzerine bir sürü varsayımda bulunula dursun, nasıl bir geleceğin bizleri beklediği ya da geleceği nasıl şekillendireceğimiz üzerine hemen bir okuma listesi oluşturabilirsiniz.


© Jean-Claude Winkler

Her ne kadar Amerika tarihinden örneklerle bezenmiş olsa da Lawrence R. Samuel’in Future isimli kitabı, yüzyılın başında neler öngörülmüş, şimdi nerdeyiz ve internet sağolsun öngörü denen beceri şekil mi değiştiriyoru inceliyor.

1978’de Bill Mollison ile beraber permakültür kavramının yerleşmesini sağlayan David Holmgren’in yeni kitabı Future Scenarios iklim değişikliği ve petrolün bitişine yönelik sürdürülebilirlik senaryoları üzerine. Petrolün bitip bitmeyeceği tartışması sürse de petrolden sonraki dünya üzerine basıma hazırlanan diğer bir kitap ise ekimde çıkacak olan Ecotechnic Future. Bu noktaya nasıl geldiğimiz, ekosistemimizin tarihi ve bizi nelerin beklediği üzerine Amerika’nın Grand Archdruid’i John Michael Greer’in öngörüleri için bloğuna da göz atabilirsiniz.



What’s Next: Dispatches on the Future of Science’da Max Brockman, nöroloji, paleontoloji, biyoloji ya da iklim konusunda çalışan genç bilimadamlarına kendi uzmanlık alanlarının geleceğini soruyor. Önümüzdeki 10 yılda neler olacağı veya bilimin trendlerine göz atmak isterseniz geleceğin bilimadamlarına kulak vermek isteyebilirsiniz.

28 Haziran 2009 Pazar

Gelecekte paranızı nasıl alırdınız?

Cüzdanlarımızda kim bilir kaç çeşit mikrop taşıyoruz? Çamaşır suyunun performansını göstermek üzere reklam kahramanı olmuş bozukluklar her gün hayatımızda. Diğer taraftan yurtdışında da piyasası genişleyen temazsız ödeme sisteminin hayatımızı daha da kolaylaştıracağı öngörülüyor. Mesela, Japonya’da cep telefonuyla yapılan alışveriş hacminin 5 Milyar Pound’u bulduğu ve %80’inin de 15-24 yaş aralığındaki gençler tarafından yapıldığı belirtiliyor.



Design Council’in dergisi DCM’in bu sayısında işlediği konulardan biri de paranın geleceği. Her 10 İngilizden birinin aynı bizim gibi parasını yastık altında tutmasının en güvenilir yol olduğuna inandığını, İngiltere’de 330 yerel para birimi olduğunu, 1999’da Kanadalı ekonomist Herbert Grubel’ın Kanada, Amerika ve Meksika için “amero” adıyla ortak bir para birimi önerdiğini ama hiçbir zaman kabul görmediğini öğrenebiliyoruz.



Design Council da gelecekte fiziki bir paramız olur mu olmaz mı ya da olursa nasıl olur diye Conka Design, Fripp Design ve Dragon Rouge ile bir konsept çalışma hazırlamış. Geri dönüştürülebilir çipler, RFID’li bozukluklar ya da hammadde olarak tarımsal yan ürünlerin kullanıldığı ve ömrünü tamamladığında bioyakıt olarak değerlendirilebilecek alternatifler hazırlanmış.



Hepsi birbirinden iyi düşünülmüş fikirler de olsa bu noktada Cradle To Cradle’ın yazarlarından Prof. Michael Braungart’ın sürdürülebilirlikle ilgili görüşüne hak vermemek mümkün değil. Derdimiz, 2020’de mükemmelin nasıl bir şey olacağını hayal ederek mi tasarlamak olmalı yoksa manalı hedefler doğrultusunda iyi tasarımın peşine mi düşmeli? Malum her dönemin “mükemmel”lik anlayışı farklı olduğundan 2020’ninki de bugünden bilinemez. Para tasarımı için de teknoloji ya da ekolojiden de öte paranın 20 yıl sonra bize ne ifade edeceği ve hayatımızdaki önemini düşünmemiz daha doğru tasarımlar doğuracaktır.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Gelecekten mesaj var...

