teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2011 Perşembe

Yaratıcı endüstrilerimizde güzel gelişmeler oluyor...

Yaratıcı endüstrilerin birbirleri arasındaki etkileşim ya da küresel ağlara dahil olma konusundaki çabalar ufak ufak da olsa yeşermeye devam ediyor. Öncelikle, 10 Mart akşamı kara rağmen yüksek katılımlı bir Pecha Kucha gecesini daha başarıyla gerçekleştirdik. Bir sonraki buluşmamız 12 Mayıs'ta yine Yapı Endüstri Merkezi'nde düzenlenecek. Bekleriz.



Hizmet tasarımına yönelik tadımlık ama uluslararası bir etkinlik olan Global Service Jam’in İstanbul ayağı da 11-13 Mart tarihleri arasında gerçekleştirildi. GSJ İstanbul’un Facebook sayfasından öğrendiğimiz kadarıyla haftasonu yapılan çalışmalar sonrasında 7 hizmet fikri doğmuş. Umarım fikirler en doğru şekilde hayata geçirilebilir.



DESIS (Design for Social Innovation and Sustainability) oluşumunun Türkiye ayağının tanıtım toplantısı da dün yapıldı. İTÜ Taşkışla kampüsünde düzenlenen ve İTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü’nün ev sahipliğini yaptığı toplantıya katılım ne yazık ki azdı. İnanıyorum ki projeler çoğaldıkça ve farklı paydaşlar birbirleriyle daha fazla iletişimde oldukça sosyal etkinin ivmesi de artacaktır.



2011'in yaratıcı endüstrilerimizin parladığı, toplumsal refahımız için gereken sosyal dönüşüm projelerinin arttığı bir yıl olmasını diliyorum. Daha nice yeni başlangıçlara...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Sağlık için tasarlamak!

Artan nüfus, uzayan ömür ve çoğalan bulaşıcı hastalıklar... Ürün tasarımından sosyal medya uygulamalarına, deneyimden teknolojinin sağladığı olanaklara kadar multidisipliner toplulukların çözüm bulmak için uğraşacağı önemli konu başlıkları arasında sağlık yer alacak. Radikal Tasarım Eki’nin 1. yaşını doldurduğu bu sayısında bugüne ve geleceğe dair sağlık sektöründeki tasarım uygulamalarından örnekler sunmaya çalıştım. Keyifle okumanız dileğiyle...

19 Mart 2009 Perşembe

İnsanoğlunun fendi felaketleri yener mi?

The Future of Humanity Institute (FHI), Oxford Üniversitesi içinde yer alan multidispliner bir araştırma bölümü. Geçen yıl “Politika Öngörüleri ve Küresel Felaket Riskleri” bir atölye çalışması düzenlemişler. Burada, mikrobiyolog, sosyolog ve felsefeci gibi çok çeşitli disiplinlerden akademisyen ve uzman biraraya gelerek milyonlarca insanın hayatını etkileyecek küresel felaketleri değerlendirmişler.



Kısaca, (çok yakın bir tarihte gecikmeli de olsa izlediğim) “I am Legend” filminin çizdiği resim gibi bir ortam olur mu olmaz mı? DNA’nın kopyalanmasını sağlayacak makinelerin dağıtımının artmasıyla, kötü niyetlilerin soyu tükenmiş ölümcül virüsleri çoğaltması pek de imkansız değil. En az bu konu kadar önemli olan diğer bir başlık ise biyoçeşitlilik. İnsanoğlu doğal yaşama sürekli zarar vererek türlerin yok olmasına sebep oluyor. Ekonomiye etkisi kısa sürede gözlenemese de küresel ısınma kadar tartışılması gereken bir konu olduğu savunuluyor. Nükleer terörizm ise 15 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında olma ihtimali iyice düşmüş bir başlık.



Peki öne çıkan tehditler neler? Her ikisinin de sonuçları şu an için ölçülemediğinden, nanoteknoloji ve yapay zeka.



