30 Nisan 2009 Perşembe

Mavi Okyanus’ta yüzmek isteyenlere öneriler...

Temelleri sağlam olmayan, malzemeden de çalınmış bir binanın yıkılması çok kolaydır. Şu zor zamanlar için de stratejisini doğru yapmamış ve vizyonu olmayan kurumların bir sağa sola sallanması kaçınılmaz, ama malzemesi yani insan kaynağı konusunda da sorunlar varsa diyecek fazla bir söz yok.


© Human Blocks by Drill Design

Herhangi bir şirkete sağlam ve güvenli sıfatları yakıştırılıyorken bunları hakeden ancak ve ancak manalı işler çıkarmaya çalışan insanlar olabilir. Eğer, kurumun temelleri sağlam atılmışsa çalışanlar da kendilerine güvendiklerinden o kurumun da güvenli olarak algılanmasını sağlar.

Starbucks’ın eski CEO’su Jim Donald da şirketlerin krizden çıkış yolları için, iyi fikirler geliştirebilecek çalışanlarına kulak vermeleri gerektiğini savunan bir açıklama yapmış. Amerika’nın en önemli tasarım ajanslarından frog’un CEO’su Doreen Lorenzo da Fortune’da yayınlanan makalede bir sürü şirkete konuyla ilgili görüşlerini sormuş. W. Chan Kim ve Renee Mauborgne’nin meşhur stratejisi “Mavi Okyanus”ta nasıl yüzülebilir üzerine şu fikirler çıkmış:



• Çalışanlarla işbirliği yapın: CISCO, iZONE programıyla farklı departmanlardan insanları biraraya getirerek yeni ürünlerin geliştirilmesini sağlıyor.
• Fikir avcılığı yapın, bunun için uygun ortamlar yaratın.
• Beceriyi ödüllendirin: Hayalgücünü öldürmek yerine yeni fikirlerin doğabilmesi için çalışanlara özgürlük tanıyın.
• Çalışanlara söz hakkı tanıyın: Frog’un Texas ofisinden Ashley Menger adındaki tasarımcı, 2 hafta boyunca ne kadar çöp ürettiğini gözlemlemek adına kendi kendine bir çalışma başlatmış ve şeffaf bir ortam olan frog’da bu deneyimiyle ilgili blog açmış. Farklı şehirlerdeki ofislerden çalışanlar, bu fikre katılarak dönüşümlü olarak yorumlarını paylaşmış. Yeşil düşünce tohumlarının yeşermeye başladığını hisseden frog, frogware insiyatifini başlatmış. Faturalanabilecek değeri 1 milyon ABD Doları olan bu serbest zamanda çalışanlar, bir sürü proje geliştirmiş. Bunlardan biri de frog LED ampülü. Basınla da paylaşılan bu çalışma, hem büyük ilgi görmüş hem de frog’un yeşil uzmanlığını bilmeyen şirketlerin potansiyelden müşteri konumuna geçmelerini sağlamış. Üstelik, bu tasarım, frog'a IDEA 2008’de Altın Ödülü’nü getirmiş.



Ülkemizde de farklı düşünmeye ve çalışanlarının fikirlerini yüreklendirecek ortamlar oluşturmaya uğraşan şirketler mutlaka vardır ancak bu topraklara ait örnek alınacakların sayısının artması dileğiyle...

28 Nisan 2009 Salı

Krizin yarattığı yeni tüketim alışkanlıkları...

Global krizin patladığı ilk günlerde trend uzmanlarının açıkladığı öngörüler yaşanmaya başladı. Neydi o öngörüler? Eve kapanmak (sinema yerine evde film izleme, dışarda yemektense evde olma), bütçeyi daha dikkatli harcamak (marka olan ürünler yerine jenerikleri tercih etme, hatta sadece jenerik ürünler satan marketlerden alışveriş yapma), daha fazla geri dönüştürürek kullanmak ya da kendin yapmak.



