11 Eylül 2009 Cuma

“Outlier” Malcolm Gladwell, İstanbul’daydı!

Yazdığı 3 kitap ile iş dünyasının çok sıkı takip ettiği Malcolm Gladwell, Turkcell Akademi’nin gelenekselleştireceği pazarlama konferansının ilk davetlisi olarak bu sabah Conrad Oteli’ndeydi. Kariyerine Washing Post Gazetesi’nde muhabir olarak başlayan Gladwell, 1996 yılından beri The New Yorker Dergisi’nin daimi yazarları arasında.



46 yaşındaki Gladwell, kendisine yakıştırılan bir sürü sıfatın hakkını veriyor ki ülkeden ülkeye konuşmacı olarak davet ediliyor. Bugün de Turkcell’in üst düzey yönetimi, çalışanları ve iş ortaklarının ağır bastığı topluluğa hitap ederken daha ilk dakikadan itibaren samimi tavrıyla salona hakimiyetini gösterdi. Başarı için gerekli olan 10.000 saat ya da 10 yıl kuramını örneklendirdiği kitabı “Outlier” üzerine yaptığı konuşmasında biz de ağırlıklı Fleetwood Mac’in öyküsü dinledik. Grubun uluslararası ününü tam 16. albümlerinde (Rumours) yakaladığını anlatırken hangi dersleri çıkarabileceğimiz üzerine kuralları öğrendik.



1. Gayret: Aslında sebat etmek daha doğru olur. Çünkü Gladwell bir konu için çabalarken aynı zamanda o konuya gösterilen bağlılığı, sürekli tekrar etmeyi ve ısrarcılığı da beraberinde getirdiğini vurguluyor.
2. Değer: Amerikan futbolundan örnek verdiği bu kuralda, yıllar içinde yapılan araştırma gösteriyor ki üniversite takımında başarılı olan oyun kurucular profesyonel ligde aynı çizgiyi devam ettiremiyorlar. Halbuki kolej yıllarında daha orta düzeydeki oyuncular ileriki yıllarda adlarından söz ettirenler oluyor. Karşılaştırma yapıldığında başarıyı henüz tatmamış, ona ulaşmak için açlık duyan, uzun dönemde mücadele alanlarında pes etmeyen ve çok çalışanların sıyrıldığını gösteriyor.
3. İşbirliği (collaboration)
4. Farklı alanları deneyimlemek



Son iki maddenin kendini yeteri kadar ifade etmesi nedeniyle daha fazla detaya girmiyorum ancak Outlier’ın en önemli ana fikri, başarı hikayelerinin 1 günde yaratılamayacağını sürekli tekrar etmesi. Gladwell tekrar ile, basamakları hızla tırmanmak isteyen kurumsal dünya canlılarına vermek istediği mesajın altını çizmeye çalışıyor.

Ancak, asıl büyük itiraf son sayfalarda geliyor. Büyükannesi Daisy’ye ithaf ettiği kitabın bu bölümünde kendi ailesinin (dönemine ve koşullarına göre) başarı hikayesini anlatarak aslında yukarıda sayılan kuralların yanında inancın, ileri görüşlülüğün ve bazı koşulların sizin lehinize yaratılmış olabileceğini de anlatıyor. Çünkü dezavantaj gibi görünen özellikler ya da koşullar sayesinde de başarılı olunabileceğini gösteriyor. Sunduğu örneklerden sizin de kendinize dersler çıkarabileceğiniz olasılığıyla “Outlier”ı okumanızı tavsiye ederim.

9 Eylül 2009 Çarşamba

Küresel ısınmanın yan etkileri, afetler ve kriz yönetimi...

İstanbul, bu sabah sel felaketine uyandı, ama şehrin iki yakası birbirinden farklı iklimler yaşarken, televizyon başındakiler ya da internetten takip eden İstanbullular eminim “sahi, aynı şehirde mi yaşıyoruz?” diye düşündü. Büyükşehir Belediye Başkanımızın naklen yayınlanan basın açıklamasını dinlerken hazırlıksız yakalanma sorularına karşı yanıtın küresel ısınmaya dayandırılması da beni çok şaşırttı.


© Hürriyet

Bu kadar yağışın olması tabii ki mantıklı değil. Uzmanların sıkça dile getirdiği gibi iklim değişikliklerinin kaçınılmaz olması, kimi yerler sular altında kalırken, kimi yerlere zerre damla düşmeyeceği bilinen bir konu. Teknoloji bu kadar ilerlemişken, günler öncesinden muhtemel kar yağışına karşı nasıl önlem alınıyorsa, mevcut durumun açıklaması olarak küresel ısınmanın gösterilmesi haksızlık olur diye düşünüyorum.