Bu arada, çoğu ilerlemeyi teknolojinin gelişmesine bağlıyoruz. Peki teknoloji kendi kendine mi gelişiyor? Hayır, tabii ki. Bunları geliştiren bizleriz. Her yeni jenerasyonun bir öncesinden daha farklı bir bakış açısı geliştirdiği de şüphe götürmez. Halbuki, büyüdükçe çocuk masumiyetini ve bakışaçısını kaybettiğimizden yakınırız. Ancak görülüyor ki, yıllar içinde insanoğlu analiz yeteneğini daha da geliştiriyor. Üstelik, ırkların birbirine karışmasıyla genlerimiz daha dinamik bir özellik kazanarak, evrim açısından yükselen bir grafik çiziyor.

Kaynak: New Scientist

29 Ocak 2009 Perşembe

İklimin geleceği...

Sürdürülebilir büyüme için çalışan İngiltere kökenli Forum for the Future, HP Labs ile ortaklaşa, “İklimin geleceği: 2030 için 5 senaryo” başlığında bir rapor yayınlamış. İklim değişikliğinin politik, ekonomik, sosyal ve psikolojik yansımalarını içeren bu hikayeler, tamamıyla dikkat çekmek için kurgulanmış ama geleceğimizi düşünmemiz için ciddi meydan okumalar içeriyor.

Herkes iklim değişikliğine konsantre olmuşken rapor ilk olarak, 2030’a kadar doğal kaynaklarımıza (su, ekilebilir topraklar, yeşil alanlar, deniz balıkçılığı, madenler) odaklanıyor. Malum 6,7 milyar olan dünya nüfusuna, o tarihe kadar 1,5 milyar daha eklenmesi öngörülüyor. Bunun yanı sıra, ulusal ve uluslararası politikaların belirsizliği (hala Kyoto’yu imzalamadık) ve teknolojinin olumlu anlamda sağlayacakları da senaryoları etkileyen faktörler arasında.

Her ne kadar aşağıdakiler kurgu olsa da, biri ya da birden fazlasının birleşimiyle farklı senaryoların gerçekleşeceği kesin. Çok geç olmadan hala çözümün bir parçası olabiliriz. Gelelim öne çıkan 5 senaryoya:

• İlk önce verim: Bu varsayıma göre inovasyon sağolsun, iş yapış şeklimizde ya da hayat tarzımızda bir değişikliğe gerek yok. Ama dünyamız, bireysel ve hızlı tüketimin doruk noktasına ulaştığı bir ortama dönüşüyor. Nanoteknoloji sayesinde akıllı tozlar, doğal hayatı ve çevreyi sürekli gözetliyor, yapay etler yetiştiriliyor (bu, Edge’de de bahsediliyordu), Amerika’nın doğusu, fırtınalara karşı ekolojik duvarla korunuyor, 2018’de Bengal kaplanının soyu tükeniyor, Batı Avrupa’nın enerjisini üreten Sahra Çölü, Güney Afrika Borsası’na kote oluyor ve ilk Cezayirli trilyoner, zenginler klübüne giriyor.



• Hizmet dönüşümü: En pahalı emtia, artık karbon. İhtiyaçlara cevap verebilmek için şirketler ürün yerine hizmet satıyor. Bulaşık makineleri pahalı, tek başına araba sahibi olmak nerdeyse imkansız. Yeni düzen; komşunla paylaş. Avustralya’nın orta kesimleri ile Oklahama susuzluk nedeniyle boşaltıldı. Aşırı uçtaki iklim partileri, belli tavizleri koparabilmek için dikkat çekmeye çalışıyorlar. Güney yarımküre nüfusu patlamış durumda, fiyatlar almış başını gidiyor. 2025’te Libya’da görülen ortalama sıcalık 60°C. İlk sanal Olimpiyatlar 2028’de düzenliyor.



