12 Kasım 2008 Çarşamba

Güneş doğudan yükselir

Geçen gün arkadaşlarımla hangi tasarım haftasına gitmek daha ilginç olabilir diye sohbet ediyorken %100 Design Tokyo’dan bahsettik. Takip ettiğim sitelere bakınca da, hakikaten sadece tasarım açısından değil markalar da kendilerini Japonya’ya göre yeniden konumlamak üzere yarış içine giriyorlar.

Moda markalarının (Louis Vitton ya da Prada) amiral mağazaları, sadece otomatlara özel çözümler, sigara paketlerinin özel ambalaj tasarımları...



Son bomba ise McDonald’s’tan. Quarter Pounder adında açılan 2 dükkana bakınca, McDonald’s ile uzaktan yakından alakaları olmadığını fark ediyorsunuz. Ancak, hamburger kesinlikle McDonald’s. Hani üzerinde herhangi bir ibare olmasa da şişesinden Coca Cola’yı tanımamız gibi.

Demek ki, bir gözümüzün hep Uzakdoğu’da olmasında büyük fayda var.

Kaynak: Core77, CScout Japan

10 Kasım 2008 Pazartesi

Porsche Design Studio’nun ardından...

8-9 Kasım tarihlerinde Yeditepe Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Porsche Design Studio’nun seminerine Bilgi Tasarım Kültürü’nden dört arkadaşlarımla beraber katıldık ve orginzasyonu yapan firmanın affına sığınarak neyin nasıl yapılmayacağı konusunda sağolsunlar bize bayağı bilgi vermiş oldular:

• Tek güne sığabilecek program nasıl 2 güne yayılır (sunum tekrarlarıyla beraber :=)
• Ödüllü, üstelik lüks tüketim ürünleri tasarlayan tasarım stüdyosunun ürünlerin sergilenme şekli nasıl basit ve sıradan olur.
• Belirtilen programa göre akışa nasıl uyulmaz, vaktinde başlanmaz, kahve molaları yarım saat ya da 40 dk.ya kadar nasıl sarkıtılır (Hiç olmadı kahve aralarında ürün tanıtımları tekrar izlettirilebilirdi)



Seminer sırasında bir öğrencinin de dile getirdiği gibi Porsche Design Studio, üniversiteye tanıtıma gelmişti de acaba biz mi farkında değildik. Sonuçta tasarım ortaya çıkana kadarki ihtiyaçların belirlenmesi, ön araştırma süreçlerini kapsayan metodoloji hakkında da bilgi alamadık. (Herhangi bir üniversitede düzenlenen şirket tanıtımlarından bile daha fazla etkilenerek ayrılabilirsiniz :=( Evet belki bizim beklentilerimiz biraz yüksek kaçabilir ama davet edilen tasarım stüdyosu herhangi bir yer değil.



Peki bu iki günün sonunda ne elde edildi diye sorarsanız, henüz kendi sitelerinde yer almayan ürünleri görme fırsatı yakaladık. Porsche Design Studio’nun şu anki ölçeklerinin kendileri için yeterli olduğunu, daha fazla ya da hızlı büyüme gibi bir öncelikleri olmadığını ancak tasarladıkları ürünlerde fonksiyonelliği ne kadar temel ve önemli bir unsur olarak gördüklerini gözlemledik. Mesela, Eterna için tasarladıkları P6520 Worldtimer ve Poltrona Frau için tasarladıkları Antropovarius koltuk...

Ayrıca, hala konsept aşamasında olan P’Gasus tekerlekli sandalyenin tasarım sürecini, genç tasarımcısı Steffen Ganz’dan dinledik. Ürünü, 2006 yılında üniversite bitirme projesi olan hazırlayan Ganz, şu anda Zall Am See’deki Porsche Design Studio’nun 24 kişilik ekibinden biri.

7 Kasım 2008 Cuma

Beslenme trendleri

Dünkü yazının devamı olarak günümüzde ve yakın gelecekteki beslenme trendleri ne derseniz, The Future Laboratory'nin raporundan birkaç alıntı:

1. Organik: İnternette Türkiye'den alışveriş sitelerine baktığımda ağırlıklı kuru meyve, bakliyat, baharat ya da marmelat çeşitliliği ile karşılaşabilirsiniz. Peki ya meyve sebze derseniz, cumartesileri Bomonti'de kurulan organik pazara bakabilirsiniz ya da Kasımpaşa'da kurulan Kastamonu Pazarı'na (gurmelerin uğrak mekanı ama bilenler uzun süredir takip ediyor zaten, erken gitmekte fayda varmış). Diğer alternatifler Bodrum Organik ya da Manavım.



2. Yaşamak için ye: Biraz daha zamanı olsa da farmasötik / nutrasötik kelimeleriyle ilerde daha sık karşılaşacağız. Homeopatik ya da ayurvedik beslenme alışkanlıklarına sahip olanlar zaten mevcut. Bitkisel çayların ruh halinize göre versiyonları, 3 günde 3 öğün somon yerseniz daha da diri görünecek cildiniz, omega3'lü çikolatalar ya da ekmekler (ki yumurtası çoktan mevcut). Bu liste daha da uzayıp gidecek.



3. Enerji meraklıları: Kahve ile yetinmeyenlere kafein takviyesi, ayılmak isteyenlere enerji içeceği, genetiği değiştirilmiş meyve ve sebzelerle daha güçlü bir beslenmeyi tercih eden gruplarla daha fazla karşılaşabileceğiz. Bu arada Ocak ayından beri, Amerika, kolanlanmış ete uygunluk vermiş. Avrupa Birliği'nin hamlesini hep birlikte göreceğiz.

