7 Kasım 2008 Cuma

Beslenme trendleri

Dünkü yazının devamı olarak günümüzde ve yakın gelecekteki beslenme trendleri ne derseniz, The Future Laboratory'nin raporundan birkaç alıntı:

1. Organik: İnternette Türkiye'den alışveriş sitelerine baktığımda ağırlıklı kuru meyve, bakliyat, baharat ya da marmelat çeşitliliği ile karşılaşabilirsiniz. Peki ya meyve sebze derseniz, cumartesileri Bomonti'de kurulan organik pazara bakabilirsiniz ya da Kasımpaşa'da kurulan Kastamonu Pazarı'na (gurmelerin uğrak mekanı ama bilenler uzun süredir takip ediyor zaten, erken gitmekte fayda varmış). Diğer alternatifler Bodrum Organik ya da Manavım.



2. Yaşamak için ye: Biraz daha zamanı olsa da farmasötik / nutrasötik kelimeleriyle ilerde daha sık karşılaşacağız. Homeopatik ya da ayurvedik beslenme alışkanlıklarına sahip olanlar zaten mevcut. Bitkisel çayların ruh halinize göre versiyonları, 3 günde 3 öğün somon yerseniz daha da diri görünecek cildiniz, omega3'lü çikolatalar ya da ekmekler (ki yumurtası çoktan mevcut). Bu liste daha da uzayıp gidecek.



3. Enerji meraklıları: Kahve ile yetinmeyenlere kafein takviyesi, ayılmak isteyenlere enerji içeceği, genetiği değiştirilmiş meyve ve sebzelerle daha güçlü bir beslenmeyi tercih eden gruplarla daha fazla karşılaşabileceğiz. Bu arada Ocak ayından beri, Amerika, kolanlanmış ete uygunluk vermiş. Avrupa Birliği'nin hamlesini hep birlikte göreceğiz.

6 Kasım 2008 Perşembe

Yiyeceklerin geleceği

Küresel ısınma kadar önemli bir konu, ne yediğimiz içtiğimiz olduğunu düşünüyorum. Hani yıllar önce deli inek ile sarsılmıştık, bu yıl da Çin’de süt krizi patlak verdi derken organiğin bu kadar öne çıkmasının sebebi gerçekten boşa değil. Kullanılan böcek ilaçlarının, kimsayalların ama en önemlisi de genetiği değiştirilmiş tohumlarla yetişen meyve sebzenin faydası ya da zararını ne kadar ölçebiliyoruz tartışılır.



Amerikayı doyurmaya çalışan çiftçilerin, bu yeni teknolojinden etkilenen hayatları ve hükümet-çiftçi-tüketici üçgenini inceleyen etkileyici “The Future of Food” belgeseli 2004 yılında Deborah Koons Garcia tarafından çekilmiş (Michael Moore çekse daha fazla popüler olur muydu acaba?). Dilerseniz, Snag Films’den izleyebilirsiniz.



Bu ayki, Wired Dergisi’nin kapak konusu da, gıda. Dünya popülasyonunun gıda ihtiyacını, benzin fiyatlarındaki değişikliğin üretimin her aşamasına yansımasını, iklim değişikliğinin ülkelere göre etkilerini, 1 Big Mac’in sadece %20’sinin enerjiye ait harcamaları içerdiğini, çiftliklerin geleceğini, hangi ülkelerin genetiği değiştirilmiş tohumları yasakladığını ve tabii ki ülkemizdeki büyük grupların da yöneldikleri balık çiftliklerini toparlayan süper bir dosya olmuş. Balık çiftlikleri hakkında özet ama detay bilgi isterseniz de WorldWatch Institute’ın raporu hazır.



Pazarlarda ucuzu ama aynı zamanda iyi ürünü arıyorken, nasıl yetiştiği, ürünler şehrimize gelene kadar harcanan enerji ve masrafı hesap ediyor muyuz? Ya da kalp dostu zeytinyağlı margarinler ya da Omega3’lü sütler derken gerçekten ne kadar saf ve faydalı ürünler tüketiyoruz? Strese karşı spirütüel tekniklerin gelişmesi, dolgun içeriğe sahip olmayan gıdalarla beslenen bizlerde detoksu daha da çok tetiklemiyor mu? Kaçımız kendi başımıza detoks yapıyor ya da buna kafa yoruyor? Bu konu uzun, yarın yiyeceklere yönelik dünya turuna devam edeceğim.

4 Kasım 2008 Salı

Duraklama Dönemi

Bu yıla damgasını vuran Yeni Dünya kökenli “mortgage” bombası, piyasaları alt üst etti ama yabancı bloglara ya da haber sitelerine bakınca aslında etkilenenlerin kim olduğu konusunda cidden zorluk çekiyorum. Yeni gelişmekte (ya da borç açığı fazla olan mı demeli) ülkeler mi, yoksa belirli sektör çalışanları mı? Batan ve başkası tarafından alınan banka çalışanları? Üretimi başka ülkelere kaydırılan tekstil gibi sektörlerin çalışanları? Bu krizden bağımsız uzun süredir Çin geliyor çağrısına uymayan KOBİ’ler mi?