• İlerlemeyi yeniden tanımlamak: Yeni önceliklerimiz “hayat kalitesi” ve “refah”. Ülkeler refah seviyesinde birbiriyle yarışıyor ve Uluslararası Refah İndeksi’nde Güney Kore Devlet Başkanı, ekonomik büyüme oranını sıfır, asıl hedeflerinin ise hayat kalitesini iyileştirmek olduğunu açıklıyor. Çin’de empati makineleri peynir ekmek gibi satılıyor. Ama “mutluluk” ne yazık ki küresel değil. Hala büyük şehirler kendilerini kapitalizmin cenneti olarak konumlandırıyor. Bununla baş edemeyen fakirler yaşam savaşı veriyor. 2017’de, Amerikalı uzmanlar intihar salgını konusunda uyarıyor. Şehirlerde “kendin yap (DIY)” kulüpleri çoğalıyor. 2022’de İngiltere’de perakende markası, kazaktan çok örgü için yünün satıldığını açıklıyor.



• Çevre savaşı ekonomisi: İklim değişikliğiyle mücadele için çok ciddi önlemler alınmaya devam ediyor. Çocuk sahibi olmak için izin alınması gerekli. Artık her evde karbon monitörleri bulunuyor. Eğer enerji kotası aşıldıysa ne kettle ne de bulaşık makinesi çalıştırılamıyor. Yeni Zelanda’nın %18’lik nüfusunu, sellerden etkilenen Bangladeşliler ve yaşam yerleri sular altında kalan Pasifikliler oluşturuyor. 2020’de kuzey yarımkürede kış hiç yaşanmadı. 2029’da Antartika’da ilk yerleşim 2029’da başladı ve 10 yıla kadar da 3,5 milyon insanın yaşaması bekleniyor. Tabii bu arada kıta maden açısından yağmalanmaya başladı.



• Korumacı dünya: Küreselleşme gücünü kaybediyor. Ülkeler, her ne pahasına olursa olsun doğal kaynaklara ulaşmaya ve güvenliğe odaklanıyor. Ortadoğu ve Afrika’da su yüzünden bio-kimyasal savaş patlak veriyor. Askerler, Kuzeybatı pasajının erimesiyle ortaya çıkan petrol, doğal gaz ve altına ulaşmak için mücadele ediyor. Ortadoğu ile Güney Asya’yı sanal dünyaya bağlayan Akdeniz’deki kablo altyapısına terörist saldırı. Tamiri kim yapacak belli değil. AsiaNet, 1 milyarıncı üyesini bünyesine kattı. 2022’de Fransa ile Cezayir Hükümetleri arasında sivil toplum kuruluşlarının şimşekleri çeken anlaşma: 10 yıllık nükleer atığa karşılık, 80.000 mülteci. Güney Afrika Birliği, güneş enerjisi kaynağı sebebiyle Avrupa Birliği aday ülkesi olmak üzere davet edilen Fas’a tepkili. 2029’da Coca Cola, kuruluşundan bu yana ilk kez dağıtımının küçüldüğünü açıklıyor. Hemen ardından bölünen şirketin her iki parçası da, “orjinal tad”ın gerçek sahibi olduğunu savunuyor. “Küreselleşmenin Sonu” kitabı en çok satanlarda 1 numara.

26 Kasım 2008 Çarşamba

Beyin fırtınası masası...

Bilgi teknolojileri konusunda çözümler sunan Japon Kayac Co. firması, kendisi için geliştirdiği için beyin fırtınası masası Kageroi'yi yakın bir tarihte piyasaya sunmaya karar vermiş. Keio Üniversitesi Inakage Laboratuarı ile beraber geliştirdikleri sistem, katılımcıların diyaloglarını takip ediyor, konuşmaları tanıma özelliğine sahip olduğundan kilit kelimelere göre bu özel masanın üzerine yaratıcılığı tetikleyecek resimler ve sözler yansıtıyor.



Sistem nasıl mı çalışıyor? Önce oda, LED ışıklarıyla ısıtılıyor :=), katılımcılar konuşmaya başladıkça kablosuz mikrofonlar sayesinde Kageroi her konuşulanı kaydedip, kilit kelimelerle bağlantılı resimlerin ya da makalelerin bulunmasına yönelik arama motorunda gezintiye çıkıyor. Böylece toplantı sırasında, tepedeki projektörden masaya derya deniz bilgiler yansıyıp duruyor. Tabii Japonca’nın zor bir dil olmasından dolayı kelimeleri tanımaya çalışan sistemde bazı yavaşlıklar söz konusu ancak geliştirme çalışmaları devam ediyor.