Fütürist Richard Watson Future Files kitabında, önümüzdeki 50 yılı şekillendirecek 5 trendi küreselleşme, yerelleşme, kutuplaşma, endişe ve anlam olarak listeliyor. Websitesinde yer alan “toplum ve kültür” başlıklı bölümde, daha 10 yıl öncesine kadar hayatımızda olan disketlerin nasıl tarih olduğunu hatırlatıyor. Mesela, NASA 1976 yılındaki Mars seyahatinin bazı bölümlerini, BBC de 1986 yılındaki Doomsday Kitabı’nın dijital kopyalarını okuyamıyormuş. Bölümde dikkatimi çeken diğer bir konu ise sahte olanın gerçeğin yerini alacağı, sanalın gerçek olandan ayrımının gittikçe zorlaşacağı yönünde öngörünün yer alması.



Matrix, Minority Report sıradan insanın hayalgücünü zenginleştiren ya da kısa bir süre için bile olsa düşünce sistemini sarsan yapımlar ancak bilimkurguya meraklı olanlar için gelecek zaten yaşanıyor. Mesela, 2003 yılında David Brin’in “Kiln People” kitabında insanlar çamurdan 1-1 kopyalarını yapabiliyor ve sadece 1 gün hayatta olan bu kopyalar sahiplerinin hatırlamak istedikleri ya da istemedikleri deneyimleri onlar adına yaşıyor. Eğer siz de bugünden geleceğe mektuplar benzeri bir blog takip etmek isterseniz 2049’a ait öngörülerde bulunan p40y'ye göz atabilirsiniz.

15 Mayıs 2009 Cuma

Trendiary, 1 yaşını doldurdu!


© Samantha Zaza

Yaş biraz olsun ilerledikçe, iş hayatındaki tempo ya da sorumluluklar arttıkça günler nasıl hızlı geçiyor, öyle değil mi? Blog serüveni de tam 1 yıl önce Zaha Hadid’in Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki sohbetinin ardından başlamıştı. Amacım, biraz olsun bugünü koklayarak geleceğe yönelik ipuçları sunmak, bakış açılarını zenginleştirerek farklılık yaratabilmekti. Kültürün, sosyal hayatın trendlerle nasıl yeniden şekillendiği, estetik ve tasarım anlayışının gelişimi, inovatif yaklaşımlarla sürdürülebilirliğin vazgeçilmezliği... Kısaca gelişen ve evrim geçiren insanoğlunun hayatında kaçırılmayacak noktalara dikkat çekmekti merakım.

Bu bir yılda neler mi oldu? Moleskine İstanbul için tasarlanan defterimiz grafik dalında mansiyona layık görüldü. Önce Frankfurt Kitap Fuarı’nda sergilendi, şimdi de önümüzdeki haftadan itibaren santralistanbul’da olacak. Her ay Radikal Tasarım Eki’nde tasarım üzerine yazılar yazdım ve yazmaya devam ediyorum. Arada hem Ross Lovegrove hem de Harri Koskinen ile röportaj yaptım. Bir sürü yaratıcı insanla tanıştım. Bunlardan bir tanesi de Samantha Zaza. Moleskine dolayısıyla tanıştığım Sam, harika şeyler çiziyor. Sağolsun ricamı kırmayarak Trendiary’nin 1. yaşı için bu ilüstrasyonu yaptı.

Son olarak, blog ödüllerinde dereceye giremesem de oy veren ya da oylama sürecinin çetin koşulları sağolsun sadece gönülden destekleyen tanıdık tanımadık herkese teşekkür etmek istiyorum. Daha nice birlikteliklere...

14 Nisan 2009 Salı

Dükkanlar nasıl ayakta kalacak?

Küresel kriz, insanoğlunun yarattığı afete karşı hayatta kalma mücadelesi veriyor. Plazalarda çalışanlar pek gözlemleyemiyor olabilir ama haftaiçi öğleden sonraları alışveriş merkezlerinin kafeleri bayağı dolu oluyor. Boğaz’ın Avrupa yakasındaki Starbucks’ları da takım elbiseli ve laptop’lı kişilerin ofisi olmuş durumda.