Amerika’daki tüketim alışkanlıklarının iyice değiştiği üzerine hazırlanan haber de yukardaki öngörülerin doğrulandığını gösteriyor. Son krizde yaşanan bu alışkanlıkların benzerinin en son 70’lerin sonunda yaşandığını hatırlatan uzmanlar, o dönemdeki beslenme menüsünün etle başlayıp, domuz, tavuk ve makarnanın ardından fıstık ezmesi ve reçelle noktalandığını belirtiyor. En iyi marka krakerlerin ve bisküviler satışında düşüş yaşanırken, ithal yerine yerli marka biraların tüketimi artışta. En iyi kalitedeki biftek sosunun şişesini saklayıp eşine 99 centlik sosla yapılmış yemekleri yediren müşfik eşler, etli yemeklerde hindiyi tercih edenler, çitini kendini yenileyerek bütçesinden 200$ kar edenler...



Öte taraftan satış patlaması yaşanan ürünler de var. Amerika, ÖTV indirimimizin benzerini elektronik eşyalara uyguladığından HD TV’ler ya da oyun konsollarında (evde geçirilen zamanın kalitesi de yükselmiş olacağından) tercihler bu tarafa kaymış. Mutfağın yenilenmesi ya da çatının pahalı onarımı yerine daha ferah bir banyo için musluk ve lavabolar, faturadan kar ettirecek akıllı termostatlar ve yalıtım malzemeleri tercih edilir olmuş.



Bir örnek de İngilizlerden. Bilinçli yapılmayan tüketimin sadece çöpe giden ürün adedi olarak değil, enerji olarak da yansımasından yola çıkan İngilizler, sadece yemek tüketimine yönelik “Love Food Hate Waste” sitesini hzırlamış. Hepsi birbirinden yaratıcı fikir ve öneriler var ama ana sayfadaki bannerı (ağlayan armudu) izlemeyi kaçırmayın.

26 Nisan 2009 Pazar

Bölgesel kalkınmalara deneyimsel yaklaşımlar...

Doğal maden kaynakları açısından verimli ve zengin bir yer düşünün, ancak enlem olarak 1 adım ötesi yani karşı yakası Kuzey Kutbu. Çetin iklim koşullarının yarattığı hafif bunalımlı ama görev için giden ya da iş kuranların (eminim) iyi paralar kazandıkları bir ortam. Bahsettiğim yer, Rusya, Finlandiya, İsveç ve Norveç’in en kuzey bölümünü içine alan, yüzölçümü nerdeyse Fransa’nın 3 katı büyüklüğündeki, Barents Bölgesi...


© Northern Experiments – The Barents Urban Survey 2009

İster kurtarılmış bölge, ister sürgün yeri diyin, Kuzey Kutbu’nun iştah açıcı ortamı yavaş yavaş gözlerin buraya çevrilmesine sebep oluyor. Kalkınmayla birlikte yükselen şehircilik anlayışı, geçmişte yaşanan anlaşmazlıklarını aşarak kalkınmadan pay kapmayı arzulayan ve çok çeşitli etnik grupları barındıran 4 farklı devlet... Farklı uzmanlıklara sahip ajanslar da işbirliğine girerek bölgenin bu çetin ortamı üzerine “Northern Experiments – The Barents Urban Survey 2009” adlı bir kitap çıkarmış. Barents'in stratejik gücü ve barındırdığı potansiyel, faaliyet raporu gibi sıkıcı bir şekilden çıkarılarak yerinde gözlemlerin yapıldığı ve ciddi emek sarfedildiği hissedilen bir çalışmaya dönmüş.


© STIAN ÅDLANDSVIK

Sadece bu da değil, 2009-2010 yılları arasında Oslo – Tromsø – Murmansk – Rovaniemi – Helsinki – Moskova’yı dolaşacak olan Pan-Barentz Sergisi dikkat çekici. Olaya sadece ekonomik değil kültürel açıdan da bakan etkinlikte yok yok. Barents Bölgesi’nden çıkan önemli kişilerin portrelerinden, “Barents bir hedef tahtası olsa” oyununa, Kuzey Denizi’nde gece gece ışıl ışıl parlayan petrol platformlarından şehirleşmeye kadar herşeye dokunulmuş.

