13 Temmuz 2009 Pazartesi

Şehrini “kendin yap”!

Fırsat eşitsizliğini saymazsak bilgiye ulaşmak ya da üretilen bilgiyi kitlelere ulaştırmak konusunda yüzyıl öncesine göre sıkıntı çektiğimiz söylenemez. Üstelik, uzmanlar, geliştirilen yeni fikirlerin uzun süre sır olarak saklayamayacağını iddia ederken, bireyler de kendi deneyimlerinden yola çıkarak düşüncelerini dile getirmeyi ve fikirlerinin hayat bulmasını istiyor. Kaldı ki, sosyal ya da kar amacı güden mutlaka bir girişimci çıkıp bu fikrin kıvılcımını ateşliyor.


© Howard Kingsworth

2008’in Ekim ayında başlatılan ve şimdiye kadar 55 şehirde alt grupları kurulan “Do-It-Yourself City” oluşumu da hem sürdürülebilirlik hem de ortaklaşa üretimin meyvesi. Tartışma konularına baktığınızda birkaç yıl önce Portland’da ortaya çıkan bedava posta servisinden sadece otobüs saatini değil, otobüsün o an hangi noktada olduğunu öğrenebileceğiniz online takip hizmetine kadar yaratıcı fikirleri içeriyor.


© D-BASE

Wired Dergisi’nin editörü Chris Anderson’ın taptazecik kitabı “Free” de rekabet ortamında kurumların bedava sunacakları ürün/hizmetlerden bahsederken, yeni çağın koşulları belirli bir amaç için ortaklaşa düşünmeyi, yaratmayı ve “kendin yap” kültürünü kaçınılmaz kılıyor.

10 Temmuz 2009 Cuma

Kendi kurallarını koyan şehirler...

Plastik alışveriş torbalarının doğal hayata ne kadar büyük zarar verdiğini hepimiz iyi biliyoruz. Direnleri tıkayan torbalar yüzünden büyük sel vakaları atlatan Bangladeş, yasağı getiren ilk ülke. Amerika’nın ilk torba düşmanı şehri San Francisco iken, tüm alışveriş torbalarını ortadan kaldıran Avrupa’nın ilk şehri ise İngiltere’nin Modbury kasabası oldu.


© Marwood Jenkins

Sürdürülebilirlik için birbirinden etkileyici ürünler, mimari projeler ve enerji çözümleri ile karşı karşıyayken, hükümetlerin ya da büyük şirketlerin harekete geçmesini beklemeden karar alan şehirler var. Mesela, Avustralya’da sadece 2.500 kişinin yaşadığı Bundanoon’da artık plastik şişe göremeyeceksiniz. Tepkinin oybirliğiyle ve bu kadar büyük verilmesinin arkasında yatan sebep, bir su markasının kasabalarından çıkan kaynak suyu Sydney’de şişeleyip tekrar kendilerine satması.



Peki ya Belçika’nın ortaçağdan kalma şehri Ghent ne yapıyor? Hem küresel ısınma hem de sağlıklı beslenme alışkanlığını yerleştirmek için perşembeleri et yemiyor. Restoranlarda mutlaka vejeteryen tabağı bulunuyor, okullarda kesinlikle et tüketilmiyor, var olan kebapçı dükkanları bile her perşembe sadece falafel sunuyor.



Sırada ne var? Araba kullanmama, kağıt tüketmeme, plastik bardak kullanmama, sadece organik tüketme? Tüm bunlar tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmeye yönelik hoş ama naif tutumlar. Önemli olan, plastik şişelerde BPAden, temizlik ürünlerinde toksinlerden, gıdada katkı maddelerinden vazgeçmeye karar verecek endüstrinin büyük oyuncularında. Ama şehirlerinin (dolaylı da olsa) dünya çapında PR'ını yapmak isteyenler, derhal insan sağlığını veya doğayı tehdit eden bir probleme karşı bilinç yaratmak için önemli bir gün ilan edebilir.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Kim demiş komşuluk öldü diye?

Kriz nedeniyle daha da güçlenen trendler arasında paylaşma, temellere geri dönüş, yerel ve doğal olanı tercih etme yer alırken son dönemde önem kazanan diğer bir konu da etik ticaret...



Yukarda yer alan tüm başlıkları kapsayan konu ise, süper süpermarketler yerine kooperatif mantığında daha mütevazi yapıların hizmet vermesi. Örneklemek gerekirse, pazar günleri Kasımpaşa’da kurulan Kastamonu-İnebolu pazarının, İstanbul’da market açtığını düşünün. Pazarın müdavimlerinden bu işe hevesli insanlar birlik kursa ve alışverişini haftalık değil, canları her istediğinde yapmak isteyenlere yönelik hizmet vermek isteseler oldu bu iş.

Mesela, İngiltere’deki kooperatiflerin işleyişine baktığınızda kimi üyelik sistemiyle çalışıyor, kimi kamyona doldurduğu ürünlerini her gün farklı bir durakta satıyor. Diğer taraftan teknoloji dostu Japonlar web üzerinden market alışverişine yönelik topluluklar kurarken hem tasarruf ediyor hem de sosyalleşiyorlar. Amerikalılar ise sadece alışverişi değil haftalık yemek yapma işini bile komşularıyla bölüşüyorlar.