Mesela Kanada’da yaşayan birisi durumdan henüz etkilenmediğini ama Amerika’daki tanıdıklarının nasıl olduğunu merak edebiliyor. BBC’de yer alan makale ise ekonomik bunalımdan ilk etkilenen sektörün otomotiv olduğunu ama hangi CEO ile görüşseler bu krizden olumlu çıkmayı başaracaklarını açıklıyor. Daimler CEO’su Dieter Zetsche aynen şunları söylüyor: “Çalışmalar gösteriyor ki tüm dünyada 800 milyon adet araba satışı için 120 yıl gerekti ancak bu sayının ikiye katlanması sadece 30 yıl sürecek.”

Trend sitelerinde ayağımızı yorganına göre uzatalım mesajları, süpermarketlerde ucuz ürünlerin tercih edilmesi, evde DVD-patlamış mısır partilerinden bahsedilirken, aynı anda, lüks tüketime harcanacak paranın önümüzdeki 5 yıl içinde ikiye katlanacağı da ifade ediliyor.

Üstelik, Google’da “recession marketing” diye arama yaptığınızda 19.200 hite rastladığınız gibi çoğu yazı bu dönemin tam da marka iletişiminin kesintisiz devam etmesi gerektiğini ve daha fazla yaratıcı iş çıkması için motive olunabilecek bir zaman olduğunu savunuyor. Mesela BMW’nun “Ultimate Driving Machine” sloganı 1974 krizinin ardından ortaya çıkmış.



Sonuçta hem açgözlülük hem de sahtekarlık diz boyu iken önlem almamanın cezasını yine belirli bir kıtaya güdümlü yaşayan ülkelerin sıradan vatandaşı çekiyor. Önümüzdeki dönemde, yükselen değer “kemer sıkma politikası”nı uygulamaya çalışan tüketiciyi markalar hangi yollarla ikna edecek, ilişkilerini sürekli kılarak hem yaşamlarına devam etmeyi hem de kar etmeyi başaracak hep birlikte göreceğiz.

31 Ekim 2008 Cuma

Google 2001

Google 10. yaşgünü şerefine özel bir link açarak, 2001 yılındaki sayfaları aramamıza olanak sağlamış. Bugün ne yazık ki son günü :=( Nostaljik ama keyifli, nasıl mı?



Sadece blogumda yazdığım konu başlıklarını arattığımda bile aradaki farkın ne kadar büyük olduğu ortaya çıkıyor. Mesela “Engadget” kelimesini 2001 yılında arattığınızda hiçbirşey çıkmıyor ve kelimeyi doğru yazdığınızdan emin olun uyarısı veriyor. Bugün ise, 15.400.000 sonuçla karşılaşıyorsunuz. Diğer aramaları da ingilizce yaptım ama çoğu zaten bilenen başlıklar:

Sustainable design (2008: 8.780.000 hit) / (2001: 535.000 hit)
Neuro marketing (2008:1.520.000 hit) / (2001: 18.700 hit)
Climate change (2008: 1.490.000 hit) / (2001: 44.300.000 hit)
Trendwatching (2008: 325.000 hit) / (2001: 241 hit)
Credit crunch (2008: 9.370.000 hit) / (2001: 86.500 hit)
Biomimicry (2008: 238.000 hit) / (2001: 1.210 hit)
Futurism (2008: 1.610.000 hit) / (2001: 31.500 hit)
Web 2.0 (2008: 77.500.000 hit) / (2001: 2.470 hit)
Blog: (2008: 3.060.000.000 hit) / (2001: 76.400 hit)
Twit: (2008: 6.550.000) / (2001: 39.300 hit)
DIY (2008: 931.000 hit) / (2001: 140.000.000)

Geçmiş ve geleceği okumak için süper bir araç değil mi? Dün olmayan bir kelime bugün internete damgasını vurmuş hatta dile yerleşmiş durumda. Bugün arama yapıyorken, bu detaya dikkat etmekte fayda var.

29 Ekim 2008 Çarşamba

Londra’nın kırmızı otobüslerine makyaj!

Yakın arkadaşımların çoğu iyi bilir, Londra benim için her zaman gidilesi görülesi bir şehirdir. Yapılacak o kadar çok şey, görülecek o kadar çok yer vardır ki 1 kez bile müzikale gitmek aklıma gelmemiştir. Amaaa, bana Londra’yı hatırlacak ya 1 metro durağı işareti, ya telefon kulübesi ya da o klasikleşmiş kırmızı otobüslerine ait hediyelik eşyalardan almadan edememişimdir.



İşte o klasik kırmızı otobüsler (Routemaster) hizmet açısından fazlasıyla yaşlandıklarından son seferlerini Aralık 2005’te tamamladılar. Şu an Londra sokaklarında aynı bizim Metrobüslerin kırmızıları dolanıyor.



Fakat bu otobüslere ısınamayan (eminim işin için de politik sebepler de var, örnek: İstanbul’un her seçim sonrasında kaldırım taşlarının değişmesi :=) Londra Valisi Boris Johnson’da yaz aylarında 21. yy.a damgasını vuracak Routemaster’lar için tasarım yarışması başlatmış. Eylül’ün 2. haftasında sonlanan yarışmanın kazananı en geç 1-2 haftaya kadar açıklanacak. Bu arada yarışmaya katılanlar arasında Sir Norman Foster da var.



Michael Kerz tasarımı, E21:


H4'ün tasarımı (şoförün ortada oturduğu gülen suratlı bir çalışma):