30 Kasım 2008 Pazar

Sosyal sorunları çözen tasarımcılar...

Bahsettiğim yeni bir konu değil. IDEO’nun, KOBİ ağırlıklı çalışan sivil toplum kuruluşu Kickstart için geliştirdiği MoneyMaker Pump, 1991 yılından bu yana Kenya’da 64.000 yeni işin doğmasını sağlarken, yılda 79 milyon ABD Dolarlık değer de yarattı. OneLaptopPerChild Projesi'nin fikir babası Nicholas Negroponte bilgisayar tasarımında dev markalara hizmet veren Yves Behar ile çalıştı. Design 21, sosyal dönüşümün tasarım aracılığıyla gerçekleşebileceğine inanan tasarımcılar, sivil toplum kuruluşları, bireyler ya da organizasyonların arasında bir ağ oluşturmak için kuruldu.



Bir süredir (sahip olduğu varlıklar düşünülünce öncü olması hiç şaşırtıcı değil) Rockefeller Vakfı da içinde bulunduğumuz sosyal sorunlara çözüm getirmek amacıyla tasarımcılarla biraraya geliyor. IDEO’yla beraber yaptığı ve sonuçlarının 2 kitap halinde sunulduğu çalışma, tasarım firmalarıyla sosyal sektörün nasıl birleştirebileceği üzerine. Ağustos ayında İtalya’da düzenledikleri çalıştayın sonuçlarını ise yine bir tasarım firması Design Continuum derleyip toparladı. Yakın tarihte Gates Vakfı da IDEO ile ortak bir çalışma yürüterek küçükölçekli çiftçiler için “İnsan Odaklı Tasarım” araçkitini hazırladı.



Yıllardır büyük vakıfların, yine büyük bağışlarda bulunarak çeşitli sağlık konularının AR-GE çalışmalarını desteklemesine alışkınız ancak bundan böyle sosyal alanda yaşanan küresel sorunların çözümüne yönelik bu tarz işbirliklerine daha sık rastlayacağımız kesin.

P.S. Pune’de Aralık ayının ilk günlerinde gerçekleştirileceğini beklediğimiz Hindistan Tasarım Festivali, yaşanan son gelişmeler yüzünden 2009 Şubat’a ertelenmiş :=( Support Peace Innovation!

28 Kasım 2008 Cuma

Dünya barışına inovatif yaklaşım...

Her daim iniş çıkışın bol olduğu, gündem için konu sıkıntısı çekilmeyen bir ülkenin evlatları olarak şu an içinde bulunduğumuz durumu bünyemizin garipsediğini zannetmiyorum. Amerika’nın önemli trend uzmanlarından Faith Popcorn da kendi ülkesi başta olmak üzere (hava kirliliğinden terörist saldırılara kadar her çeşit negatif faktör yüzünden) içe kapanma ve gelecek hakkında daha endişeli olmamız trendlerine dikkat çekiyor.



Tam da ekonomik krizi nasıl atlatacağız, 2009 nasıl geçecek derken, bir anda geleceğin 4 büyük gücünden (BrasilRussiaIndiaChina) Hindistan’da yaşananların şu an için din odaklı görünmesi 11 Eylül’ü hatırlatıyor. Ana haberlerde Türk rehinelere Müslümanlık testi yapmaları ve ardından gayrimüslimleri katletmeleri kelimelerle ifade edilmeyecek kadar ağır.



Niye bu nefret diye sorgularken (ki aslında pek de sorgulamaya gerek yok, dilerseniz başta Eric Hobsbawm olmak üzere literatürü hızla tarayabilirsiniz), aklıma Fortune’un bu sayısında işlediği “geleceğin 10 gurusu” yazısında yer alan BJ Fogg geliyor. Kendisi Stanford Üniversitesi’nde İkna Teknolojisi Laboratuarı’nın hem kurucusu hem de mevcut yöneticisi. Deneysel psikolojiden yararlanarak bilgisayarların ya da cep telefonlarımızın davranış ve düşüncelerimizdeki etkileri üzerine kavramlar üretip araştırmalar yürütüyor.



Şu anki en önemli projeleri arasında ise “barış inovasyonu” adını verdiği çalışması bulunuyor. Amaç, ikna edici teknolojiler geliştirerek gelecek 30 yıl içinde dünya barışına ulaşmak. Her ne kadar kendisi de bu çabayı naif bir tutum olarak değerlendirse de kesinlikle başarılabileceğine inanıyor. Ne dersiniz, hep birlikte umudu kaybetmeden uğraşmak ve çalışmak gerek, öyle değil mi?

26 Kasım 2008 Çarşamba

Beyin fırtınası masası...

Bilgi teknolojileri konusunda çözümler sunan Japon Kayac Co. firması, kendisi için geliştirdiği için beyin fırtınası masası Kageroi'yi yakın bir tarihte piyasaya sunmaya karar vermiş. Keio Üniversitesi Inakage Laboratuarı ile beraber geliştirdikleri sistem, katılımcıların diyaloglarını takip ediyor, konuşmaları tanıma özelliğine sahip olduğundan kilit kelimelere göre bu özel masanın üzerine yaratıcılığı tetikleyecek resimler ve sözler yansıtıyor.



Sistem nasıl mı çalışıyor? Önce oda, LED ışıklarıyla ısıtılıyor :=), katılımcılar konuşmaya başladıkça kablosuz mikrofonlar sayesinde Kageroi her konuşulanı kaydedip, kilit kelimelerle bağlantılı resimlerin ya da makalelerin bulunmasına yönelik arama motorunda gezintiye çıkıyor. Böylece toplantı sırasında, tepedeki projektörden masaya derya deniz bilgiler yansıyıp duruyor. Tabii Japonca’nın zor bir dil olmasından dolayı kelimeleri tanımaya çalışan sistemde bazı yavaşlıklar söz konusu ancak geliştirme çalışmaları devam ediyor.