Aşırı tüketimin sürekli pompalanması, yarını düşünmeden herşeyi tüketme, çöp jenerasyonu... Ne derseniz diyin, artık herkes kendisine çeki düzen vermek zorunda. Mesela, perakende sektörü geçen yıldan beri ara indirimlerle, ülkemize has taksit ötemelerle kendini korumaya çalışabilir, ama bu kriz kalktığında da aynı şekilde davranmaya devam edecekler mi sizce?

Amerika’nın önemli marka konumlandırma ajanslarından Graj+Gustavsen de geleceğin dükkanı nasıl olmalı üzerine kafa yorarken “survival (sağ kalma)” konseptini üretmiş. Temel ihtiyaçların aynı anda karşılanacağı bir yer olan “survival” dükkanlarında, düşük fiyatlı yiyecekler, bir kaç kış giyilebilecek kıyafetler, araba yerine bisikletler bulunuyor. Sadece bu da değil, deneyimin de önemine vurgu yapılarak, aynı çatı altında stressten uzak bir hayat için yoga seansı ya da kredi/vergi danışmanlığı da bulunuyor. Hepsi gelecek kaygısı duymadan kaliteli bir yaşam standartını yakalayabilmek için.



Düşünsenize, bu kadar alışveriş merkezi açılıyor, hangisinde “her ayrıntıyı da düşünmüşler” dediğiniz oldu? Ya da büyük marketlerden kaçında yukardaki gibi bir hizmet anlayışının ipuçlarını yakalayacağınız fikirlerle karşılaştınız? Deneyimin, pazar günleri süpermarketlerde yaşanan yoğurttan sucuğa, dondurmadan ezmeye kadar ürün tattırma curcunasını kastetmediğimi belirtmek isterim. Manalı işler çıkarmak için daha fazla kafa yormak gerekiyor.

Kaynak: TIME

9 Nisan 2009 Perşembe

Yeni nesil yarışmalarla geleceğin fırsatları...

The Earth Awards, ilk kez geçen yıl düzenlendi ve kazananlar bu yılın başında ödüllerini aldı. Malezya hükümetinin EcoStyle adlı projesinin bir girişimi olan yarışma, turizm ile tanınan bir devletin kendini sürdürülebilirlikle özdeşleştirme çabasının önemli bir adımı. Hedef, yeni ekonominin katalizörlüğünü yapacak fikirleri ortaya çıkarmak, gelecekteki refahın değişim yaratacak ve henüz varolmamış endüstri ve mesleklerinde yattığını göz önüne sunmak. Bir diğer amacı ise inovatif fikirleri yatırımcılarla buluşturarak, değişimi gerçekleştirecek ilerici bakışaçılarının hayat bulmasını sağlamak.



2008’in kazananı aslen mimar olan ve halen MIT’de doktorasına devam eden Neri Oxman. Yeni ve hızlı bir üretim süreci olan “FAB.Recology” ile ödüle hak kazanan Oxman, biomimik prensiplerini kullanarak tasarım ve inşa etme sürecine yeni bir boyut getiriyor. Material Ecology adıyla başlattığı araştırma konusu, mimari, mühendislik, bilgisayarlı modelleme, biyoloji ve ekolojinin birleşiminden oluşuyor. Mesela, “Monocoque” sanat mı, yeni bir doku mu, ürün tasarımı mı ayırmak mümkün değil ama etkileyici ve estetik olduğu gerçek.



Şu an imkansız gibi gelen düşüncelere fırsat vermek, araştırmalarını desteklemek ve fikrin gerçekleşme aşamasında sahiplenilmesine aracı olmak büyük bir potansiyel barındırıyor. Demek ki, evrim geçiren dünyamızda, turizmin ya da doğal kaynakların da ötesinde sahiplenilecek konu başlıkları yaratmak ve bu tarz fırsatların çekim noktası olmak için girişimci davranmak bizlerin elinde.

7 Nisan 2009 Salı

Geleceğin enerjisi: Güneş!

Küresel ısınmaya olan olumsuz etkisi ya da kaynaklarının kısıtlı olup olmaması tartışmaları petrolün ününe ün katadursun, alternatif enerji kaynakları aradan sıyrılmayı başarıyor. Rüzgar, dalga, jeotermal derken, en parlak ve nerdeyse sınırsız olan güç kaynağının güneş enerjisi olduğu iddia ediliyor.