Kayac Co, henüz fiyatı belli olmayan konsept aşamasındaki Kageroi’yi yıl sonuna doğru başta reklamcılık olmak üzere yaratıcı işlerle uğraşan sektörlerin beğenisine sunmayı planlıyor. Hatta bar ve kafelere de eğlence amaçlı pazarlamayı düşünüyorlarmış. Bir sonraki hedefleri ise, taşınabilir versiyonunu yapmak; katılımcıların seslerinin şiddetine ya da tartışmaya kattıklarına göre gölgelerinin büyüyüp küçülme esprisini yansıtabilmek.



Bu yazıyı hazırlıyorken aklıma haftasonu izlediğim Quantum of Solace geldi. Evet kesinlikle herşeyin bir bedeli var ancak değil powerpoint hala iptidai yöntemlerle sunum yapanların “Surface”ın kullanıldığı sahneyi kesinlikle görmeleri gerekir. Sunumları farklılaştırdığınızda ya da fikrinizi anlatıyorken hikayenizle bağlantılı özel bir atmosfer yarattığınızda karşınızdaki nasıl etkileyebileceğinizi bir düşünün.

Kaynak: Japan Inc.

6 Ekim 2008 Pazartesi

İnteraktif t-shirtler...

Bilim kurgu diye nitelendirdiğimiz fikirlerin çoğunluğu teknolojik gelişmeler sayesinde hayat buluyor ya da konsept proje olarak başlatılıp AR-GE çalışmaları sürdürülerek hayata geçmesi için uğraşılıyor. Mesela, Philips Design’ın trendleri takip ederek gelecek için yürüttüğü çalışmalar arasında hisseden giysiler, kolyeler ya da elektronik dövmeler bulunuyor. Bu kadar ileri boyutta olmasa da Talk2myshirt’te yer alan örneklere bakılırsa hissetmese de tepki veren tee’lere en fazla 50 dolara sahip olabilirsiniz.

İşte size pille çalışan, etrafınızdaki müziğe tepki veren hassas tee’ler.


Ya da üstüne dilediğiniz mesajı yazabileceğiniz görüntülü olanları.


Sesini bile ayarlayabileceğiniz “Electronic Drum Kit”.


Düşünsenize, markaların alışveriş merkezlerinde düzenleyecekleri etkinlikleri, kulüplerin açılış ya da şampiyonluk maçlarına yönelik gerçekleştireceği aktiviteleri veya konser sponsorluklarını daha eğlenceli hale getirmez mi?

18 Eylül 2008 Perşembe

Mikroptan ya da paraşütten alternatif enerji kaynağı...

Evet, nasıl bir ara “yeşil” konusuna takıldıysam şimdi de teknolojik gelişmelere taktım. Biri bana mikroptan yakıt, paraşütten açık deniz enerjisi olur mu deseydi ben de “hadi canım” diye gülüp geçebilirdim ama gerçek hiç de öyle değil.

2001 yılında Almanya’da kurulan SkySails, açık deniz taşımacılığında 8 ile 32 tonluk gemilere rüzgar enerjisinden yararlanarak yeşil enerji sağlıyor. Kitesurf gibi kocaman gemilere ya da yatlara alternatif enerji olanağı sunuyor. Rüzgarın şiddetine göre %50’lik oranda yakıt tasarrufu sağlayabildiği gibi, yıllık yakıt harcamasında da %10 ile %35 arasında bir avantaj elde edildiği belirtiliyor. Böyle olunca da hem girişimcilik hem de innovasyon konusunda yerel ve global ödüller beraberinde geliyor.



Peki ya, tüm dünyada saat başı 150 milyon galon benzin tüketilirken; sentetik biyolojiden faydalanarak yaratılan mühendislik şaheseri mikroplardan; benzin, dizel ya da uçak yakıtından farkı olmayan bir ürün yapılmasına ne dersiniz? İşte LS9’un patentli biyoyakıtları ya da Amyris'in şekerden elde ettiği yeni kaynak, etanol ya da bütanolden daha yüksek enerji içeriğine sahip. Tek problem, AR-GE çalışmaları devam ettiğinden tüketicilere ulaşması için 2010 ya da 2011 öngörülüyor.



