29 Mayıs 2009 Cuma

Sosyal girişimcilerin ligi...

Sürdürülebilirliği temel ilke olarak benimsemiş, sosyal paydaşları üzerindeki etkiyi önemseyen, içinde bulunduğu toplum üzerindeki ve çevresel boyuttaki performansını sürekli iyileştirmeye çalışan şirketler kendi topluluklarını kuruyor.



Amerika’daki B Corporation, sosyal ve çevresel sorunların çözümüne yönelik işletmeleri yepyeni bir çatı altında buluşturmayı hedefliyor. Üstelik, projeksiyonları da hiç fena değil: Sadece bir nesil sonra ülkede faaliyet gösteren mevcut STK’ların değeri kadar bir GSMH’ya ulaşmak. Niye bu kadar iddialılar? Çünkü son 1 kaç yıldır, tüm gelecek öngörülerinde veya trend raporlarında yeşil mesleklerin yükseleceği ve sosyal girişimcilerin sayılarının artacağı savunuluyor da ondan.

Business Week de geçen Ocak ayında “hayallerinin ve yeni fikirlerinin uygulanabilir olması herşeyin üzerinde (Akosha Türkiye)” olan sosyal girişimciler üzerine bir araştırma başlatmış. Mayıs ayının ilk haftasında açıklanan liste, Amerika’nın gelecek vaat eden sosyal girişimcilerini içeriyor.



Yeni şirketlerin, serbest piyasa ekonomisinden nasibini alması ya da müptelaları tarafından desteklenmeleri de haliyle kaçınılmaz oluyor. Mesela, Brezilya Borsası’nda 2003 yılından beri sosyal ve çevre endeksi, Güney Afrika’da da Sosyal Yatırım İndeksi işlem görüyor. Rockefeller Foundation da geçen yıl, benzer bir oluşumun İngiltere’de kurulması için 500.000$ tahsis etmiş. Hindistan, Yeni Zelanda, Portekiz ve Tayland da yolda.

Versiyonlar kuşağında yaşarken sosyal sınıflar ve ekonomik oluşumlar da evrimde. Herşeyin daha iyisine...

26 Mayıs 2009 Salı

İşe gitmek ızdırap olmasın...

Tasarımın sadece ürün, grafik ya da web tasarımıyla sınırlı kalmayıp, multidisipliner yapıya sahip yeni nesil danışmanlık firmalarının insan odaklı problemlerin çözümünde merkeze yerleştirilmesi yükselen bir değer. Ürün tasarımcısı, mimar, sosyolog, antropolog, psikolog, web tasarımcısı ya da stratejist...Bu mesleklerden herhangi üçü ya da dördü biraraya geldiğinde problem çözüm yöntemleri daha üst seviyelere yükseliyor.



Alice Rawsthorn da yeni yazısında, sosyal tasarım ya da hizmet tasarımı olarak da nitelendirebileceğimiz konuya değinmiş. Hatırlar mısınız bilmiyorum ama Hürriyet’te uzun süre rapor kullanarak işe gitmeyen devlet yöneticisinin haberi yer almıştı. New York Times’daki makalenin kahramanları ise, refah seviyesi ülkemizle karşılaştırılmayacak bir ülke olan Danimarka’dan... (Ne sorunları olabilir dediğinizi duyar gibiyim :)



2006’da göreve gelen Kopenhag Belediye Başkanı Ritt Bjerregaard, kamu görevlilerinin hastalık nedeniyle işe gitmeme maliyetinin (yılda 100 M Euro) yüksekliğini görünce çözüm için ünü ülke sınırlarını aşmış melez danışmanlık firması ReD’in kapısını çalar. Çalışanları yerinde gözlemleyen ve uzun süre hastalık izni alanlarla derinlemesine görüşme yapan ReD sorunların, psikolojik, yöneticilerin baskıcı tavırları ve merkezle iletişim eksikliği olduğunu tespit eder. Hikayenin devamının nasıl sonuçlandığını tahmin edebiliyorsunuzdur.



Konusunda uzman kişileri ortak bir platformda biraraya getirerek çarpan etkisi yaratmanın olumlu sonuçlarına daha çok şahit olacağız. Bu yolda en önemli bileşenlerden birinin vizyon sahibi kişilerin bu sorunları tespit edip sahiplenmesi olduğunu unutmadan tabii...

22 Mayıs 2009 Cuma

İnovatif şirketlerin sihri, kurum kültürlerinde!

Dün Chicago’da Illinois Institute of Technology Institute of Design ile Innovate Now’ın beraber düzenledikleri inovasyon konferansı vardı. Business Week’in kıdemli inovasyon editörü Bruce Nussbaum sağolsun Twitter’dan bir-iki yorumda bulunmuş. Krizin tetiklediği paniği aşabilmek için inovatif ya da tasarım odaklı düşünce biçimlerinin daha hararetli savunulduğunu yakınen takip ediyoruz zaten.



