10 Temmuz 2008 Perşembe

Türkbükü’ndeki yeni ofisiniz!

Yaz ve tatil zamanındayız. Ülkemizin en büyük özel bankalarından biri kuruluş yılına özel planladığı etkinliklerinden birini İstanbul’un 3. yakası olarak adlandırılan (!) Türkbükü’nde yaptı. “Tatil de yaparım, kariyer de!” diyenlere ya da tatilde bile teknolojiden kopamayanlara yönelik konsept şezlong PC World tarafından beğeniye sunuldu.



Herşey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Güneş enerjili gölgelik, kabloların tamamı boruların içinde ve suya dayanıklı şekilde ekstra korunaklı, cep telefonu için bölme, kablosuz internet bağlantısı ve bluetooth, LCD ekran, vs vs vs. E ne diyelim, bundan sonrası tasarımcılara kalmış. Takashi Murakami’ye monogramouflage mı yaptırırlar, sürdürülebilir olması için hem suya hem de sıcağa dayanıklı kendinden serinleten malzeme mi kullanılar, Apple ile mi anlaşırlar hep birlikte takip ederiz.

8 Temmuz 2008 Salı

Evet, sonunda başardık!

Şaka değil, bu yaz Kuzey Kutbu’nda buz olmayabilir. En bilindik fotoğraf karelerinden biridir. Hani, buz kırma gemileri Kutup’ta zar zor ilerler. Ya da maceraperestler keskin rüzgarda en uç noktaya yürüyerek ulaşmaya çalışır. İşte bu kareler artık o kalın buz tabakasının oluşmaması sebebiyle hayal olabilir.



Bu durumun gerçekleşmesi için önce 2080 deniliyordu. Sonra bu tarih birden 2012 olarak revize edildi. Şimdi Independent’ta yayınlanan makaleye göre bu yaz bile olabilir. Ve eğer gerçek olursa, bunca yıl Kuzey Kutbu’nun derinliklerde yatak zengin petrol (dünya petrolünün %25'inin burada bulunduğu iddia ediliyor) ve maden kaynaklarının Kuzey ülkeleri tarafından sömürülmesine şahit olabiliriz. Tam da bizim istediğimiz değil mi? Yağmalayalım, daha fazla kar edelim, yok edelim ve "bir zamanlar..." diye hikaye anlatalım...

7 Temmuz 2008 Pazartesi

İnovatörler buraya!

10-12 Temmuz’da Barcelona’da iFest ’08 düzenleniyor. Infonomia tarafından ilk kez 2005 yılında “renacer” adı altında düzenlenen etkinliğin amacı, deneyimlerden yararlanarak gelecekle ilgili konular üzerine düşünmek, yeni projeler geliştirerek çözüm üretmek. Sunum yapılacak konulardan bazıları ise; şehirlerin geleceği, Avrupa’daki yeni kimlikler, arama motorlarının geleceği, yeni ruhanilik, ilk insani cyborg, internet aracılığıyla çocuk eğitiminin yeniden tanımlanması... Amerika ve Asya’ya göre, Rönesans'a da gönderme yaparak, kendini bilgi üssü olarak yeniden konumlandırmaya çalışan Avrupa’nın bu etkinliğini takip etmekte fayda var.



İnovatif bir kişinin hangi özellikleri olmalı diye bilgi edinmek isteyenler dilerlerse IDEO’dan Tom Kelley’nin kitabını okuyabilir ya da sitesini ziyaret edebilir.

3 Temmuz 2008 Perşembe

Basit düşüneceksin, basit!

Herkesin olmasa bile Amazon'u takip edenlerin şu aralar okunacaklar listesinde Dan Roam’un “The Back of the Napkin”i var. Niye? Çünkü tasarım odaklı düşünen, bilinen yöntemlerle yetinmek istemeyen, az laf çok iş felsefesine inanan insanların ilgisini çekiyor da ondan. Her ne kadar iş dünyasına yönelik görünse de felsefe olarak görsel düşüncenin ne kadar güçlü bir dile sahip olduğunu anlatıyor. Yöntem hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler DigitalRoam sitesinden bir sürü ipucu elde edilebilir.



Benzer şekilde Venn diagramlarıyla basit ama bir o kadar da manalı bir anlatım yakalayan Jessica Hagy’nin kitabı “Indexed” ve aynı adlı blogu da ilgi görüyor. Hagy, hem bloğundan hem de metin yazımından dolayı bolca ödüle sahip.



Gevezelik konusunda kimseye pabuç bırakmayan bir millet olarak kendimizi birkaç kelime ile anlatmak ne kadar zor gelir, değil mi? İşte bu iki kitap basit ama yoğun dille ifade etme becerimizi geliştirmek için rehber olabilir.

And you can't put a Prada label on your gravestone.

1 Temmuz 2008 Salı

Lezzet avcılığı

Web 2.0, sanal dünyada paylaşımın dönüm noktası oldu. Kullanıcılar, sadece mesaj alandan mesaj gönderene dönüştüler. Bloglar doğdu, Flickr ile dünyanın dört bir tarafında çekilen fotoğraflara bedava eriştiğimiz gibi biz de kendi arşivimizi paylaştık, Wikipedia ile ansiklopedik bilgiyi üşenmeden oluşturduk, yeterince doğru bulmadığımız bilgilerini yine kendimiz güncelledik, del.icio.us ile takip ettiğimiz bir sürü siteyi aynı ilgi alanlarına sahip kullanıcılara açtık. Peki sırada ne var? Tastespotting.



Artık, trendavcılığı gibi lezzet avcılığı da yapabilirsiniz. Ağırlıklı olarak bloglar arasında gezinip, lezzetleri keşfedebilirsiniz. Bu anlamda birbirinden lezzetli tarifler ve iştah açıcı görüntüleriyle Tastespotting, tam bir kütüphane görevi görüyor. Peki ya, sadece bizim mutfağımıza (Türk ya da Osmanlı) özel lezzetleri içeren, Cafe Fernando’nun titizliliğinde, hem ingilizce hem de türkçe içeriğe sahip, üstelik görselleriyle ağız sulandıran bir oluşum kulağa nasıl geliyor sizce?