Bunun daha ileri boyutu ne olur dersiniz? Atmosferdeki karbondioksitten yakıt üretmek. Yani, günün birinde çevre kirliliği bile enerji kaynağı olabilir...

17 Eylül 2008 Çarşamba

Gen araştırmaları ve tükürük partileri...

Google’ın kurucularından Sergey Brin’in eşi biyolog Anne Wojcicki, 23andme adında kişisel genetik testleri yapan bir firma kurarak, 399 dolara gen haritanızı çıkarıyor. Test tüpüne DNA örneğinizi bırakıyorsunuz, 23andme’ye postalıyorsunuz, 1 ayın sonunda web üzerinden test sonuçlarını görebiliyorsunuz. Eminim, bu kadar teknik bir konuda uzman yardımına ihtiyaç olacaktır. Peki, 23andme nerden çıktı, tabii ki New York Times’da yayınlanan bir makaleden.



Anne Wojcicki ve ortağı, New York Moda Haftası’nda Amerika’nın yüksek sosyetesinin davetli olduğu bir parti düzenleyerek jet-set’in DNA örneklerini toplamış. Kimler kimler yok ki: Rupert ve Wendi Murdoch, Diane von Furstenberg, Harvey Weinstein (zaten projenin finansörleri arasında), Sergey Brin, vs.



Tabii ki bu partiyi şov olarak değerlendiren ya da yaptıkları işi bilimsel devrim olarak nitelendirerek daha ciddi yaklaşılması gerektiğini savunanlar yok değil. Ancak Sağlık Bakanlığı bu hizmeti çok önceden sunmaya başlayan deCODEme ve Navigenics 'in de dahil olduğu nerdeyse 3 düzine firmaya uyarı mektubu göndererek, lisansları olmadığından New York’ta böyle testler yapmamaları için uyarmış.

Dünyanın sayılı zenginlerinden ve dahilerinden bir kişinin eşi olarak hem sosyal çevrenizi hem de uzmanlığınızı bu şekilde kullanmak ciddi bir fırsat değil mi? Kaldı ki Google kurucularının internetten çok daha farklı alanlara yatırım yaptıkları biliniyor. bakalım yakın zamanda başka neler duyacağız. Bu arada, eğer türkçe okumak istiyorum derseniz bir süredir Capital’de de yazan Dr. Serdar Savaş’ın Genar’ını ziyaret edebilirsiniz.

8 Eylül 2008 Pazartesi

Lift Asia’dan devam...

Bruno Giussani sağolsun, Lift Asia’daki sunumlarda nelerden bahsediğildiğinden bayağı haberdar oluyoruz. Mesela: Sürdürülebilir şehirler konusunda proje geliştiren ve New York’ta yaşayan Koreli mimar Soo-In Yang’ın “The Living City” projesi ile gelecekte binaların yaşayan organizmalar gibi birbiyle iletişim halinde olacağını, nefes alacağını öğreniyoruz.



Ya da San Francisco’daki Nokia Design’dan Raphael Grignani’nin, cep telefonunun bugünkü değerinden daha ucuza mal edildiğinde hangi sonuçlara varılabileceğini öngörmek üzere planladıklarını takip edebiliyoruz. "Five Dollar Comparison" Projesi de, dünyada hala 3.3 milyar kişinin cep telefonundan mahrum olduğunu ama gerçekten birbiriyle iletişimde olabilecek bir dünyadaki simgelerin neler olabileceği üzerine global bir araştırma.



Ya da, (yine Nokia Design’dan) Adam Greenfield’in “mobiquity” (cep telefonuyla her an her yerde) kavramını ve ağ şehirlerin teknolojiden ziyade “orada yaşamanın nasıl hissettireceği” üzerine fikirlerinden haberdar oluyoruz. İngiltere’deki “twitter”layan köprüler, Oakland’daki suç haritası, konuşan New York.