Mesela, inovasyon stratejisi üzerine danışmanlık veren Doblin’in Başkanı Larry Keely “kültürü unutun, liderlik ve inovasyon kurallarının kurumlara yerleştirilmesi kültürlerini değiştirecek” demiş. Aynı argümanı London Business School’dan Prof. Rajesh Chandy’nin araştırması da destekliyor. Çıkan sonuçlara göre, kurum kültürünün inovasyon üzerindeki etkisi AR-GE çalışmaları, ulusal kültür veya devlet politikalarının inovasyon üzerindeki etkisinden daha yüksek çıkmış.



Düşünsenize, P&G ile Google, çalışan değiştokuşu yapmaya başlamış bile. Bizden örneklere gelince evet Eczacıbaşı, birkaç yıldır kendi şirketleri arasında inovasyon yarışması düzenliyor. TEB, inovasyonu kurum kültürü yaptığını ve ödül kazandığını açıklıyor. Umarım devamı da gelir. Ancak, ister insan kaynakları ister satın alma hangi bölümü seçerseniz seçin tüm çalışanların işlerini yenilikçi bakış açısıyla farklılaştırmaya çalıştığı kaç şirket çıkar? Kaç lider şirket içinde bu fikirleri tetikletecek bir çalışma atmosferi yaratıyordur? Acaba, bugün Türkiye’nin ilk 100 firmasında “inovasyon” ne demek diye araştırma yapsak ne sonuç çıkar? Yorum sizin.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Gelecekten mesaj var...

Fütürist Richard Watson Future Files kitabında, önümüzdeki 50 yılı şekillendirecek 5 trendi küreselleşme, yerelleşme, kutuplaşma, endişe ve anlam olarak listeliyor. Websitesinde yer alan “toplum ve kültür” başlıklı bölümde, daha 10 yıl öncesine kadar hayatımızda olan disketlerin nasıl tarih olduğunu hatırlatıyor. Mesela, NASA 1976 yılındaki Mars seyahatinin bazı bölümlerini, BBC de 1986 yılındaki Doomsday Kitabı’nın dijital kopyalarını okuyamıyormuş. Bölümde dikkatimi çeken diğer bir konu ise sahte olanın gerçeğin yerini alacağı, sanalın gerçek olandan ayrımının gittikçe zorlaşacağı yönünde öngörünün yer alması.



Matrix, Minority Report sıradan insanın hayalgücünü zenginleştiren ya da kısa bir süre için bile olsa düşünce sistemini sarsan yapımlar ancak bilimkurguya meraklı olanlar için gelecek zaten yaşanıyor. Mesela, 2003 yılında David Brin’in “Kiln People” kitabında insanlar çamurdan 1-1 kopyalarını yapabiliyor ve sadece 1 gün hayatta olan bu kopyalar sahiplerinin hatırlamak istedikleri ya da istemedikleri deneyimleri onlar adına yaşıyor. Eğer siz de bugünden geleceğe mektuplar benzeri bir blog takip etmek isterseniz 2049’a ait öngörülerde bulunan p40y'ye göz atabilirsiniz.

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Türkiye’de bir ilk...

New York’un Milano’ya cevabı niteliğindeki Tasarım Haftası’nın sonlarına yaklaşırken, ülkemizin ilk eko tasarım haftası 15 Mayıs’ta başladı. Sergiler, çeşitli atölyeler ve panellerden oluşan bu önemli projeyi krize rağmen hayat geçirmeyi başaran Mana Design Gallery’yi yürekten kutluyorum. İlk oturum, geçen cumartesiydi ve yüklü bir programı vardı. 24 Mayıs’taki ikinci oturumda ise Secco Shop’un Genel Müdürü Isabella Haas deneyimlerini paylaşacak. Eğer İTÜ Taşkışla Kampüsü’ne yolunuz düşerse mutlaka çevreci sanat sergisini gezmeyi ve Gökte Tunç ile Suzy Hug Levy’nin eserlerini görmeden dönmeyin.



Aynı yerde devam etmekte olan diğer önemli bir sergi ise “Cennetin Kapıları: Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi’nde Hürremşah’ın Yontu Sanatı”. Dünyanın en önemli mimari yapıtları arasında kabul edilen ve UNESCO'nun dünya mimari anıtları listesindeki tek Türk anıtı Divriği Külliyesi, Anadolu'da Selçuk döneminden kalan en görkemli yapı kabul ediliyor. Fotoğraflarının Mimar Cemal Emden tarafından çekildiği bu mütevazi sergi, ne kadar değerli bir anıta sahip olduğumuzu hatırlatıyor. Katkılarından dolayı Prof. Doğan Kuban'a, Yüksek Mimar Basri Hamulu ile İTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanlığı’na teşekkürler...