18 Aralık 2008 Perşembe

Sivil toplum kuruluşları için yükselen mecra: cep telefonu...

MobileActive.org, cep telefonlarını ayrı bir mecra gibi kullanıp sosyal etki yaratmak isteyen özel ya da sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu bir topluluk. Ekim ayında Güney Afrika’da düzenlenen MobileActive08 Konferansı’nda da cep telefonlarının yarattığı her türlü etki (iyi ya da kötü) tartışılmış.

İçlerinde birkaç konu var ki, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının da dikkatini çekecek yönde. Öncelikle cep telefonlarının sosyal etki yaratma yönündeki çalışmaları hemen ölçülmeye başlanmış.



Herkesin çok iyi hatırlayacağı gibi 23 Nisan’larda ya da özel günlerde çeşitli sivil toplum kuruluşlarımızın, 1 SMS gönderin X çocuğun okumasına katkıda bulunun gibi kampanyaları olur. Bunun yurtdışı versiyonu ise “please call me” mesajları. Hazır kart benzeri hatlara sahip olanların kontörü kalmadığında, sevdiklerine kendilerini aramalarını için ücretsiz “please call me” mesajı gönderiyorlar. Güney Afrika’daki bir sağlık örgütü de telekom firması ile anlaşarak bir yıl boyunca hergün 1 milyon bedava “please call me” mesajı gönderecek. Bu mesajın diğer bir esprisi mutlaka sonuna kendi cep telefonu yazman. Sivil toplum kuruluşu da, bu mesajında dikkat çekmek istediği konuyu ve kendilerine ulaşılabilecek numaralarını yazıyor. Kampanya başlar başlamaz kuruluşu arayan telefonların oranı %200 artmış.



Diğer konu ise ödeme sistemlerine yönelik yazılım yapan İveri firmasının Güney Afrika Sürdürülebilir Deniz Ürünleri Enstitüsü için geliştirdiği yöntem. Deniz mahsülü alışverişi yapan kullanıcı, herhangi bir SMS gönderdiğinde (muhtemelen yeri tespit edilebildiğinden) kendisine anında doğal deniz hayatı ile ilgili bir mesaj gönderilerek farkındalık yaratılmaya çalışılıyor.

Ülkemizde sponsorlu SMS hizmetinin yavaş yavaş konuşulmaya (belki de kullanılıyordur bile) başlandığını biliyorum. Çoğumuzun promosyonel amaçlarla gönderilmiş SMS’lerden de bunaldığına inanıyorum ama gençlerin en önemli iletişim araçlarından olan cep telefonunu sosyal konulara dikkat çekmek için yeteri kadar kullanıyor muyuz?

15 Aralık 2008 Pazartesi

2008 biterken...

Evet, biraz TIME’ın her yılın bitişinde hazırladığı sayıya benzer bir yazı olacak ama açıkçası yıl boyunca neler öne çıkmışı hatırlamayı değerli buluyorum... Doğal afetler, ekonomik kriz, komşu ülkelerin birbiriyle savaşı, terörist saldırılar, korsancılık oyunları, Olimpiyat derken bir yıl daha geride kalıyor. Peki nelerdi öne çıkanlar:



1. Politika bu bloğun konusu değil ama Obama’ya Amerika’nın ilk siyahi başkanı olma özelliğini kazandıran kampanyası, tasarımından konumlandırmasına kadar başlı başına bir konuydu.
2. Tasarım ve inovasyonu birleştirerek kendi pazarlarını yaratanları ya da mevcut pazarını iyice silkeleyen şirketlerin ürünleri bolca satın alındı. (Nintendo’nun Wii’si, Apple’ın iPhone’u)
3. 2.0: Bir süredir kurumlar markalı ürünlerinde kişiselleştirmeyi zaten yapıyordu, hatta web üzerinden kendi tasarımını kendin yap/giy/ye/iç çözümü ile ayrışmaktan hoşlananların ilgisini çekmeyi başarmışlardı. Zaten devir interaktivite devri ama markayı marka yapan temel göstergelerden birinin müşterilerin fikirleri olduğunu kabul eden kurumlar, çeşitli fikri proje yarışmaları düzenlerken, sanal dünyada gruplar oluşturarak müşterilerin duygusal bağ yakaladıkları markaları hakkındaki yenilikçi fikirlere açık olduklarını da hissettirdiler.
4. Lüks lüks lüks ya da sınırlı sayıda özel üretim.
5. Bu düzen böyle devam edemez düşüncesini benimseyen kurum ve tasarımcıların, daha sürdürülebilir bir dünyayı arzulayan bilinçli tüketiciler için “yeşil” ürünler, binalar, yaşam alanları yaratmaları, alternatif enerji kaynakları üzerine daha çok kafa patlatmaları.
6. Youtube, Facebook gibi sanal sosyal topluluklarla gözetle(n)me, dışarıya karşı bir gösteriş ama aynı zamanda ben de varım hissi. Hele Youtube, Warhol’un “herkes 15 dk.lığına ünlü olacak” lafını doğrular gibi...

12 Aralık 2008 Cuma

Doğaya kulak verin...

Şimdilik “doğayı taklit etme” olarak çevirebileceğimiz “biomimicry”, çok taze bir bilim dalı. Konunun tanınmasını sağlayan ise doğabilim üzerine çeşitli kitaplar yazmış olan, Janine Benyus. 1998’de kurduğu Biomimicry Guild, tasarımcıların, mimarların ya da mühendislerin inovatif projeleri için doğaya nasıl bakmaları gerektiğiyle ilgili danışmanlık veriyor. Yaklaşık 2 yıl önce kurduğu Enstitü ise, ilköğretimden üniversiteye kadar her seviyedeki öğrencinin problem çözme yeteneğini geliştirmeyi, “Innovation for Conservation” fonu ile de doğaya dönük tasarımlar yapan kurumların doğanın korunmasına yönelik bir birikimi de desteklemeklerini hedefliyor.



Biomimicry Institute’ün yeni projesi ise AskNature.org. Doğadan esilenebilecek konular hakkında online kütüphane işlevi gören siteden, kelebeklerin kanatlarından ya da yaprak yüzeylerinin su tutmama özelliğinden yola çıkarak geliştirilen Lotusan boyasından, okyanusta yaşayan mavi midyenin karakteristik yapısının Purebond yapıştırıcısına nasıl esin kaynağı olduğunu takip edebilirsiniz.



“Biomimicry” yeni bir kavram olabilir ama yüzyıllardır gezegenimizin çetin koşullarında yaşamlarını devam ettirmiş doğal hayatı ve varlıklarını gerekli dikkati vererek inceleyebilirsek gelecek kuşaklara daha sürdürülebilir bir ortam bırakabilir miyiz?

7 Aralık 2008 Pazar

Gizli milyoner...

İngiltere’nin özel kanallarından Channel Four geliştirdiği TV programı “Secret Millionaire” ile 2007 yılında Rose D’or Ödülü’ne layık görülmüş. 2000’li yıllardan beri hayatımızda olan “reality show” programları içinde sanırım en bilinçli ve sosyal sorumluluğa önem vereni...



Birkaç yardımsever milyoner (dönüşümlü olarak), 10 günlüğüne kimliklerini gizleyerek ve lüks hayatlarını geride bırakarak ülkenin sorunlu ve fakir bölgelerine karışıyor. Mümkün olduğu kadar fazla insan tanıyarak, o bölgenin/mahallenin yaşadığı problemi çözmeye yönelik emek harcayacağını düşündüğü kişiye, 10 günün sonunda kimliğini açıklayarak kendi cebinden dilediği tutarda bağışta bulunuyor. Belirli bir süre sonra gizli milyonerimiz aynı bölgeyi ziyaret ederek, değişimi gözlemlemiş olmuyor.