23 Nisan 2009 Perşembe

Tasarım festivali Milano’da esiyor...

Estetiğe, sanata ve zanaata büyük önem verilen İtalya’nın endüstri merkezi Milano’da bu hafta süresince yer gök tasarım. Dün başlayan Tasarım Haftası ile eşzamanlı düzenlenen Milano Mobilya Fuarı sağolsun şehirde iğne atsanız yere düşmeyecek bir ortam oluşmuş durumda.



Eskiden sadece mobilya fuarı düzenlenirken, 2002 yılında pazarlama cinlerinin kafa kafaya vermesiyle Tasarım Haftası’nın düzenlenmesine başlanıyor. Rönesans’ın doğduğu topraklarda ve tasarımı bu kadar sahiplenen bir ülke için aslında geç hayata geçirilmiş bir karar ama Milano Tasarım Haftası mutlaka katılınması/görülmesi bir etkinlik.

Hal böyle olunca, marka olmuş tasarımcılar yepyeni eserlerini ilk kez Milano’da sergilemek üzere görücüye çıkarıyor (aşağıdaki görsel Bouroullec Bros'un "Vegetal"i), dünyanın dört bir tarafından gelen üreticiler esinlenecekleri yeni temaların notlarını alıyor, gelecek vaat eden tasarımcılar fark edilebilmek için altın fırsatları kovalıyor.



Flickr’a fotoğraflar çoktan düşmeye başladı çünkü 21 Nisan’da basın için özel açılış yapıldı. Bu yıl gidemeyip internetten takip edecekler arasındaysanız David Report’un bloğunu ya da British Council’ın The Incidental’ını hem Twitter’dan hem de kendi sitesinden takip edebilirsiniz. Böylece, Ross Lovegrove neler söylemiş, Karim Rashid nerde DJ’lik yapacakmış gibi detay bilgilerden haberdar olabilirsiniz.

21 Nisan 2009 Salı

Değişimin anahtarı, tasarım!

İnovasyon kelimesi o kadar çok ve kolay telaffuz edilir oldu ki kelimenin taşıdığı değer ve önem sanki basite indirgenmiş durumda. Değişen çağda yani artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı, herkesin kendine yeni bakışaçıları geliştireceği bir dönemde taze terimler kendilerini hissettirmeye başladı.



Mesela, inovatif fikirler nasıl doğuyor diye bir adım önceye gitmek istersek, tasarımcıların çalışma metodundan yola çıkılarak geliştirilmiş bakış açıları fark yaratıyor. Mühendis, mimar, antropolog, pazarlamacı gibi farklı meslek gruplarından uzmanlar aynı çatı altında çalışarak daha manalı işleri nasıl geliştirebilecekleri üzerine kafa patlatıyor. İş tasarımı ve tasarımsal düşünce olarak çevirebileceğimiz bu bakışaçılarıyla çözümlenen başarı hikayeleri vaka olarak derinlemesine incelenmeye başladı.



Frog Design’ın kurucusu Hartmut Esslinger’in “A Fine Line: How Strategies Are Shaping the Future of Business” kitabının yayın tarihi için Haziran sonu planlanıyor. Amerika’nın önde gelen tasarım stratejisi ofislerinden IDEO’nun CEO’su Tim Brown’un kaleme aldığı “Change by Design” ise Eylül 2009’da yayınlanacak. Son olarak, Rotman School of Management’ın Dekanı Roger Martin’in kitabı “Design of Business: How Design Thinking Creates Competitive Advantage”ın planlanan yayın tarihi, Kasım.



Görünen o ki, 2009’ın sonuna kadar bu hikayeleri içeren kitapların adedinde patlama yaşanacak. Evrim geçiren insanoğlunun taze yöntemlerle kendini beslemesi, başarılı örnekleri iyice sindirerek her daim yaratıcı çözümler üretmesi de sürdürülebilir bir dünya kaçınılmaz olacak.