Uçuruma yaklaştığını gören bir kayığın düşmemek için kendini kurtarmaya çalışması pek kolay olmasa gerek. Yine de endüstrilerin ya da büyük şirketlerin yıllarını vererek pompalattığı tüketim alışkanlıkları yerini (hızlı olmasa da) yenilerine bıraktığı gibi bunun için bilinç yaratmaya çalışan toplulukların çalışmaları ilgi görüyor.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Yaratıcı ekonominin besini kültürlerimiz...

Daha 5 yıl önce hakkında sayısız kitap yazılan bilgi ekonomisi yerini yaratıcı endüstriler (yaratıcı ekonomi) kavramına bırakıyor. 1990’ların sonunda ortaya atılan bu kavram mimari, reklam, sanat, tasarım, moda, sinema, fotoğraf, müzik, performans sanatları, yayıncılık ve yazılımı (bilgisayar oyunları dahil) kapsarken ekonomide yarattığı büyüklük Birleşmiş Milletler’in 2008 Ekonomi Raporu’nda da yer alıyor.


Chicago Millenium Park

Deneyimin öne çıktığı, sanatın elit tabaka himayesinden alınıp kamunun da ilgi alanına dahil edilmeye çalışıldığı projeler yükselişte. Mesela, kamu sanatı salt sanat olmaktan öte eski alanların yeniden canlandırılma projelerinde ya da yeni kurulan yerleşim alanlarının daha kültürel ortamlar olarak konumlandırılması için çokça tercih edilen bir yaratıcı ekonomi alanı.


Pink Floyd - Animals

İngiltere’deki Futurecity de kurulduğu 2001 yılından bu yana gerçekleştirdiği 100’e yakın proje ile ülkedeki dönüşümü şekillendiren önemli kültür ajanslarından. Kurucu Mark Davy, “eğer sanatın daha fazla ciddiye alınmasını istiyorsak günlük hayatımızın içine yerleştirilmeli” diyor. Son dönemde kendilerini en heyacanlandıran proje de, Londra’nın en eski enerji santrallerinden Battersea’nin dönüşümü. Projesini ünlü mimar Rafael Vinoly’nin yaptığı çalışma gerçekleştiğinde Wandsworth Bölgesi, karbonsuz yepyeni bir yaşam alanına ve ticari çekim merkezine kavuşacak.

Futurecity’nin en taze projesi ise sanatçı Peter Newman ile başlattıkları Skystation. Le Corbusier’nin LC4 koltuğundan esinlenerek yapılan dairesel heykelle asıl ulaşılmak istenen İngiltere’deki 100 noktaya bu interaktif oturma banklarından yerleştirerek farklı bir deneyim yaşatmak. İlk sipariş, Cambridge’ten gelmiş bile, yolunuz Londra’ya düşerse 14 Eylül’e kadar Southbank’teki Hayward Gallery’nin de önünde görebilirsiniz.



Bizden bir proje ise British Council’in önderliğindeki My City. Avrupa Birliği Kültürel Köprü Programı çerçevesinde kıtanın önde gelen 5 sanatçısı İstanbul, Çanakkale, Konya, Mardin ve Trabzon’un kendilerinde bıraktığı izlenimler doğrultusunda eserler hazırlayıp, halka açık alanlarda sergileyecekler. 2010’da tamamlanacak proje kapsamında Türk sanatçılar da eserlerini Avrupalı sanatseverlerin beğenisine sunacak.

3 Temmuz 2009 Cuma

Geleceği okumak elinizde...

Tatil, kimileri için deniz, kum, güneş anlamına gelse de kimileri için de biriken kitaplara özen gösterildiği bir dönem. İster uzun bir haftasonu kaçamağında ister 2 haftalığına işten uzaklaşıldığında başucunda olabilecek yine birbirinden çekici kitaplar yayında. Krizden ne zaman çıkacağımız üzerine bir sürü varsayımda bulunula dursun, nasıl bir geleceğin bizleri beklediği ya da geleceği nasıl şekillendireceğimiz üzerine hemen bir okuma listesi oluşturabilirsiniz.


© Jean-Claude Winkler

Her ne kadar Amerika tarihinden örneklerle bezenmiş olsa da Lawrence R. Samuel’in Future isimli kitabı, yüzyılın başında neler öngörülmüş, şimdi nerdeyiz ve internet sağolsun öngörü denen beceri şekil mi değiştiriyoru inceliyor.

1978’de Bill Mollison ile beraber permakültür kavramının yerleşmesini sağlayan David Holmgren’in yeni kitabı Future Scenarios iklim değişikliği ve petrolün bitişine yönelik sürdürülebilirlik senaryoları üzerine. Petrolün bitip bitmeyeceği tartışması sürse de petrolden sonraki dünya üzerine basıma hazırlanan diğer bir kitap ise ekimde çıkacak olan Ecotechnic Future. Bu noktaya nasıl geldiğimiz, ekosistemimizin tarihi ve bizi nelerin beklediği üzerine Amerika’nın Grand Archdruid’i John Michael Greer’in öngörüleri için bloğuna da göz atabilirsiniz.



What’s Next: Dispatches on the Future of Science’da Max Brockman, nöroloji, paleontoloji, biyoloji ya da iklim konusunda çalışan genç bilimadamlarına kendi uzmanlık alanlarının geleceğini soruyor. Önümüzdeki 10 yılda neler olacağı veya bilimin trendlerine göz atmak isterseniz geleceğin bilimadamlarına kulak vermek isteyebilirsiniz.