Kayac Co, henüz fiyatı belli olmayan konsept aşamasındaki Kageroi’yi yıl sonuna doğru başta reklamcılık olmak üzere yaratıcı işlerle uğraşan sektörlerin beğenisine sunmayı planlıyor. Hatta bar ve kafelere de eğlence amaçlı pazarlamayı düşünüyorlarmış. Bir sonraki hedefleri ise, taşınabilir versiyonunu yapmak; katılımcıların seslerinin şiddetine ya da tartışmaya kattıklarına göre gölgelerinin büyüyüp küçülme esprisini yansıtabilmek.



Bu yazıyı hazırlıyorken aklıma haftasonu izlediğim Quantum of Solace geldi. Evet kesinlikle herşeyin bir bedeli var ancak değil powerpoint hala iptidai yöntemlerle sunum yapanların “Surface”ın kullanıldığı sahneyi kesinlikle görmeleri gerekir. Sunumları farklılaştırdığınızda ya da fikrinizi anlatıyorken hikayenizle bağlantılı özel bir atmosfer yarattığınızda karşınızdaki nasıl etkileyebileceğinizi bir düşünün.

Kaynak: Japan Inc.

24 Kasım 2008 Pazartesi

Pazarlamaya “komik” yaklaşım...

Aynı anda birden fazla görevi birarada götüren kişileri hayranlıkla (ve gıpta ederek) izliyorum. Yazar/çizer/konuşmacı ya da serbest küratör/danışman/eğitmen/köşe yazarı... Seviyorum çünkü aynı anda birden fazla işle/projeyle uğraşmanın kesinlikle yaratıcılığı artırdığına inanıyorum.



İşte bu kişilerden biri de, bu bloğu takip edenlerin hatırlayacağı, ev temizlik ürünleri markası Method Home’un Avrupa’dan Sorumlu Pazarlama Müdürü Tom Fishburne. Pazarlamanın Dilbert'ı olarak tanıtılan Brand Camp'i asli işine devam ederken oluşturan Fishburne, karikatürlerini 2 kitapta toplamış. Çizim serüvenine Harvard Business School’da öğrenciyken başlayan Fishburne’in özgeçmişine bakınca FMCG tarafında ciddi bir pazarlama tecrübesi olduğu anlaşılıyor.



Sağolsun Fishburne, bloğunda sadece marka, konumlandırma ve özellikle şu an yükselen değer olan “yeşil" işler konusundaki görüşlerini paylaşmakla kalmıyor karikatürlerini de flickr’dan takip etmemizi sağlıyor. Şimdiden hepinize keyifli seyirler...

21 Kasım 2008 Cuma

İnovasyon mu temellere geri dönüş mü?

İster spor salonlarında, ister açık havada yapılsın her geçen gün spor aktivitelerinde çeşitlilik artıyor.

Mesela, ilk kez Rus bilimadamı Vladimir Nazarov tarafından geliştirilen tüm vücut titreşim sistemi (whole body vibration), PowerPlate’in doğuşuna sebep oldu. Şimdi bu sistem, Pineapple Europe tarafından, kuantum fiziği, Çin tıbbı ve belirli frekansların vücut üzerindeki etkisinin birleşimiyle başka bir seviyeye taşınıyor. 1 saatlik egzersizin etkisini yarım saatte hissetmek zaman fakiri kişiler için önemli bir etken olmalı, öyle değil mi?



Spinning’in babası Johnny Golberg de, sadece bacakları çalıştırmak yetmez diyerek, pedallarla vücudun üst bölümünü de çalıştırabileceğiniz “krankcycle”ı geliştirmiş. Logosu, felsefesi ve satın alabileceğiniz özel atrenman kıyafetleriyle “kranking” değişiklik arayanların ihtiyacını karşılayabilir. Deneyenler, kollarından ateşler fışkırdığını söylüyor.



Sırada, yerçekimine karşı yoga var. Burt Lancaster, Tony Curtis ve Gina Lollobrigida’nın oynadığı meşhur “Trapez” filmi unutulmazlarım arasındadır. İşte şimdi binbir çeşit yoganın son versiyonu yer çekimine karşı yapılanı. Hamak sistemi, ileri seviyedeki ters pozisyonlar için hafif bir trapez fonksiyonu sağlıyor. Yaratıcısı 1990 yılında “AntiGravity” akrobatik performans grubunu kuran Cristopher Harrison.



Son olarak ise, Casino Royale’in siyah beyaz açılış sahnesinin ardından başlayan müthiş kovalamacanın aktörlerinden, Sebastien Foucan. Afrika kökenlerinden etkilenerek kendi tekniğini geliştirmiş olan Foucan’ın stilini benimseyerek koşanlar yurtdışında çoğalıyor. Amaç, vücudu doğaya daha doğru adapte edebilmek. Eğer, Exuberant Animal’ı ziyaret ederseniz göreceksiniz ki, halat çekmek, tek ayak üstünde duruyorken birinin dengenizi bozması, atlayarak, zıplayarak, slalom yapar gibi koşmak, vücudun üstündeki hakimiyeti ciddi artıran fiziksel faaliyetler...



“Biomimicry” gibi yakında spor salonlarında da aslan gibi avını takip etme, maymun gibi daldan dala uçma dersleriyle ya da Libero’nun şirin reklamındaki gibi en iyi yoga hocası bebekten çıkar misali uygulamalarla karşılaşır mıyız, ne dersiniz?