6 Kasım 2008 Perşembe

Yiyeceklerin geleceği

Küresel ısınma kadar önemli bir konu, ne yediğimiz içtiğimiz olduğunu düşünüyorum. Hani yıllar önce deli inek ile sarsılmıştık, bu yıl da Çin’de süt krizi patlak verdi derken organiğin bu kadar öne çıkmasının sebebi gerçekten boşa değil. Kullanılan böcek ilaçlarının, kimsayalların ama en önemlisi de genetiği değiştirilmiş tohumlarla yetişen meyve sebzenin faydası ya da zararını ne kadar ölçebiliyoruz tartışılır.



Amerikayı doyurmaya çalışan çiftçilerin, bu yeni teknolojinden etkilenen hayatları ve hükümet-çiftçi-tüketici üçgenini inceleyen etkileyici “The Future of Food” belgeseli 2004 yılında Deborah Koons Garcia tarafından çekilmiş (Michael Moore çekse daha fazla popüler olur muydu acaba?). Dilerseniz, Snag Films’den izleyebilirsiniz.



Bu ayki, Wired Dergisi’nin kapak konusu da, gıda. Dünya popülasyonunun gıda ihtiyacını, benzin fiyatlarındaki değişikliğin üretimin her aşamasına yansımasını, iklim değişikliğinin ülkelere göre etkilerini, 1 Big Mac’in sadece %20’sinin enerjiye ait harcamaları içerdiğini, çiftliklerin geleceğini, hangi ülkelerin genetiği değiştirilmiş tohumları yasakladığını ve tabii ki ülkemizdeki büyük grupların da yöneldikleri balık çiftliklerini toparlayan süper bir dosya olmuş. Balık çiftlikleri hakkında özet ama detay bilgi isterseniz de WorldWatch Institute’ın raporu hazır.



Pazarlarda ucuzu ama aynı zamanda iyi ürünü arıyorken, nasıl yetiştiği, ürünler şehrimize gelene kadar harcanan enerji ve masrafı hesap ediyor muyuz? Ya da kalp dostu zeytinyağlı margarinler ya da Omega3’lü sütler derken gerçekten ne kadar saf ve faydalı ürünler tüketiyoruz? Strese karşı spirütüel tekniklerin gelişmesi, dolgun içeriğe sahip olmayan gıdalarla beslenen bizlerde detoksu daha da çok tetiklemiyor mu? Kaçımız kendi başımıza detoks yapıyor ya da buna kafa yoruyor? Bu konu uzun, yarın yiyeceklere yönelik dünya turuna devam edeceğim.

4 Kasım 2008 Salı

Duraklama Dönemi

Bu yıla damgasını vuran Yeni Dünya kökenli “mortgage” bombası, piyasaları alt üst etti ama yabancı bloglara ya da haber sitelerine bakınca aslında etkilenenlerin kim olduğu konusunda cidden zorluk çekiyorum. Yeni gelişmekte (ya da borç açığı fazla olan mı demeli) ülkeler mi, yoksa belirli sektör çalışanları mı? Batan ve başkası tarafından alınan banka çalışanları? Üretimi başka ülkelere kaydırılan tekstil gibi sektörlerin çalışanları? Bu krizden bağımsız uzun süredir Çin geliyor çağrısına uymayan KOBİ’ler mi?



Mesela Kanada’da yaşayan birisi durumdan henüz etkilenmediğini ama Amerika’daki tanıdıklarının nasıl olduğunu merak edebiliyor. BBC’de yer alan makale ise ekonomik bunalımdan ilk etkilenen sektörün otomotiv olduğunu ama hangi CEO ile görüşseler bu krizden olumlu çıkmayı başaracaklarını açıklıyor. Daimler CEO’su Dieter Zetsche aynen şunları söylüyor: “Çalışmalar gösteriyor ki tüm dünyada 800 milyon adet araba satışı için 120 yıl gerekti ancak bu sayının ikiye katlanması sadece 30 yıl sürecek.”

Trend sitelerinde ayağımızı yorganına göre uzatalım mesajları, süpermarketlerde ucuz ürünlerin tercih edilmesi, evde DVD-patlamış mısır partilerinden bahsedilirken, aynı anda, lüks tüketime harcanacak paranın önümüzdeki 5 yıl içinde ikiye katlanacağı da ifade ediliyor.

Üstelik, Google’da “recession marketing” diye arama yaptığınızda 19.200 hite rastladığınız gibi çoğu yazı bu dönemin tam da marka iletişiminin kesintisiz devam etmesi gerektiğini ve daha fazla yaratıcı iş çıkması için motive olunabilecek bir zaman olduğunu savunuyor. Mesela BMW’nun “Ultimate Driving Machine” sloganı 1974 krizinin ardından ortaya çıkmış.



Sonuçta hem açgözlülük hem de sahtekarlık diz boyu iken önlem almamanın cezasını yine belirli bir kıtaya güdümlü yaşayan ülkelerin sıradan vatandaşı çekiyor. Önümüzdeki dönemde, yükselen değer “kemer sıkma politikası”nı uygulamaya çalışan tüketiciyi markalar hangi yollarla ikna edecek, ilişkilerini sürekli kılarak hem yaşamlarına devam etmeyi hem de kar etmeyi başaracak hep birlikte göreceğiz.