Inc. Dergisi’nin, “Thomas Edison’un gerçek varisi” olarak nitelendirdiği fütürist Ray Kurzweil’a göre, teknoloji bu hızla ilerlemeye devam ederse güneş enerjisi 20 yıla kalmadan dünyanın tüm enerji ihtiyacını karşılayacak. Nanomühendisliğin başarılı uyarlamaları sonucunda da daha verimli, daha hafif ve kurması daha kolay güneş panelleriyle tanışacağız.



Hali hazırda Amerika, İngiltere ve Norveç’in başı çektiği ülkeler hidrojen bazlı yakıt istasyonlarına ve otomotivlere çok ciddi yatırımlar yaparken, Kurzweil güneş enerjisinin bu üretime de ciddi katkı sağlayacağını ve daha çevreci bir yapıya sahip olacağımızı iddia ediyor. İşte o zaman Peugeot’nun ya da Honda’nın konsept tasarımları konsept olmaktan çıkacak.

27 Mart 2009 Cuma

2030'ların turizm ajandası nasıl olacak?

Kriz falan bahane, geleceğin seyahat alışkanlıklarını neler etkileyecek üzerine ufak bir gezintiye çıkmaya ne dersiniz? Her ne kadar bu çalışma Avrupa odaklı olsa da insan doğası her yerde aynı. İster iş hayatının dayanılması zor hafifliği ister iyi eğitim ve kazanç sahibi olmanın getirdiği keşfetme güdüsü, tatiller insan hayatının vazgeçilmez unsurlarından biri.



Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi’nin açıkladığı verilere göre, 2005’te dünyadaki toplam harcamaların %10,4’ü tatile ayrılmışken bu rakamın 2015’e kadar her yıl % 4,6 oranında artması bekleniyor. Kısaca, pastanın büyüklüğü hiç de fena değil. Malum, petrol fiyatları artsa da ucuz bilet satan uçak şirketleri sağolsun, dünyanın ücra köşeleri bile çoktan keşfedilmiş durumda. Buna Dünya Kupası, Olimpiyatlar ya da Kültür Başkenti olma özellikleri de eklenince çekim merkezleri ya da seyahat sebepleri de doğal olarak artıyor. Bilimsel keşif süresinin (özellikle sağlık alanında) kısalmasıyla bu trendlerin paylaşılması için biraraya gelme sıklığı da doğal olarak artacak.



Peki ya küresel ısınma? 2030’a kadar Maldivler gibi mercan adalarının kalmayacağını ve mülteci sayısının artacağını biliyoruz. Sıcaklıklar ortalama 1 ile 21° artacak. Buzulların ve Antartika’nın erimesiyle o tarihe kadar su seviyesinin 25 cm. yükselmesi bekleniyor. Deniz seviyesinin 1 mm artması kıyı şeridinden 1,5 mt.nin sular altında kalmasına sebep oluyor. Varın 25 cm.in kıyı şeridinden kaç mt.yi sular altında bırakacağını siz hesaplayın. (Buzulların erimesinden bahsederken, dağlardaki karları da kastediyoruz ve hala popülerliğini koruyan Alpler o yıllara gelindiğinde pek de tatminkar bir seçenek olmayacak)



Her şeyin başı deneyim derken, görülmeyeni görmek denenmemişi denemek daha da önem kazanacak. Mesela, senaryo çalışmasında verilen bir otantizm örneği, 2030’da Afrika seyahati. 3 aylık izin kullanan bir Avrupalı, Madagaskar seyahati için 2000 ABD Doları vergi ödemeyi kabul eder, çünkü hükümet soyu tükenmek üzere olan Lemur maymunlarının ekolojik dengesinin bozulmaması için turistlerden böyle bir ön ödemeyi zorunlu tutmaktadır. Gezginimiz, National Geographic’te izlediği lemurlardan o kadar etkilenmiştir ki 3 haftalık koruma programı için 10.000 ABD Doları bağış yapmayı da kabul eder.



Eğer, bu pastadan pay alınması isteniyorsa trendleri doğru takip edip, bir an önce yatırım yapılmasında fayda var. Deniz, kum güneşin ötesinde vaad edebileceğimiz nice zenginlikle dolu bu topraklar çok daha farklı konumlandırılabilir.