Mesela, İngiltere Hükümeti’ne danışmanlık veren komite, uçak bileti fiyatlarının ciddi oranda artırılmasını tartışıyor. Üstüne, karbon emisyon oranlarının 2005 yılı seviyesine çekilebilmesi için Heathrow Havaalanı’na ulaşımı sağlayacak 3.yolun yapımına karşı tavır almayı görüşüyor. Biz ise tüm olumsuzluklara rağmen 3. köprünün hazırlıklarına başlıyor, Dubai’deki Palm Adası’nın benzerini yapabilir miyizi planlıyoruz.



İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin küresel ısınmaya karşı bu kadar hassas tavrından dolayı, derhal sürdürülebilir şehirler oluşumlarından birine dahil olarak ileriye dönük plan hazırlıklarına başlamasını, İngiltere'de bahar aylarında gösterime giren ama dünya prömiyeri 21-22 Eylül'de yapılacak olan “The Age of Stupid” dokümanterinin ülkemizde de gösterilmesine yönelik bağlantıya geçilmesini şiddetle öneriyorum.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Fütürist tasarımcılar...

Kopenhag Tasarım Haftası’nda düzenlenen ShowHow’u gezerken Wallpaper’ın yaratıcısı Tyler Brule’nin yeni dergisi (yoksa medya platformu mu demeli) Monocle’ı özel kapağıyla bedava edinme şansımız olmuştu. Dergi sadece konularıyla öncü değil, basım zamanlamasıyla da ayları önden karşılıyor. Ekim sayısı, 17 Eylül’de piyasada olacak.



Bu sayıda hazırladıkları özel Singapur ekiyle, 20-30 Kasım’da düzenlenecek Singapur Tasarım Haftası’na ve 23-25 Kasım’daki ICSID Dünya Tasarım Kongresi’ne ön hazırlık yapılmış. Finanstan yaratıcı sektörlere, turizmden nerde yenilir içilir’e kadar ülkenin röntgeninin çekildiği ekte sadece tarihçe eksik.

Singapur, (bir önceki yazımda bahsettiğim) INDEX’in ilk kardeş/ortak şehri ilan edildiğinden, bu yılın katılımcılarını içeren sergi de tasarım haftası süresince izlenebilecek ama bu etkinliklerden sadece bir tanesi çünkü uluslararası endüstriyel tasarımcılar konseyi birliği ICSID de kongresini aynı hafta içinde Singapur’da düzenliyor ve 50. yıl şerefine bu yılki temayı “2050’yi tasarlamak” olarak belirliyor. Gerçekleştirilecek stüdyo çalışmalarının liderleri ise yüzlerini geleceğe dönmüş birbirinden parlak isimler.



Kopenhag’ta Alice Rawsthorn’un “gelecekte araba nasıl olacak?” sorusunu yanıtlayan Chris Bangle, yakın tarihte kendi ofisinde meyve verecek düşüncelerini bu çalışmada daha da detaylandıracak. Malum, teknolojinin nimetleri sayesinde birbiriyle iletişim halinde olacak tüm araçların duygularımıza hitab etmesi kaçınılmazlaşacak. Bangle’a göre gelecekte her hangi bir araba markasından öte, kişiselleşmiş ve akıllı araçlar (ara yüzler) öne çıkacak. Mesela, koltuk, rahat sürüş için gerekli olan bir araçtan öteye geçecek. Sağlık çalışması Philips’in efsanevi Tasarım Direktörü Dr. Stefano Marzano, sürdürülebilir şehirler Foster + Partners yöneticileri, tarım ise ünü Afrika kıtasını aşmış tasarım enstitüsü Design Indaba’nın kurucusu Ravi Naidoo liderliğinde düzenlenecek.



Hem algı hem de konumlandırma açısından seviye atlayan “tasarım” ve “tasarımcı”dan beklenenler yükseldi . Bu yüzden, sadece ürün değil, süreç, deneyim ve hizmetin de sorumlulukları arasında olduğunun bilincine vakıf tasarımcıların önceliği gittikçe karmaşıklaşan hayatımızı yeniden basitleştirmek olacak.

3 Eylül 2009 Perşembe

Kopenhag Tasarım Haftası – 2

İnternetten de rahatlıkla takip edilebileceği üzere Kopenhag Tasarım Haftası içeriği sağlam seminerleriyle, örnek vaka sunumlarıyla, tasarımcı buluşmalarıyla devam ediyor.