Yani web’de yaşanan 2.0 devrimi, şehri nasıl takip edeceğimize, şehirlerin neye ve nasıl ortamlara dönüşeceğine, hayatımızın nasıl olacağına da yansıyacak ve bu alışkanlıkların nasıl şekilleneceğine yine bizler karar vereceğiz. O nedenle, bu hizmetleri sunan ya da sunacakların projelerini tasarlarken üzerlerine büyük sorumluluk düştüğü gibi biz kullanıcıların da bu gelişmelere dışardan izleyici ya da herşeyi olduğu gibi kabullenici değil katılımcı tavırla takip etmeliyiz.

5 Eylül 2008 Cuma

LIFT Asia: Dijitalizm ve Sosyal Yaşam...

Laurent Haug tarafından web için yeni teknolojiler ve araştırma hizmeti vermek için kurulan şirketi LiftLab’in 2006 yılında ülkesi İsviçre’de başlattığı LIFT konferansının Asya ayağı, 4-5-6 Eylül’de Kore’nin Jeju Adası’nda düzenleniyor. Konuşmacılar ve oturum başlıkları etkileyici! Kağıt parasız bir dünyanın portresi, sürdürülebilir dünyada enerji tasarrufu sağlayan pratik cihazlar, yaşadığımız yerlerin enformasyon teknolojisi sayesinde değişen yüzü (akıllı evler, akıllı eşyalar, akıllı kıyafetler, RFID etiketleri, vb.), teknolojinin daha iyi bir toplum yaratabilmesindeki rolü, sosyal ağların geleceği, tekno-göçebeler ve robotlar...



LIFT’in bu etkinliğe kattığı diğer önemli bir unsur ise çeşitli disiplinlerden insanları biraraya getirerek teknolojinin toplumdaki yeri ve önemini tartışmak ama aynı zamanda katılımcıların hem duygularına hem de duyularına hitab edebilmeyi sağlamak. Bunun için de “LIFT Deneyim” bölümünde Nabi Sanat Merkezi ile ortak yürüttüğü projede dijital çağda teknolojinin insan ilişkilerine kattıkları üzerine sanatçılar tarafından hazırlanmış sunumlar ve enstalasyonlarla deneysel bir yaklaşım sunuyor. Sırf kahve aralarını, daha verimli ve ilham veren sevimli zamanlar haline getirmek için geliştirilmiş harika bir fikir.

LIFT sayesinde, bundan böyle Adam Greenfield ve Jan Chipchase kesinlikle daha sıkı takip edilecek. Bu arada, İsviçreli maceraperest Sarah Marquis’nin Avustralya’da yaptığı 14.000 km.lik yürüyüş tecrübesine de göz atabilirsiniz (ama İngilizce versiyonu ne yazık ki mevcut değil). Doğada, harici bir güç kaynağı kullanmadan nasıl yaşanır göstermeye çalışan Marquis’nin serüvenini meraklıları TV programından düzenli olarak takip edebiliyormuş.

4 Eylül 2008 Perşembe

Müzeler cepte...

Koleksiyonlarındaki eserlerle bünyesinde büyük bir hazineyi barındıran müzeler bilgi açısından da zengin bir dünyaya sahip. Sanat düşkünlerinin çok iyi bildiği gibi müzelere kalabalık bir grupla gittiğinizde rehberden yardım alabilir, bireysel takılmak isterseniz odyotur cihazlarını kiralayabilirsiniz. Şimdi ise devir, mobil dünyanın nimetlerini keşfetme ve tecrübe ettirme devri.

Dijitalizmin tırmanışa geçmesiyle birlikte çoğu yabancı müzenin internet sitesinden ister mp3 formatında ister podcast’larına üye olarak müze turlarını kendi PDA, iPod ya da cep telefonunuza yükleyebiliyorsunuz.



Hazırladığı multimedya turu ile Bafta ödülü sahibi Tate Modern ise, mobil dünyadan daha fazla nasıl fayda sağlanır konusu hakkında müze çalışanlarına yönelik bir de seminer düzenliyor.

