15 Ekim 2008 Çarşamba

Starbucks’tan Uzakdoğu’ya özel yeni tatlar…

Tüm dünyada İtalya hariç 46 ülkede hizmet veren Starbucks’ın Amerika’dan sonra ilk ayak bastığı ülke olan Japonya’ya özel yeni tatları 21 Ekim’de piyasaya sunulacakmış. Japonya’nın önde gelen alkollü/alkolsüz içecek firması Suntory ile 2005 yılından beri yürüttükleri işbirliği sonucunda yeni ürünleri teneke kutuda Doubleshot. Tam da Japonların otomat alışkanlığına uygun bir seçenek. Üstelik bu tarih, sıcak ürünlerin de bulunabileceği yeni nesil otomatların lansmanı ile aynı zamana denk geliyor.



Eh biz de Starbucks'tan tez zamanda, Türk Kahvesi ya da sakız aromalı seçenekleri bekliyoruz.

Kaynak: Trends in Japan

13 Ekim 2008 Pazartesi

Fikir ve icraatlar netten, destek sizden...

Devir, sosyal toplulukların devri ya; markaların tüketicilerinden, yeni ürün tasarımlarında katılımcı olmalarını sağlamaları hem tutan bir iş modeli hem de karşılıklı iletişim kurulabildikleri bir hizmet anlayışı oldu. Bundan etkilenerek ortaya çıkan yeni kavram ise; onların/yüzlerin/binlerin bir fikre para yatırması, işin gerçekleşme aşamasında katılımcıların fikirlerinin alınması ve proje hayata geçtikten sonra kar edilirse yatırılan paranın karşılığının alınması (crowdfunding).

Cameesa, 1 nevi Threadless. Çok fazla üretilmeyen t-shirtlerden giymek istiyorsunuz. Sitede beğendiğiniz tasarımları belirliyorsunuz, satın aldığınız t-shirtler başkaları tarafından da beğenilip sipariş ediliyorsa her satıştan sonra kardan pay alıyorsunuz. Ekolojik giyimden yanayım diyorsanız Nvokh’a 50 USD yatırıyorsunuz, 40.000 kurucudan biri olup, işleyiş hakkında söz sahibi oluyorsunuz, karın %10’unu sivil toplum kuruluşlarına bağışlarken, diğer %35’inden pay alıyorsunuz. Ağzıma göre bira hiç içemedim, bari ben yaratıyım, e hali hazırda nette böyle bir topluluk da doğmuş diyorsanız, işte BeerBankroll! Ya da, Öykü-Berk gibi yetenekleri internette keşfedip, ihtiyaç duydukları 50.000 USD’ye albüm yapmalarına destek vermek istiyorsanız, buyrun SellaBand’e.



Trafik çilesinden bıkmış bir İstanbullu olarak bana yönelik hizmet ise San Francisco’dan geldi. Spot.us, bağımsız gazetecilerin üstüne gidilmediği düşünülen yerel konuları listelemesi, kişilerin muzdarip olduğu ortak konuyu oylayıp, o olayın gazeteci tarafından derinlemesine araştırması için sponsor olunması üzerine kurulu.



Düşünsenize, çok istediğiniz bir konuşmacıyı sponsorlardan bağımsız olarak şehrinizde ağırlamak istiyorsunuz ya da beğendiğiniz TV programı yeteri kadar izlenmiyor diye yayından kaldırıldı ama fanatikleri olarak nette grup kurup programın devam etmesi için yatırımda bulunmak istiyorsunuz, devir artık sizin devriniz!

10 Ekim 2008 Cuma

Bizi izleyen araştırmacılar...

Geleceğin telefonuna yön verecek araştırmaları Nokia nasıl mı yürütüyor? Ya da Xerox, doküman yönetiminde devrim yapacak inovatif fikirler öncesinde nasıl mı çalışıyor? 7/24 insanlarla yaşayıp, gözlemleyip, 3 ya da 5 ayda değil, gerçekten yıllarını vererek çalışıyor.



Jan Chipchase’i yakından takip edeceğimi daha önce paylaşmıştım. Katıldığı konferanslardaki fotoğraflarına bakıldığında Nokia'daki günlerinin nasıl geçtiğini, insanlarla nasıl vakit geçirdiklerini, kendi yol hikayelerini ve kıtalararası çalışma alışkanlıklarını gözlemleyebilirsiniz. Ya da Xerox’u takip ederseniz, daha çok yeni lansmanını yaptığı silinebilir kağıdı hayata geçirme aşamasında; “kullandığımız makineler”, “nasıl çalıştığımız” ve “doküman” gibi 3 temel konu üzerine yürüttüğü araştırmaları inceleyebilirsiniz.