Başarılı olan her işte olduğu gibi bu program da çok kısa bir zamanda okyanusu geçerek Amerika’ya da uyarlanmış. Programın içeriğinde herhangi bir değişiklik yok ama gizli milyonerler arasında dikkat çekici bir isim var. 26 yaşındaki Gurbaksh Chahal. 4 yaşındayken ailesiyle birlikte Amerika’ya yerleşen Hintli Gurbaksh, sadece 16 yaşındayken kurduğu internet reklamcılığına yönelik şirketi ClickAgents’ı 2 yıl sonra 40 milyon dolara satmış. 2004 yılında kurduğu BlueLithium şirketi ise yine online reklam sektöründe inovasyon lideri olarak gösterilmiş ve sadece 3 yıl sonra, bu sefer bir dev, Yahoo tarafından 300 milyon dolar nakit karşılığında satın alınmış. Chahal, şimdi sadece Secret Millionaire’de değil diğer TV programlarında da boy gösteriyor, yeni kitabı The Dream’i tanıtıyor ve gWallet projesi üzerine çalışıyor.



Bağış yapmaya geldiğinde rekor rakamlara ulaşıyor olabiliriz ama sosyal konularda bilinç eksikliği yaşadığımız ülkemizde, balık veren değil, balık tutmayı öğreten bu format ilgi görmez mi? Ya da başarılı genç işadamlarımızın örnek olmasını sağlayacak, sadece iş odaklı değil sosyal odaklı sorunları da çözmeye girişimde bulunabileceklerini göstermek toplumda bir kaldıraç etkisi yaratmaz mı? İyi ve keyifli bir Kurban Bayramı geçirmeniz dileğiyle...

4 Aralık 2008 Perşembe

9. Pazarlama Zirvesi’nin ardından...

2-3 Aralık’ta Management Center Türkiye tarafından düzenlenen konferansta bende iz bırakan bölümleri paylaşmak istedim.



Blue Ocean” stratejisini Renee Mauborgne ile kurgulayan W. Chan Kim’den şok edici bir açıklama: “İnovatörler kaybeden insanlardır. Bu yüzden pazarlama önemli çünkü onlar marka değerinin ne demek olduğunu biliyorlar.” Bu sözün üstüne tüm salona “PC’yi ve VHS’i kim buldu” sorusuna kimse doğru yanıt veremeyince aslında ne demek istediğini örneklemiş oldu ama yine de sarsıcı bir söylem. Blue Ocean’ın en çarpıcı örneği (sunuma girdiğine göre) Nintendo. Wii’yi izlemeye devam...



Donald Sull, hızlılık kavramından bahsetti. “Kelebek gibi uçan, arı gibi sokan” Muhammed Ali ile devasa George Foreman’ın arasındaki müsabaka maçına Muhammed Ali’nin nasıl hazırlandığını anlattı. Muhammed Ali, 6 ay boyunca hapisten çıkan güçlü kuvvetli suçlulardan sürekli yumruk yemiş. General Motors da yıllardır hala ayaktaysa Foreman gibi devasa olmasına bağlayan Sull, Ali gibi hızlı markaların da karşılaşacakları ağır darbelerle karşı göğüs germeleri için güç kazanmaları gerektiğini belirtti. Ronald Jones da “interdisciplinarity – transdisciplinarity”den bahsetti. Yani, gelecekte farklı disiplinlerden uzmanların daha fazla birarada olacağına dikkat çekti.



Medai Snackers’tan DK, gençlerin alışkanlıklarını, internet ve mobil dünya ile nasıl içiçe olduklarını dinamik bir sunumla anlattı. Söylemeyin dedi ama chat jargonunda “POS – Parent Over Shoulder” ('tepemde annem/babam duruyor' demekmiş :=) Konferansı, Peter Fisk de gaza getirici enerjik sunumuyla kapatırken, fırtınalı dönemde 50 sihirli pazarlama stratejisinden bahsetti.