Ülkemizde azımsanmayacak kadar Blackberry ve iPhone kullanıcısı varken, Sabancı Müzesi’nin böyle bir hizmeti başlatması, Dali Sergisi ile ilgili bilgileri ya da mini turu, sergi öncesinde sanatseverlere izletmeleri fark yaratmaz mı? Tabii, bu cihaz sahiplerinin kaçı sanat düşkünü orası meçhul...

31 Ağustos 2008 Pazar

Terminallerin yeni yüzü...

Son yıllarda havaalanlarında yaşanan değişimleri; uçanlar bizzat, yeniliklere ilgisi olanlar da çeşitli iletişim kanallarından takip ediyor. İşte yeni haber de New York Kennedy Havaalanı’ndan. JetBlue Havayollarının 743 milyon dolarlık ve 635.000 metrekarelik 5. Terminal’i Eylül ayında hizmete giriyor. Bu değişimin yaşanması tetikleyen en önemli unsurlar ise; 11 Eylül’den sonra havaalanlarındaki kontrollerin artmasıyla yolcuların terminallerde daha çok zaman geçirmesi (ortalama 136 dk.), Amerika içindeki hatlarda hizmet veren uçak şirketlerinin ikramı kaldırması ve yurtdışından gelen yolcuların kendi ülkelerindeki hizmet standartlarını araması olarak sıralanıyor.



Yeni terminalde yok yok. 19 outlet mağazası, Muji tarafından yönetilecek. (Muji, mağazasında mimari olarak orjinal bir detayı da saklamış. Cam vitrin içinde ısıya dayanıklı çelik sütunu sergileyecek) Aynı anda 800 kişi, bar tarzı masalarda hem sanal dünyadan işlerini halledebilecek hem de önlerindeki ekranlardan sipariş vererek karınlarını doyurabilecek. Terminalin mimari projesi ise, Gensler’a ait.

Peki bu işi bu kadar iştahlı yapan ne? Kennedy Havaalanı’nın, Amerika’nın 2008’de 256 milyon dolarla sadece yiyecek, içecek, dergi ya da hediyelik eşya satışında en fazla gelir elde eden 3.havaalanı olması tabii ki. Ki bu rakamlara duty-free satışları dahil değil.

Sonuç; insanlar “deneyim”e önem veriyor. Havaalanları da “beklemek, güvenlik, kontrol” gibi çok da pozitif olmayan kelimelerle hatırlanmak yerine yolcuların (yani müşterilerinin) içinde bulundukları bu (ortalama) 2 saatten fazla zamanlarını ne kadar iyi geçirtirlerse karşılıklı kazanmış olacaklarının önemini fazlasıyla kavramış durumdalar.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Oturduğunuz ya da yattığınız yerde esinti

Günlük hayatımıza etkisinin hala tam olarak gerçekleşmediği nano teknolojinin niemtlerini beklerken Zihni Sinir projeleriyle ünlü Japonlar bazı sıkıntılara son vermeyi başarıyor. Belirli bir süre sonra ısınan koltuğun ya da sandalyenin yarattığı sıkıntıdan rahatsız olanlarınız mutlaka vardır. Klimalı yataklar ve kıyafetler üreten Kuchofuku firması, satış fiyatı 89 dolar olan ve pille çalışan Suzukaze’yi yaratarak şimdilik bu soruna çözüm üretmiş. Üstelik uzun araba yolculukları için de çözümü hazır. Teknolojinin daha ileri fırsatlar sunmasını bekleyene kadar belki de gözü açık üreticiler oturma gruplarının, yatakların ya da araba koltuklarının içine bu teknolojiyi entegre ederek rakiplerinden ayrışmayı başaracak.

18 Temmuz 2008 Cuma

Arkadaşım robot...

Çek oyun yazarı Karel Capek “robot” kelimesini ilk kez 1920 yılındaki R.U.R. isimli oyununda kullandıktan sonra bir devir de başlamış oldu. Isaac Asimov romanlarıyla hayal gücümüzü daha da zenginleştirirken, Hollywood durumu görsel şölenlere çevirdi.