Tasarımın değerini bilen bir şehirde olduğunuzu alelade bir pasajdan geçiyorken aniden Konstantin Grcic 'in çalışmalarıyla karşılaşmanızdan anlayabilirsiniz.

Bouroullec kardeşlerin Danimarkalı Kvadrat için tasarladığı kumaş da çok katlı alışveriş merkezlerinde en sık rastlanan detay.



Bu arada, hem ergonomi açısından hem de düz ayak bir coğrafyaya sahip olmalarından dolayı düşündüğüm çok sık rastlanan bir kare daha var. Çoğu ebeveyn bebeklerini 4 tekerlekli yataklı arabalarda taşıyor. Konfor bu olsa gerek.



Sosyal, çevresel ve ekonomik konuların sürdürülebilirliğe yönelik geliştirilen tasarım çözümleri ShowHow Sergisi’nde bir araya gelirken, öğrenci işlerinden, IDEO’nun insan odaklı tasarım proje örneklerine, suda bile üstüne yazı yazılabilen taş kağıt ScandiRock’tan Kore’nin havayı temizleyen beyaz kömürü Hakutan'a kadar çeşitli detay ile karşılaşabiliyorsunuz.



Tasarıma ve sürdürülebilirliği kafasına takmış Danimarka’nın Kraliyet Ailesi de boş durmuyor. “Yaşamı iyileştirmek için tasarım” mottosuyla Veliaht Prens tarafından 2002 yılında kurulan INDEX kar amacı gütmeyen bir oluşum. 2005’ten bu yana 2 yılda bir düzenlenen tasarım yarışmasının bu yılki adaylarını kapsayan sergi ise şehrin en işlek meydanlarından Kongens Nytorv’ta gezilebiliyor. 28 Ağustos’ta gerçekleşen ödül töreninin ardından 5 kategorinin birincilerinin sergilendiği balonların üzerine etiketler hemen ertesi günü yapıştırılmıştı.



Son günü ayırdığımız mobilya fuarı CODE09’ın düzenlendiği alanın nerdeyse dörtte birini ise yine öğrenci işleri ve Kuzey tasarımının yeni örneklerinden seçilenler oluşturuyordu. Konumuz sürdürülebilirlik olduğundan Kuzey Kutbu’nda turistlere yönelik çevreci klübe ya da 10 saat içinde 1 sandalyeyi nasıl tasarlarsınız işleri aralara serpiştirilmişti.



Ancak, fuarın kahramanı Arne Jacobsen’ın Egg Chair’i idi. Zaten bizim için nazar boncuk ya da Türk kahvesi ne kadar özdeşleşmiş figürler ise tasarımcı ve mimar A. Jacobsen da Danimarka için o konumda.

1 Eylül 2009 Salı

Kopenhag Tasarım Haftası – 1

Geçen hafta ipucu verdiğim gibi 27 Ağustos – 6 Eylül tarihleri arasında düzenlenmekte olan Kopenhag Tasarım Haftası’nı izlemek üzere 4 günlüğüne Kopenhag’taydım. Tasarıma doymuş, caddelerine Arne Jacobsen gibi ünlü tasarımcılarının isimlerini vermiş olan şehrin ilk kez düzenlediği tasarım haftasına katılım beklediğimden azdı.



Ayrıca, Birleşmiş Milletlerin İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak böyle bir şehrin diğer Avrupa şehirlerine kıyasla bakımsız olacağını düşünmezdim. Belediyenin çöpçüleri sanırım kısmi grevdelerdi ama Kopenhaglıların karbon üretmemek konusunda duyarlı oldukları kesin. Bisikletlilerin sayısı gerçekten fazla.



Bu katılım sırasında beni en çok etkileyen BMW’nun eski Tasarım Direktörü Chris Bangle ve Architecture for Humanity’nin kurucusu Cameron Sinclair’in sunumları oldu. Sunumlar hakkında daha detaylı yazacağım ama ilk akılda kalanlar: Bangle, Youtube’da yayınlanmasının ardından 4,5 milyon kez tıklanan GINA’nın BMW’ya sadece PR değil tasarruf da sağladığını söyledi. Eskiden araba prototipleri için oyma ya da çamur modeller kullanılırken GINA sayesinde hem vakit hem de nakitten kazanıldığını gösterdi.



Sinclair ise mimari projelerin ve değiştirdikleri hayatların yanı sıra kriz nedeniyle göremediğimiz hayatlara değindi. Tekstil sektöründe çalışırken bir anda işini kaybeden Uzakdoğulu kadınların sadece 50 cent’e vücutlarını satarak nasıl bir yaşam mücadelesi verdiklerinden bahsetti.



Günlük devam edecek...