Xerox, inovasyon merkezi Palo Alto’da tekrar kullanabilen kağıt ya da ışığı "şeffaf mürekkep" şeklinde kullanmak üzere teknolojik çalışmalar tabii ki yürütüyor. Ancak aynı anda Amerika, Kanada ve Fransa’daki araştırma merkezlerindeki sosyolog ve etnograflardan oluşan ekipleriyle de çalışmanın geleceğine yönelik araştırmalar düzenleyerek iş ortamının nasıl şekilleneceğine dair projeler de gerçekleştiriyor.

Xerox’un inovasyon çalışmalarının arkasında Sophie Vandebroek var. Geçen yıl Bush tarafından Ulusal Teknoloji Madalyası ödüllendirilen Vandebroek'un hem iş hem de özel hayatı hakkında biraz daha bilgi almak isterseniz, bu makaleyi okuyabilirsiniz.

8 Ekim 2008 Çarşamba

Business Week'in belirlediği en iyi tasarım okulları

Son yıllarda tasarım ve inovasyona özel ekler ve raporlar hazırlayan Business Week'in önde gelen tasarım ve marka danışmanları, akademisyenlerle birlikte oluşturduğu 60 adet tasarım okulu listesinde Amerika, 29 okulla öne çıkıyor. Amerika’yı 17 okulla Avrupa, 11 okulla Uzakdoğu ve Hindistan takip ederken, Brezilya ve Kanada’dan da 3 okul listede yer alıyor. Okulların hepsi yıl içinde büyük firmalarla (GE, Nike, IDEO, Microsoft, Philips, P&G, vb.) proje yürütüyor. Türkiye’den Gaia&Gino da San Francisco’daki California College of Arts’ta proje sponsorluğu yapan markalardan. Niye bu okul derseniz Gaia&Gino’nun beraber çalıştığı tasarımcılardan Yves Behar, okulun endüstriyel tasarım bölüm başkanı. Tasarım okullarının seçimi ve diğer konular hakkında dilerseniz Core77’iyi de ziyaret edebilirsiniz.



Gönül tabii ki, Türkiye’den de bir okulun bu listede olmasını, IDEO ya da Frog Design gibi firmaların (bölgesel yapılanmayı tercih eden uluslararası firmaların belirlediği üzere Türkiye'nin de içinde bulunduğu “Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Bölgesi”nin yönetim merkezi olarak) İstanbul'da ofis açmasını ya da School of Visual Arts’ın yeni başlattığı Tasarım Eleştirmenliği Yüksek Lisans Programı’nın Türkiye’deki bir okul ile beraber yürütülmesini istiyor. Peki, bu hayaller gerçek olur mu, neden olmasın...



Yüksek lisans konusunda henüz karar verememişlere ya da o kadar uzağa gitmeye gerek yok hem çalışıyım iş dünyasını tanıyım hem de tasarım, marka yönetimi ve inovatif fikirler hakkında kendimi geliştiriyim derseniz Bilgi’nin Tasarım Kültürü ve Yönetimi Sertifika Programı’nın tanıtım toplantısına katılabilirsiniz. 2007-2008 döneminde benim de katıldığım program, yukardaki listede yer alan Domus Akademi ile beraber yürütülüyor ve bu sayede uluslararası projeleri yakından takip etme fırsatı da yakalayabiliyorsunuz.

6 Ekim 2008 Pazartesi

İnteraktif t-shirtler...

Bilim kurgu diye nitelendirdiğimiz fikirlerin çoğunluğu teknolojik gelişmeler sayesinde hayat buluyor ya da konsept proje olarak başlatılıp AR-GE çalışmaları sürdürülerek hayata geçmesi için uğraşılıyor. Mesela, Philips Design’ın trendleri takip ederek gelecek için yürüttüğü çalışmalar arasında hisseden giysiler, kolyeler ya da elektronik dövmeler bulunuyor. Bu kadar ileri boyutta olmasa da Talk2myshirt’te yer alan örneklere bakılırsa hissetmese de tepki veren tee’lere en fazla 50 dolara sahip olabilirsiniz.

İşte size pille çalışan, etrafınızdaki müziğe tepki veren hassas tee’ler.


Ya da üstüne dilediğiniz mesajı yazabileceğiniz görüntülü olanları.


Sesini bile ayarlayabileceğiniz “Electronic Drum Kit”.


Düşünsenize, markaların alışveriş merkezlerinde düzenleyecekleri etkinlikleri, kulüplerin açılış ya da şampiyonluk maçlarına yönelik gerçekleştireceği aktiviteleri veya konser sponsorluklarını daha eğlenceli hale getirmez mi?