Devir ise artık robotların günlük yaşamımıza dahil olma devridir. Üretim ve sağlık sektöründe uzun süredir mevcutlar, GPS ve akıllı park etme sistemleriyle sayesinde arabaların da yarı robotik durumları söz konusu. Şimdi ise yaşlılara bakıcı, evlere bekçi ya da temizlikçi, miniklere ise arkadaşlık görevlerini yapma dönemindeyiz.



Malum hem Amerika hem de Avrupa’nın popülasyonu yaşlanıyor. Her ne kadar temel hedef kitle yaşlılar olmasa da I, Robot firmasının Roomba ve Scoomba’sını kullanan yaşlılar hallerinden memnun. Carnegie Mellon Üniversitesi yine yaşlı bakımına yönelik nursebot, Flo, projesi son sürat devam ediyor. Honda ve Toyota’nın araba kadar yarıştıkları diğer bir konu ise yardımcı robotlar. WowWee’nin her geçen gün büyüyen robot ailesi, 7’den 70’e yönelik seçenek sunarken, şirin mi şirin bir dinazorunuz olmasını istemez misiniz?



Brüksel’deki Vrije Üniversitesi’nin yeni projesi ANTY ise hastanedeki çocuklara arkadaşlık etmek üzere geliştirilen ve prototipi bu yıl içinde tamamlanacak olan Probo. Eski çağlardan kalma 3 fil türünden esinlenerek tasarlanan Probo, sadece oyuncak değil, algılayıcıları sayesinde duygulara karşılık verebilecek.

Bu arada, Carnegie Mellon Üniversitesi’nden Prof. Takeo Kanade antropomorfik robotlar için daha çok yolumuz olduğunu belirtse de 2015 gibi Japonya’nın trafik, şehir çöplerinin toplanması, ofis ya da ev güvenliği ihtiyaçları için robotları devreye sokacağını ifade ediyor.

10 Temmuz 2008 Perşembe

Türkbükü’ndeki yeni ofisiniz!

Yaz ve tatil zamanındayız. Ülkemizin en büyük özel bankalarından biri kuruluş yılına özel planladığı etkinliklerinden birini İstanbul’un 3. yakası olarak adlandırılan (!) Türkbükü’nde yaptı. “Tatil de yaparım, kariyer de!” diyenlere ya da tatilde bile teknolojiden kopamayanlara yönelik konsept şezlong PC World tarafından beğeniye sunuldu.



Herşey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Güneş enerjili gölgelik, kabloların tamamı boruların içinde ve suya dayanıklı şekilde ekstra korunaklı, cep telefonu için bölme, kablosuz internet bağlantısı ve bluetooth, LCD ekran, vs vs vs. E ne diyelim, bundan sonrası tasarımcılara kalmış. Takashi Murakami’ye monogramouflage mı yaptırırlar, sürdürülebilir olması için hem suya hem de sıcağa dayanıklı kendinden serinleten malzeme mi kullanılar, Apple ile mi anlaşırlar hep birlikte takip ederiz.

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Macy’s’den devrim: Teknolojik ürün otomatları

Ülkemizde kahve/çaydan çikolataya, meyve suyundan bisküviye kadar gıda odaklı otomatlara aşinayız. Ancak, Amerika’nın en önemli perakende zinciri Macy’s olayı daha ileri bir boyuta taşıyarak 400 mağazasında teknolojik ürünler otomatları yani “e-Spot”ları devreye soktu. Otomatlarda, Apple, Sony, Canon ve MyVu gibi markaların mp3 çalarlarının yanı sıra fotoğraf makineleri ve çeşitli yan aksesuvarları satın alınabiliyor. Macy’s Müşteri Operasyonlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Chris Mizer, bilinçli tüketicilerin kuyruk beklemeden vakit kaybetmeden alışveriş yapmak istediklerini tespit ettiklerini ve yeni hizmetleriyle bu ihtiyaçlarını karşılayacaklarını inandıklarını söylemiş. Bu tarz öncü hareketlerin darısı bizim markalarımızın başına... Teknosa, T-box, Twiggy...